Yerel yönetimleri güçlendirmek

Türkiye, 40 yılı aşkın süredir devam eden terör sorununun da etkisiyle dünyada üniter devlet kavramını en merkezî hâliyle hayata geçiren ülkelerden biri. Öte yandan üniter bir devlette de daha çok yetki yerele aktarılabilir. Ve örneğin sigara yasakları ya da kaldırıma park etmiş bir araba gibi gündelik hayatımızda karşımıza çıkan sorunlar, vatandaşa en yakın yönetim birimleri tarafından ele alınarak çok daha hızlı ve etkin şekilde çözülebilir.


Yazı: Serkan Köybaşı

Türkiye dünyada üniter devlet kavramını en merkezî hâliyle hayata geçiren ülkelerden biri. Bu konu çoğu insan için adeta bir tabu. Tabii 40 küsür yıl sürmüş bir ayrılıkçı terör sorununun olduğu bir ülkede bu anlaşılır bir refleks.

Ama terör örgütünün silah bıraktığını ve kendini feshettiğini ilan ettiği bugünlerde artık belki de merkezî yönetimin hayatımıza etkisini ve yerel yönetimlerin güçlenmesinin ne anlama gelebileceğini konuşmanın vakti gelmiştir.

Yerel yönetimler otoriterliğe karşı

Öncelikle yerel yönetimin ne olduğundan başlayalım: Yerel yönetim, belli bir bölgede yaşayan insanların kendilerini ilgilendiren kararları bizzat almasıdır. Bu illa herkesin doğrudan katıldığı bir karar alım süreci olmak zorunda değil, temsilciler aracılığıyla da olabilir. Ancak önemli olan, karar alım aşamasının ve karar alıcıların yerelde yaşayan halka yakın ve hesap verebilir olması.

Bu anlamda yerel yönetimler otoriterliğin tam karşıtıdır. Çünkü otoriter yönetimler her konuda kendileri karar vermeyi ve fakat bu kararlarından dolayı hiçbir sorgulama ve denetlemeye tabi olmamayı ister. Tüm yetkileri ellerinde toplamaya çalışırlar. O yüzden otoriter yönetimler merkeziyetçi yapılardan beslenir ve başa geldiklerinde de merkezi güçlendirir.

  • Adolf Hitler’in başa geldikten sonra yaptığı ilk işlerden birinin federal yapıyı fiilen ortadan kaldıran bir karar aldırması bunun klasik tarihsel örneği.

Bugünlerden bir örnekse şu an ABD’de olanlar. Almanya gibi federal bir devlet olan ABD’de yerel yönetim kavramı ister istemez güçlü çünkü ABD Anayasası federal yönetimle (Trump’la) yerel iktidarların (eyalet yönetimlerinin) yetkilerini ayırmış durumda. Başkan istese de eyaletlerin yönetimine ve iç işlerine karışamıyor. Elinde polis yok, sadece ordu ve diğer federal birimler var.

Ama buna karşı o ne yapıyor? Önce evsizleri terörist ilan edip ordu birliklerini Demokrat eyaletlere gönderiyor. Mahkemelerden iptaller gelince de aslında sınırlarda çalışması gereken ve daha çok masa başı bir birim olan ICE’ı yasa dışı göçmenleri yakalama bahanesiyle terör estirmek üzere görevlendiriyor. Asıl amacı merkezî yönetimin sınırlarını zorlayıp ona muhalif yerel yönetimlerin fiilî kontrolünü ele geçirmek.

Türkiye’de giderek artan merkeziyetçilik

Üniter yapısıyla Türkiye hiçbir zaman yerel yönetimlerin güçlü olduğu bir ülke olmadı. Bunun tek istisnası, kağıt üzerinde kalan 1921 Anayasası dönemi. Kurtuluş Savaşı’nın ortasında hazırlanan bu kısa ve çerçeve anayasada ne hak ve özgürlükler ne de yargı organı düzenlenmişti. Ayrıntılı şekilde düzenlenen tek konu özerkliğe sahip yerel yönetimlerdi. İspanya’da 1978 Anayasası’yla yaratılan bölgeli devlet modeline oldukça benzer bir idarî yapılanmayı—ondan 57 yıl önce—düzenlemiş olan bu Anayasa’nın 11. maddesinde vilayetlerin “mahallî umurda manevî şahsiyeti ve muhtariyeti haiz” olduğu, yani “yerel seviyede tüzel kişiliği ve özerkliği olduğu” düzenlenmişti.


YAZININ DEVAMI



NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

📉 Dolar imparatorluğunun sonu, sürecin çalkantısı

SDG'nin yenilgisi, çözüm sürecinin güncel durumu, ICE gerilimi, iklim krizinin askerî cephesi, dolar imparatorluğunun sonu, yerel yönetimleri güçlendirmek ve çalışmak zorunda olan öğrenciler.

30 Oca 2026

📉 Dolar imparatorluğunun sonu, sürecin çalkantısı

İLGİLİ OKUMALAR