Sanki her şey normalmiş gibi

Türkiye’deki çoğunluğun uzun yıllardan beri hissettiği ve bugünlerde Batı demokrasilerinde de giderek yayılan bir his var: “Her şey sorunlu, her kurum çürümüş durumda ama hayat sanki her şey normalmiş gibi akmaya devam ediyor.” Sanki etrafımızdaki her şey çöküyor ama yapabileceğimiz bir şey olmadığını düşünüyoruz ve hayatlarımızı olağan akışında yürütmeye çalışıyoruz. Peki bunun çaresi ne?

Yazı: Serkan Köybaşı

Türkiye’deki çoğunluğun uzun yıllardan beri hissettiği ve bugünlerde Batı demokrasilerinde de giderek yayılan bir his var: “Her şey sorunlu, her kurum çürümüş durumda ama hayat sanki her şey normalmiş gibi akmaya devam ediyor.” Sanki etrafımızdaki her şey çöküyor ama yapabileceğimiz bir şey olmadığını düşünüyoruz ve hayatlarımızı olağan akışında yürütmeye çalışıyoruz. Popüler benzetmeyle, adeta köy yanarken saçımızı tarıyoruz.

Türkiye’den örnek verirsek, mesela 15,5 milyon kişinin oyuyla Cumhurbaşkanı adayı seçilmiş Ekrem İmamoğlu, ortada somut hiçbir delil yokken aylardan beri tutuklu ama biz gündüz çalışıp akşam evde dizimizi izliyor, sonra da yatıp uyuyoruz. Anayasa Mahkemesi kararına rağmen Milletvekili Can Atalay, halen cezaevinde ama arkadaşımızın doğum gününde eller havaya dans ediyoruz. Devletin resmî kurumu TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına inanmayı bıraktık ama tatil planı yapıyoruz.

Yaşadığımız bu durum sadece bize ve bu zamana özgü değil ve bir adı var: Hiper-normalleştirme.

Sovyetlerin mirası çaresizlik hissi

Hiper-normalleştirme teriminin mucidi, California Üniversitesi'nde antropoloji profesörü olan Leningrad (şimdiki adıyla Saint Petersburg) doğumlu Alexei Yurchak. 2005 yılında yayımladığı Everything Was Forever, Until It Was No More: The Last Soviet Generation kitabında SSCB’nin çöküşünden hemen önceki 20 yıla odaklanıyor. 70’ler ve 80’lerde Sovyetler’de yaşayan neredeyse herkesin sistemin çökmekte olduğunu bildiğini, ancak buna rağmen statükoya bir alternatif düşünemedikleri için durumu kabullendiklerini anlatıyor.

Bu kabullenişin sonucu olarak herkes günlük hayatına devam ediyor. Zamanla bu kitlesel yanılsama, normale dönüşüyor ve “sanki her şey normalmiş gibi” yapmaya artık gerek kalmıyor çünkü bu sorunlu, çökmekte olan, çürümüş hâl yeni normale dönüşüyor. İşte Yurchak, bu duruma hiper-normalleştirme adını veriyor.

Gerçeklikten kopuyoruz

Günümüzde sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde aynı anda çok önemli değişimler, skandallar ve çürüme emareleri görülüyor. Bir yandan İsrail gözümüzün önünde bir soykırıma imza atıyor; Sudan ve Yemen’de insanlar açlıktan ölüyor; ABD’de Trump adım adım denge ve denetleme sistemini etkisiz hâle getirip otoriter bir yönetim kurma yolunda ilerliyor, diğer yandansa iklim değişikliği nedeniyle ekosistemin dengesi bozuluyor, gençlerin gelecekle ilgili umudu kalmıyor ve toplumsal kutuplaşma artıyor.


YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🍕 Pizza endeksi, Traoré'nin yükselişi

Ferdi Zeyrek'in portresi, Burkina Faso'da Traoré'nin yükselişi, Özgür Özel'in öngörülemez liderliği, hiper-normalleştirme, çözüm süreci ve ABD'de pizza endeksi.

19 Haz 2025

🍕 Pizza endeksi, Traoré'nin yükselişi

İLGİLİ OKUMALAR