Ölümlü olmanın erdemleri

İnsanı ölmemek için ruhunu şeytana satmaktan kurtaran teknolojiye giderek yaklaşıyoruz. Bugün longevity en gözde sektör. Boşuna değil. İnsanlar hep ölümden kaçmak istemiş. Peki uzun bir ömrü ne yaparak geçireceğiz? Hasret Gültekin’in deyimiyle, "Bir insan ömrünü, neye vermeli?"
Yazı: Sinem Dönmez
Yunan mitolojisinde Tithonos, Troya prensi ve Şafak Tanrıçası Eos’un (Aurora) âşığıdır. Aurora onun güzelliğine hayran kalır ve Zeus’tan Tithonos’a ölümsüzlük vermesini ister. Zeus isteği kabul eder fakat Aurora onun için sonsuz gençlik dilemeyi unutur. Tithonos ölümsüz olur ama yaşlanır. Yaşlandıkça zayıflar, güçsüzleşir, konuşamaz ve hareket edemez hâle gelir ama yaşamaya devam eder. Bu sonsuz varoluş bir yüke dönüşür; Tithonos ölmek ister ama kurtuluş bulamaz. Aurora onun çektiği acıya dayanamayarak onu bir çekirgeye dönüştürür; yaşlı, çürüyen bedeninden kurtarır.
İnsanı ölmemek için ruhunu şeytana satmaktan kurtaran teknolojiye giderek yaklaşıyoruz. Bugün longevity en gözde sektör. Boşuna değil. İnsan ömrünü uzatmak için çalışan şirketler, şimdilik potansiyel ortalama yaşam süresini 150 olarak öngörüyor.
- İnsanlar hep ölümden kaçmak istemiş. Peki uzun bir ömrü ne yaparak geçireceğiz? Hasret Gültekin’in deyimiyle, "Bir insan ömrünü, neye vermeli?"
İyi yaşamak ve yaşlanmamanın bir statü sembolü olması, elbette sosyal medyanın bir performans alanına dönüşmesiyle eşzamanlı. Ne kadar iyi bir hayat sürdüğünü sosyal medya hesapları aracılığıyla paylaşmak artık görgüsüzlük değil. Bir endokrinoloji uzmanıyla yarışacak kadar hormon, aminoasit ismi biliyoruz. Belki de çok fazla biliyoruz.
Eskiden iyi veya kötü uyuduğumuzu sabah nasıl kalktığımızdan anlayabiliyorken şimdi uyku kalitemizi takip edebildiğimiz bir teknolojiye sahibiz. Yürüyüş yaptığımız rota bir içerik. Aynada nasıl göründüğümüz bir içerik. Yediğimiz granola, avokado, spor salonundaki aynadaki selfie bir içerik. Pixel Flesh kitabının yazarı Ellen Atlanta şöyle diyor:
"Bedenimizi olduğu bütün hâliyle değil, başkaları tarafından nasıl göründüğünü düşünerek algılıyoruz. Kendimizi yalnızca bakılan ve değerlendirilen bir görüntüye indirgiyoruz."
Hayatının başrolü olmak için yaşamak
Artık bedenimiz ve kendimizle kurduğumuz ilişkinin arasında ekranlar, daha da önemlisi, görünmez bir kamera varmış gibi yaşamak var.
Artık herkes bir tür performans sanatçısı. İlk olarak 2021’de main character syndrome olarak anılan kavram, 2025’e geldiğimizde main character energy’ye dönüştü. Psikologların görüş bildirdiği sendrom, şimdi Tiktok’ta imrenilen bir etiket. Artık herkes hayatının başrolü gibi yaşıyor. Herkesin kendini başrol gibi görmesi hoş bir durum sayılabilirdi ancak burada mesele kendini sevmekten öte, o yargılayıcı bakışın genelleşmesine dönüştü. Herkes kafayı yavaş yavaş kendiyle bozdu. Bu bir eleştiri değil, çağın gerekliliği.
Sürekli kendimizi gördüğümüz bir çağda yaşıyoruz. Herkes en çok kendine bakıyor. Sadece selfie’ler değil, görüntülü konuşmalar, Zoom toplantıları… Telefonların en çok kamera kaliteleri gelişiyor. Günde 92 milyon selfie çekiliyor. Bu kadar kendiyle meşgul olma durumu, giderek nasıl göründüğümüze takıntılı bir ruh hâli yaratınca iyi yaşamak, genç görünmek, yaşlanmamak bir statü sembolü oldu. Sağlık arayışı ve iyi yaşamak bir takıntıya dönüştü.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
15 dilden, doğa olaylarını algılayış biçimimizi, kozmos ile kurduğumuz bağları anlatan 15 farklı kelime üzerine düşündük. El işlerinin şaşırtıcı serüvenini, bir direniş aracına dönüşen dikişin yolculuğunu inceledik.
07 Haz 2025

İLGİLİ OKUMALAR


