Kadehlerin izinde Zürih

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın parçası olmak istemeyen entelektüellerin yuvası hâline gelen Zürih'te Fransız likörlerinden "boivre et vivre" mottosuyla yapılan kokteyllere, uluslararası biralardan absinthe'lere uzanan bir tura çıkıyoruz.

Yazı: Talha Ö.

İsviçre'de gittiğim en garip yerlerden biri Zürih. Her şey o kadar sakin ve düzenli ki insan kalp atışının bile ortama uyum sağladığını hissediyor. Biraz sıkıcı olduğu doğru, ancak doğru zamanda doğru yerdeyseniz Zürih’in bambaşka kapıları da açılabiliyor. Sonuçta dünyanın en müreffeh şehirlerinden birinden söz ediyoruz; hâliyle iyi barların ve iddialı gastronomi adreslerinin sayısı da az değil.

Zürih’te bu spektrumun iki ucunu da görmek için şehrin en lüks kokteyl barlarından metal ve dive bar sayılabilecek mekanlarına pek çok yere uğradım. Neredeyse hepsinde hem kalite hem de çeşitlilik açısından çıtanın epey yüksek olduğunu gördüm. Rastgele girdiğiniz bir barın bira menüsü bile şaşırtıcı derecede zengin olabiliyor.

Şehir dünyanın dört bir yanından insanla dolu; dolayısıyla oldukça kozmopolit. Ben de gezgin olmanın verdiği rahatlıkla birbirinden farklı tecrübeler edindim. Bir barda tanıştığım Hong Kong’da barlar işleten beyefendi, hevesli hâlimi görüp bütün hesabımı ödedi. Bir metal barda tanıştığım iki Alman müzisyen ise daha ilk anda, “Sen de müzisyensin, değil mi?” diye sorup masama oturdular; birkaç bira ısmarladıktan sonra kendileriyle birlikte konsere davet ettiler.

Galiba sabahları saat gibi işleyen bu şehrin insanları, akşam olunca kendilerini böyle küçük maceraların içine bırakıyorlar. Beni, henüz çocukken okuduğum Hermann Hesse’nin Knulp romanındaki gezgin dericiye benzettiler; doğrusu bu kadar cömertlik karşısında şaşırmadım değil. Gecenin sonunu ise yalnızca şehrin sakinlerinin bildiği, iki barmenin tavsiyesi sayesinde sabaha kadar açık olduğunu öğrendiğim bir barda geçirdim. Masamı baştan aşağı kıyafetlerinin şıklığıyla göz alan bir klarnetçiyle paylaştım. O da benim gibi trenini bekliyordu; dışarıdaki hava ise şehrin geri kalanını evlerine kapatacak kadar soğuktu.

Cabaret Voltaire

Tarih boyunca siyasi mültecilerin ve savaşın bir parçası olmak istemeyen entelektüellerin sığınağı olan Zürih, özellikle 1. Dünya Savaşı yıllarında pek çok sıradışı misafiri ağırlamıştı. Öyle ki sokakta yürürken Vladimir İlyiç Lenin’e, Dadaist Tristan Tzara’ya ya da James Joyce’a rastlamanız mümkündü.

Cabaret Voltaire de tam bu ortamın ürünüydü. Hugo Ball’ın Dada Manifestosu’nu okuduğu mekanın ömrü aslında oldukça kısa oldu: Şubat 1916’da açıldı ve aynı yıl kapandı. 21. yüzyılın başlarında bir grup sanatçının girişimiyle yeniden hayata geçirilen Cabaret Voltaire bugün hem bar hem de küçük bir müze gibi çalışıyor. Boyasız duvarları, kürk kaplı sandalyeleri ve aşağı doğru açılan katmanlı yapısıyla daha içeri girer girmez kendine has atmosferiyle dikkat çekiyor.

Ben burada bir Fransız aperitifi olan picon bière içmeye karar verdim. Büyük ihtimalle bir asır önce bu çevrede dolaşan sanatçıların da benzer içkilere pek itirazı olmazdı. Küçük bir bağış karşılığında içerideki müze bölümünü de gezebilirsiniz; kesinlikle değer.

Bir başka ilginç ayrıntı da şu: Ünlü Rus devrimci ve anarşist Mihail Bakunin’in mezarının onarımı için gereken paranın toplanmasına Cabaret Voltaire çevresinin katkıda bulunduğu anlatılıyor.

YAZININ DEVAMI


NEREDE YAYIMLANDI?

SoliSoli

BÜLTEN SAYISI

🏝 Avrupa adalarında roadtrip, Zürih barları

Portekiz'den Yunanistan'a roadtrip yapmaya en uygun Avrupa adalarını keşfe çıktık. Zürih'in sembolik barlarını gezdik, tavsiyelerimizi listeledik.

09 Ağu 2026

Wings ile birlikte

İLGİLİ OKUMALAR