Hasılı devr-i felek

Gezi Parkı’nda ağaçların önüne dikilip "Ben onların da vekiliyim" diyen, “barış” isteğiyle elini taşın altına koyan, işkencecisiyle yüzleştiğinde sorularını sükunetle soran, hayatına bolca açlık grevi, cezaevi ve türlü hastalık sığdırsa da gülümsemeyi ihmal etmeyen Sırrı Süreyya Önder, 63 yaşında hayata veda etti. Önder, nezaketi, kalenderliği, nüktedanlığıyla Cumhuriyet tarihinin en ilginç siyasetçi portrelerinden birini çizdi.

Yazı: Ayça Örer

Gezi Parkı’nda ağaçların önüne dikilip "Ben onların da vekiliyim" diyen, “Barış” isteğiyle elini taşın altına koyan, işkencecisiyle yüzleştiğinde sorularını sükunetle soran, hayatına bolca açlık grevi, cezaevi ve türlü hastalık sığdırsa da gülümsemeyi ihmal etmeyen Sırrı Süreyya Önder, TBMM kürsüsünden seslenirken takındığı nezaketi, dile hâkimiyeti, en acılı zamanlarda sisleri dağıtan şakaları ile Cumhuriyet tarihinin en ilginç siyasetçi portrelerinden birini çizdi.

Kalenderlik, nüktedanlık, kadirşinaslık… Türkiye’nin giderek tek tipleşen siyasi karakterleri içinde Sırrı Süreyya Önder bu üç özelliğiyle öne çıkıyordu. Bütün bu özellikleri yüzünden de yorulduğu, kırıldığı anlaşılmazdı. Belki de bu yüzden başkanlık ettiği bir meclis oturumunda hararetli tartışmalar yaşandığında dayanamamış şöyle demişti:

“Yine bunu söylemek istemezdim ama beynime pıhtı attı Genel Kurulu yönetirken. Her şey bir hayra gebedir, gittik pankreasta tümör çıktı. Ağır da bir tedavi görüyorum. Ona rağmen ben bu kadar tahammüllü, bu kadar saygılı ve ayıp bir şey insanın kendisi için bu tanımı kullanması ama bu kadar zarafetle yürütmeye çalışırken bu hoyratlık kabul edebileceğim bir şey değil. Yani acaba zarafetimizi, nezaketimizi, edebimizi başka bir şey olarak mı yorumluyorlar duygusuna kapılıyorum. İncindiğim bir şey. Efendim bu makamı da kırk yılda bir aldık, o da sizin keyfiyetiniz yüzünden.”

Tansiyonun yükseldiği zamanlarda sükunetini korumaya gayret eden Sırrı Süreyya Önder’in çıkışı, kendisine kızanları bile şaşırtmış, gerginlik bir anda sönümlenmişti. Bütün hayatı boyunca türlü sıkıntılar çekmiş Önder’i hâlinden şikayet ederken görmek neredeyse imkansızdı.

7 Temmuz 1962’de Adıyaman’da doğmuştu ve babası şehrin az sayıdaki sosyalistinden biriydi. Adıyaman TİP (Türkiye İşçi Partisi) kurucularından Ziya Önder, hem berberlik yapar hem arzuhal yazardı. Oğlu sekiz yaşındayken vefat etti ama arkasında bıraktığı kitaplar, onun hayat görüşünün temelini oluşturdu. Amcalarından biri Türkiye Öğretmenler Sendikası'na (TÖS), biri Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği'ne (TÖB-DER) üyeydi, dayısı Said-i Nursi talebesiydi ve Sırrı Süreyya Önder bu ortamda büyüdü. O zamanlarda edindiği okuma sevgisi bütün ömrünce hayatının en önemli lüksüydü, o yüzden hastalıklarını dert etmese de gözlerini ameliyat ettirmeyi rahat kitap okumak için önemsemişti:

“Babam vefat ettikten sonra aradan bir zaman geçti, bir sandık getirdiler eve. İçi ağzına kadar kitap doluydu. 12 Mart dönemiydi. Malum, darbeler ve kitap saklama döngüsü. Açtığımızda en üstte Orhan Kemal’in Bereketli Topraklar Üzerinde kitabı vardı. Bir de Ahmet Arif’in şiirleri el yazısıyla, deftere yazılmıştı. Bereketli Topraklar Üzerinde ilk okuduğum kitaptı, sökmeye çalıştığım diyelim. Babam bana okula başlamadan önce okumayı yazmayı ve dört işlemi öğretmişti. İlkokulun ilk üç senesinde ben sınıfta öylece oturdum. Bende nasılsa okumayı biliyorum diye tabelalardan reçetelere kadar ne bulursam okuma merakı vardı. Bu kitapla giriştiğim serüven iyi bir şeye yol açtı.”


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto GündemAposto Gündem

BÜLTEN SAYISI

📬 Sırrı Süreyya Önder'e veda, Papa Trump

Sırrı Süreyya Önder yaşadığı kalp rahatsızlığının ardından 18 gündür devam eden yaşam mücadelesine yenik düştü. Donald Trump, sosyal medyada yapay zekayla üretilen ve kendisini Papa olarak gösteren bir görsel paylaştı.

04 May 2025

TokenFlex ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR