Ezhel ile sohbet

“Artık ‘Berlinli Sercan’ oldum” diyen Ezhel için Türkiye’den Almanya'ya gelmesinin üzerinden geçen yıllar, onun için yalnızca başka bir ülkede yaşamaya başlamak anlamına gelmemiş; müziğini, dinleyicisini ve kendisini de değiştirmiş. Almanya’daki diaspora, Gastarbeiter kuşağının hikayeleri, dil öğrenmenin zorlukları, Türkiye’ye dönememenin yarattığı gurbet duygusu ve Yunanistan’da bulduğu memleket izleri üzerine konuştuğumuz Ezhel, “Türkiye kadar Almanya da benim bir gerçekliğim” diyor.
Yazı: Vartan Estukyan
Almanya’ya zorunlu göçünüz müzikal hayatınıza nasıl etki etti?
Olumlu etkileri olarak teknik imkanlardan bahsedebilirim. Mesela stüdyolar çok gelişmiş. Stüdyolarda çok güzel aletler bulabiliyoruz. Berlin, sanatçıların uğrak durağı. O yüzden de başka ilhamlar almak için çok uygun bir yer. Farklı kültürlerden, farklı müziklerden sürekli ilham alabiliyorsunuz. Dinlediğim, tanıdığım birçok sanatçı gelebiliyor. Onlar hazır buradayken tanışma fırsatı da bulabiliyorum. Bu açılardan çok olumlu.
Fakat işte olumsuz yanları da var. Türkiye’den farklı bir gerçekliğin içinde yaşıyorsun. Yaptığın sanat da buna göre şekilleniyor. Şimdi Türkiye’de, oradaki havayı solusam, oradaki insanların dertleriyle daha meşgul olsam ortaya başka bir şey çıkacak. Artık “Berlinli Sercan” oldum. Berlin’deki diasporanın içinde olmak, onların dertleriyle hemhâl olmak gibi bir durumdayım artık. Türkiye’deki insanların yaşadıklarının havasını alamamak, Türkiye’deki atmosferi soluyamamak veya Türkiye’den biriyle bir müzik yapmak istediğimde onların buraya gelmek zorunda kalması, uzaktan çalışmak da bu durumun olumsuz yanları.
Yine de Berlin’e göç etmemin genel olarak iyi olduğunu düşünüyorum. Yüzde 60 olumlu, yüzde 40 olumsuz gibi.
Uzun zamandır Almanya’dasınız ve artık diasporalı olduğunuzu söyleyebiliriz. Siz bu kimliğinizle barıştınız mı?
Başlarda, buraya ilk gelen Gastarbeiterlar [misafir işçiler] gibi bende de “Yav, yeğenim, nasıl olsa döneriz” düşüncesi vardı. Burası gelip geçici bir yer. Uzun bir Erasmus gibi, Avrupa’yı da görmüş olduk. Fakat sonra yaşamaya, artık alışmaya başladıkça, vatandaş da olunca “Tamam” dedim, "Türkiye kadar Almanya da benim bir gerçekliğim."
Bazı yeni gelenler, bazen hâlihazırda burada olanlarla diyalog kuramıyor. Çünkü beyaz yaka geliyor mesela, burada işçi sınıfı olmuş, hani hep fabrikalarda çalışmış ama direkt köyünden buraya gelmiş, köyünden Berlin’e gelmiş kuşakla bazen bir çatışma yaşayabiliyor. Ben mesela direkt içlerine daldım ve onlarla da öğrenmeye çalıştım: Burada hayat nasıldı, insanlar nasıl geldiler buraya, buradaki hayatları nasıl geçti falan. Onların arasına daldıkça Almancılığı daha da benimsemeye başladım.
Mesela AfD’nin Sachsen-Anhalt’taki seçimi kazanması bile beni etkiliyor artık. “Ne olacak acaba, ne yapacağız biz burada?” diye düşünüyorum. “Haydi Türkiye’ye gidelim” de diyemiyorsun. Buranın bir parçası olmaya çalışıyorum, artık kabullendim çünkü yedi-sekiz senedir buradayım.
Adapte olmak çok zor tabii. Sadece dil bilmek de değil mesele. Ne bileyim, bundan beş yıl önce meme olmuş bir konuyu aralarında şaka yaparlarken sen anlayamayabiliyorsun. Böyle ufak nüanslarda zorluklar oluşabiliyor. Zor, acılı ama güzel de bir süreç. Sonuçta kendime şu soruyu çok soruyorum: “Ankara’da kalmış olsaydım kendime Almanya’da kattığım şeyleri katabilecek miydim?”
Katamazdım. Orada yerimde sayardım. Konfor alanından çıkmanın, insanı belirli bir noktaya kadar geliştirdiğini kesinlikle söyleyebilirim. Zor da olsa biraz minnettarım aslında.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Ezhel, Vartan Estukyan’la Berlin’deki hayatını ve gurbet duygusunu konuştu. 78. Primetime Emmy Ödülleri’nde Apple TV, Widow’s Bay'in 14 ödüllük başarısıyla gecenin öne çıkan platformu oldu.
18 Eyl 2026

İLGİLİ OKUMALAR


