8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Görsel: Krystal Quiles

Belli bir yaşın üzerindeki kadınlar, halen 80'lerle birlikte yükselen kadın hareketinin deneyimini ve ümidini bugüne taşıyabiliyorlar. Peki ya bu dönemi görme fırsatı olmamış genç kadınlar? Bir önceki jenerasyonun verdiği mücadele onların hayatlarını iyileştiremeyi başardı mı? Genç kadınlar ve ilk gençliğe adım atanlar bugün ne sorunlar yaşıyor; geleceği nasıl görüyor ve Türkiye'de hayatta kalmak için hangi yolları deniyorlar?

Yazı: Ayça Örer

24 yaşındaki Sema, kendi tabiriyle “havalı” bir markette çalışıyor. Aslında Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik mezunu ama özel hastanelerde bir süre çalıştıktan sonra devlet hastanelerine geçmek için uğraşmaya karar vermiş. Bu arada yine kendi tabiriyle onu “finanse edecek bir ailesi” olmadığı için kasiyerlik yapıyor:

“Buradaki altıncı ayım ve aslında zaten bu tür yerlerde insanlar kısa süreli çalıştığı için ben kıdemli sayılıyorum. Bulunduğum mağaza evime yakın ama dönem dönem rotasyona tabiyiz, böyle olunca sabahın çok erken saatlerinde çıkmam ve toplu taşıma kullanmam gerekiyor. Otobüs kullanmak bende bir travma oldu artık. Bir kere çok kalabalık. İnsanlar kaba. Otursam bazen yanındaki erkekler o kadar yayılıyor ki kendi yerimde küçülüyorum. Oturmasan sürekli tedirginsin.”

Sema otobüste ya da toplu taşımada herhangi bir sorunla karşılaşmamış. O yaşadığı şeylerden değil, yaşama ihtimali olan şeylerden gergin:

“Ben anne, baba, kardeşlerimden oluşan ailemde şiddetle karşılaşmadım. Ailem Sivaslı ama kaç yıldır İstanbuldalar. Bizim içimizde olmadı ama mesela amcamın kızı geçen yıl evlendi, bu yıl boşandı. 22 yaşındaki kızı o kadar ezmişler ki, sürekli bayılıyor. Sonra iki ay önce işten ayrılan bir çocuk gelip benim üzerime yürüdü. ‘Bana zamanında gelmiyor demişsin’ dedi, tehdit etti. ‘Çıkışta bekleyeceğim’ dedi. Zaten ayrılma nedeni sorunlu tavırlarıydı. Sürekli müşterilerle kavga ediyordu. Benden önce de başka bir kasiyer kıza sataşmıştı. Böyle durumlarda mağaza müdürü bizi kolluyor ama biliyorum ki bu durum büyüse, şirketin farklı kesimlerinde duyulsa işten çıkartılırım.”

Çıkartılsa çok mu kötü olur? Bir sendika, bir dayanışma bulamaz mı? Bu soruyu kendine çok sormuş:

“Bizim mağazalarda çalışanları da kapsayan sendikalar var ama ben bunlara güvenemiyorum. Ailemde hiç böyle bir gelenek yok. Babam söylemiyor ama bu işte çalışmamdan memnun. Şimdi bizimkilere otobüste ya da işte geriliyorum desem, ‘Ne var korkacak’ derler. Kendimi bazen şöyle hissediyorum: Daima bir kasanın, bir bankonun, bir veznenin arkasında duracağım ve gelen herkesi mutlu etmek için elimden geleni yapacağım. Benim vazifem bu kadar. Kadınlarmış, haklarıymış, ne bileyim? Bunlar bana uzak geliyor.”

Bir tür sandalye kapmaca

31 yaşındaki Aslı öfkeli, çok öfkeli:

“Bazen mesela babama, bazen sürekli bana akıl veren erkeklere, bazen trafikte karşılaştığım sürücüye böyle avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum. O kadar sinirleniyorum ki bu sürü saçmalığın kadınlara mal edilmesine. Erkeklerin başarısızlıklarının hasır altı edilmesine, kadınların suratına her fırsatta çarpılmasına.”

