Filistin devletini kurma girişimi ve Mazlum Abdi’nin kıskaçtan kurtulma manevrası

Ortadoğu gündeminde bu hafta Fransa'dan başlayarak Batı ülkelerinden gelen Filistin devletini tanıma açıklamaları ve SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Fransa’nın başkenti Paris’te HTŞ yetkilileriyle yaptığı görüşmenin boşa çıkması vardı. Bu iki olayın perde arkası.
Yazı: Faik Bulut
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot ve Suudi Arabistanlı mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan’ın katılımıyla, Suudi Arabistan’ın ev sahipliğinde 28-29 Temmuz 2025’te düzenlenen iki günlük konferansın ardından, Jean-Noel Barrot’a yakın bir kaynak Şarku’l Avsat gazetesine şunları söyledi:
“Konferans, iki devletli çözümün her zamankinden daha fazla tehdit altında olduğu kritik bir dönemde düzenlenmiştir. Birkaç gün önce İsrail parlamentosu, Knesset bölgenin ilhak edilmesini onaylayan bir karar aldı. Gazze’de süren savaşın yol açtığı yıkım ve bunun siviller üzerindeki etkisi ise hâlâ devam ediyor. Batı Şeria’da kaçak ve kanunsuz Yahudi yerleşim konutları kurma faaliyeti hızlandı. Fanatik (dinci-ırkçı Siyonist-FB) yerleşimcilerin Filistinlilerin can ve mallarına yönelik şiddeti yükseliyor. İsrail’deki (aşırı sağcı) iktidar koalisyonu içinde iki devletli çözümü tanımamayı ve Batı Şeria’yı ilhak etmeyi savunanların sayısı giderek artıyor.”
Birleşmiş Milletler (BM) teşkilatının ev sahipliğinde düzenlenen “Filistin sorununun barışçıl ve iki devletli çözümünün uygulanması” konulu uluslararası konferansa katılan ülkeler şu hususlarda anlaştılar: Gazze’deki savaşı ve insani felaketi durdurmak; İsrail’in Batı Şeria’daki Filistin topraklarını işgaline son vermek için diplomatik çabaları artırmak; Filistin devletinin daha fazla ülke tarafından tanınmasını sağlamak.
Konferansın sonuç bildirgesinde, BM’nin Filistin meselesinde kesintisiz sorumluluğunun altı çizildi; İsrail’in 1967’de işgal toprakları işgaline son vermesi gerektiği belirtildi; insani ve insan hakları hukuku dahil olmak üzere uluslararası hukuka saygı gösterilmesi gerektiği vurgulandı; Filistinli sivillerin canlarının korunması için gerekli önlemlerin alınması çağrısı yapıldı.
Fransa’nın barış girişiminin anlamı nedir?
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Eylül ayında New York’ta düzenlenecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda ülkesinin Filistin devletini tanıma niyetini açıklamasının ertesi günü, edebiyata hâkim birçok siyasi gözlemci, İtalyan yazar Tomasi di Lampedusa’nın meşhur “Cambiare tutto per non cambiare niente” (Hiçbir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştir) sözünü alıntıladı. Böylelikle Macron’un tek bir gönderi ile hem her şeyi değiştirdiğini hem de hiçbir şeyi değiştirmediğini söylemiş oldular.
- Küçümsemeden veya abartmadan akla gelen ilk soru şu: Macron’un kararı önemli mi? İşgal altındaki Filistin topraklarının durumunu veya doğasını değiştirebilir mi?
2. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransız lider Charles de Gaulle, Filistin halkını destekleme konusunda Fransa’yı seferber etmeyi başarmıştı. 1967’de altı gün süren Arap-İsrail savaşının ardından Paris yönetimi, Filistin topraklarında şiddet eylemleri-saldırıları düzenleyen Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile onlarca yıl boyunca işbirliğini sürdürebilmişti.
Fransa’nın rolü bununla da sınırlı kalmadı. 1993 Oslo Anlaşmaları'nın iç yüzünü bilenler, barış startını veren ülkenin Fransa olduğunu da hatırlayacaklardır. Paris, o sırada “Amerikalılardan uzakta, birbirinizle görüşün” tavsiyesini veriyordu. Nitekim bu tavsiyeye uyuldu ve o dönemde bu iş başarıyla sonuçlandı.
Cumhurbaşkanı Macron’un kararı da sürpriz değildi; aksine, Fransız dış politikasının metodolojisine göre beklenen bir karardı. Kendisine geri adım attırmayı amaçlayan karşı baskılara rağmen Fransa’nın iki devletli çözüm fikriyle ilgili çabalarıyla tutarlıydı.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Fransa'nın Filistin'i tanıma hamlesi, Georges Ibrahim Abdallah'ın özgürlüğü, SDG-HTŞ'nin karşılıksız kalan görüşmeleri ve kamusal alanın iptali.
01 Ağu 2025

İLGİLİ OKUMALAR


