Bir sistem sorunu

Size de son zamanlarda hangi partinin nerede durduğu ya da kimin kiminle yakın olduğu belli değilmiş gibi geliyor mu? Dün düşman olanlar bugün ittifak içinde gibi görünüyor, ama olmayabilirler de... Bu kafa karışıklığı için kendinizi suçlamayın. Sorun sizden kaynaklanmıyor; sorun 2017’deki Anayasa değişikliğiyle gelen yeni “sistem.”
Yazı: Serkan Köybaşı
Türkiye siyaset arenası her zaman karışık oldu. Ama kanımca bu karmaşada dahi bir düzen vardı. Kimin ne dediği, nerede durduğu, iç ve dış politikasının ana hatları ve kimin yanında veya karşısında olduğu üç aşağı beş yukarı bilinirdi. Seçmenler de buna göre belli bir eğilime yakın olur, bir önceki seçimde oy verdikleri partiden veya liderinden memnun değilse bir sonraki seçimde tercihlerini aynı taraftaki alternatiften yana kullanırdı.
- Peki size de son zamanlarda hangi partinin nerede durduğu ya da kimin kiminle yakın olduğu belli değilmiş gibi geliyor mu? Dün düşman olanlar bugün ittifak içinde gibi görünüyor, ama olmayabilirler de... Dün bir şey söyleyenler bugün tam tersini söylüyor ama belki de söylemiyorlardır.
Örneğin, nasıl oluyor da MHP gibi bir partinin lideri bir şey söylerken milletvekilleri farklı yönde oy atabiliyor? Sizin de kafanız karışıksa kendinizi suçlamayın. Sorun sizden kaynaklanmıyor; sorun 2017’deki Anayasa değişikliğiyle gelen yeni “sistem.”
Tersine işleyen sistem
Genel anlamıyla sistem, kendi içinde tutarlı olan düzene denir. Bir başka deyişle, eğer sistem iyi işliyorsa sistemin girdileri bilinir ve bunlar hep aynı veya benzer çıktıları verir. Bu nedenle, her sistemin bir kuruluş mantığı ve işleyiş yöntemi vardır. Siyaset bilimi ve anayasa hukukundaki sistemler de bu genel tanımdan bağımsız değil.
- Bir siyasal sistem, bulunduğu ülkenin politik tarihine, demografisine, partilerinin yapısına, seçim sistemine ve diğer unsurlarına (girdiler) bağlı olarak öngörülebilir bir sonuç, örneğin istikrar ya da uzlaşmacı bir yönetim (çıktılar) üretmek üzerine tasarlanır.
Ancak ülkemizde 2017’den beri işleyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin neredeyse on yıllık uygulama deneyiminin ardından ülke siyasetinin dev bir karmaşa içinde olduğunu görüyoruz. Getirdiği “tek başlı, partili ama sorumsuz” yürütme (Cumhurbaşkanı) sayesinde sistemin istikrar getireceği söylenmişti ancak onun yerine sürekli bir iktidar tartışması içindeyiz. Çünkü örneğin aslında bir başkanlık sisteminde olmaması gereken “erken seçim” halen mümkün ve ana muhalefet partisi ısrarla erken seçim talep ediyor.
Öte yandan AK Parti içinde de çeşitli kliklerin mücadele içinde olduğuna dair haberler yapılıyor. Bunlara ek olarak TBMM çoğunluğu ancak MHP, Hüda-Par ve DSP milletvekillerinin de içinde olduğu bir ittifakla sağlanabiliyor. Bu durum, “tek başlı” yürütmenin de bir koalisyon mantığıyla ülkeyi yürütmesi sonucunu doğuruyor. Sistem, esinlendiği ABD Başkanlık Sistemi’nden oldukça farklı işliyor.
Milletvekillerinin 180 derecelik dönüşleri
Buna ek olarak, özellikle son günlerde milletvekillerinin parti değiştirme sıklığı artmış gibi görünüyor. Son seçimler öncesinde güçlü bir söylemle ortaya çıkan, ancak sonrasında söylemleri kadar güçlü bir tabanları olmadığı anlaşılan DEVA, Gelecek, Demokrat ve Yeniden Refah gibi partilerden AK Parti ve CHP’ye geçişler son aylarda arttı. Bunda, Kılıçdaroğlu’nun seçim başarısızlığının ardından, bu “tabansız” partilerin iktidar da olamamaları üzerine bir çekim merkezi olmaktan çıkması elbette bir etken.
Daha önce Altılı Masa gibi bir ittifak kurmuş partilerden CHP’ye geçiş ve geçmişleri bağlantılı ve tabanları benzer olan Yeniden Refah’tan AK Parti’ye geçişler makul görülebilir. Ancak son günlerde CHP’den AK Parti’ye geçişler de görülmeye başlandı. Bu vekillerin Kılıçdaroğlu’na yakın olduğu ve bugünkü CHP yönetimiyle anlaşamadıkları için “düşmanımın düşmanı dostumdur” stratejisiyle hareket ettiği söyleniyor ama ne olursa olsun, bu durum ne etik ne de normal. Dünyanın hiçbir oturmuş demokrasisinde bir milletvekili bu kadar sert bir geçiş yapmaz, yapamaz.
Ancak Türkiye’de olabiliyor. Bunda “tek adama biat” kültürü yaratan mevcut sistemin etkisi kadar, siyasal ahlak yasasının bir türlü (ve muhtemelen bilerek) çıkartılmaması da etkili. Partili Cumhurbaşkanı’na Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçimine kadar neredeyse tüm yargı organını belirlemenin yanında, partisi üzerinden Meclis’i de elinde tutma yetkisi tanıyan bir sistem bu. Böyle bir sistemin çıktısının gücün tek bir elde odaklanması olacağı en başından belliydi. Bu anlamda sistemin işleyişinde bir sorun yok, ancak kabul etmek gerekir ki sistem bu hâliyle siyasal istikrar değil, bilakis belirsizlik yaratıyor.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İran'da protestoların niteliği, Devrim Muhafızları'nın ekonomik etkisi, Latin Amerika'da bitmeyen tehdit, Ankara'da yeni siyaset ihtimalleri, Türkiye'de sistem sorunu, gazeteciliğin ikilemleri.
16 Oca 2026

İLGİLİ OKUMALAR