Bekar bir annenin aktivizm deneyimi olan kızı Aslı. Annesinin boşanma sürecinde yaşadıkları, onda erken dönem bir farkındalık yaratmış ve bu farkındalıkla örgütlü mücadelenin yollarını aramış:

“Aktivizm ailemden çok yabancı olduğum bir şey değildi ama toplumsal cinsiyet üzerinden bir farkındalık da yoktu. Hep 80’ler ve sonrasındaki insan hakkı ihlallerine yönelik bir örgütlü mücadeleyi biliyordu bizimkiler. Bense cinsiyet eşitsizliği üzerine konuşmak ve çalışmak istedim.”

Üniversite döneminde başlayan örgütlü aktivizm süreci bugünlerde devam etmiyor:

“Okulu bitirince mücadeleyi bırakırsın diye bir laf vardır ya. Ben aslında mücadeleyi bırakmadım sadece bunun temsilcisi mecraları bıraktım. Onların benim adıma konuşmasını, benim gayretim üzerinden politika yapmasını uygun bulmuyorum. O kadar acayip şeylere tanıklık ettik ki oralarda olduğumuz süre boyunca. Mesela tacize karşı bir toplantı yapıyoruz, kadın kadına markaj yapıyor, onun üzerinde bir tahakküm kuruyor. Bunu gösterip itiraz ettiğinde de seni örgütlü yaşama adapte olamamakla suçluyor. Belki senin örgütlü yaşam diye bildiğin şey, başka tür bir hiyerarşidir?”

Aslı’ya göre ageizm (yaş ayımcılığı) bu tür kurumlardaki en büyük sorun:

“Ben bunu bir tür sandalye kapmaca olarak görüyorum. Bazı insanlar zamanında bazı sandalyeleri kapmışlar ve onlara o kadar iyi sahip çıkıyorlar ki yeni bir insanın gelmesi ihtimali bile yok. Ben orada kendimi ispat etmek için gece-gündüz çalışacağım, eylemde gözaltına alınacağım ve bizim yaptığımız şeylerin hiçbiri Adana’da şiddet gören bir kadına çare olamayacak. O yüzden örgütsüz bir insan olarak kendimi temsil etmeyi ve bu konuda ısrarcı olmayı daha doğru ve politik bir tavır olarak görüyorum.”

Asla yalnız yürümeyeceksin, peki kiminle yürüyeceksin?

16 yaşındaki Defne’nin annesini zaman zaman çileden çıkartan çıkışlarının ardında hep şu sav var:

“Bence kadınlar ya da erkekler Türkiye’de bugüne kadar bir şey yaptılarsa bunun çok iyi sonuç vermediği belli. Başka bir şey daha yapmaları lazımmış demek ki.”

Üniversiteye hazırlanan, K-Pop hayranı, derslerine sıkı sıkıya sarılan Defne toplumsal olayları sorgulamayı kendine uzak buluyor:

“Benim için notlarım çok önemli çünkü çok ciddi bir rekabet içindeyiz. Ben de hayatımı farklı bir yönde kurgulamak istiyorum. O yüzden notlarımı da derslerimi de önemsiyorum. Hayatımı da buna göre hayal ediyorum. Başka bir yerde, başka koşullarda yaşamak istiyorum.”


YAZININ DEVAMI


İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📮 Milor soruşturması, Özer iddianamesi

Ticaret Bakanlığı, yemek eleştirmeni Vedat Milor'un İBB'ye ait Kent Lokantası'nda yediği yemek hakkında soruşturma başlattı. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer'in 15 yıla kadar hapsinin istediği iddianame kabul edildi.

08 Mar 2025

Odeabank ile birlikte
YouTube

İLGİLİ OKUMALAR