
Genellikle festivallerde en büyük ödülü, izlemediğim, izlemeyi seçmediğim ya da izleyip de hiç iyi duygular beslemediğim filmler kazanıyor - benim zevksizliğimden mi, yoksa jürinin tuhaflığından mı kestiremiyorum. Fakat çoğu zaman favorimin de farklı bir ödülle dikkate alındığını görmek hoşuma gidiyor. Alışığım; bu yıl da böyle olacağını tahmin ediyordum. Fakat “Haftanın en iyisi!” dediğim, dolayısıyla benim için Berlinale'nin de en iyisi olan Petite Maman ve yönetmeni Céline Sciamma, festivalden eli boş döndü. Kızgın ve kırgınım.
Hiç kimsenin başkanlık etmediği Berlinale ana yarışma jürisi, son yıllarda Altın Ayı kazanmış altı yönetmenden oluşuyordu: Ildikó Enyedi, Nadav Lapid, Adina Pintilie, Mohammad Rasoulof, Gianfranco Rosi ve Jasmila Žbanić. Ve bu jüri, favorimi ödüllendirmediği gibi, yarışmada kesinlikle herhangi bir ödül kazanmamasını umduğum filme layık gördü büyük ödül Altın Ayı'yı: Radu Jude'nin filmi Bad Luck Banging or Loony P*rn, pandemi etkisindeki Romanya'da videosu internete sızan ve reşit olmayan öğrencileri tarafından keşfedilen bir lise öğretmeninin, okulun velileri tarafından acımasızca eleştirilmesini, suçlanmasını ve bu konunun açıkça tartışmaya açılmasını konu alıyor.

Film hakkındaki fikirlerim şöyle:
Üç yönetmen çekmiş gibi duran üç bölümü, sırasıyla ortalama bir Porumboui filmi, hayatımda izlediğim en iyi video essay ve çok kötü (en azından benim katlanamadığım) bir Fransız komedisi gibi. Tamam, pandemi. Tamam, hepimiz delirmiş durumdayız. Tamam, zaten pandemiden önce de az deli değildik. Ama ofansif mizaha dahi katlanamazken üçüncü bölümdeki ve finaldeki kasıtlı trollük beni olabildiğine soğuttu. Üstelik ikinci bölümde kusursuz bir iş izlemişken.
"Hayatımda izlediğim en iyi video essay" kısmına da bir parantez açayım. Sözlük niteliğindeki ikinci bölüm, daha sonra havada uçuşacak sözcükleri inanılmaz bir mizah anlayışı, pasif agresyon ve kurguyla bir bir tanımlıyor. Adeta yeni başlayanlar için Romanya Sineması… Sosyal mesafeli halay görüntülerini, "Çocuklar" sözcüğünü "ebeveynlerinin siyasi mahkumları" olarak tanımlamasını geçtim, Athena ve Medusa hikâyesi referanslı şu "Sinema" tanımı beni benden aldı: “Anafikir şu ki gerçek dehşeti görmez ve göremeyiz çünkü bizi kör edici korkularla felç ederler; ve neye benzediklerini sadece onların suretini yansıtan görüntülere bakarak bilebiliriz. Sinema, Athena'nın cilalanmış kalkanıdır.”
Berlinale'de benim için en iyiler:
Petite Maman'ın benim için festivalin en iyisi olduğunu yeterince söylediğimi düşünüyorum. Hemen ardından ise iki film geliyor: Önceki filmi People That Are Not Me ile takibe aldığım Hadas Ben Aroya'nın her küçük ayrıntısıyla muhteşem bir millenial-kuşağı destanına dönüşen yeni filmi All Eyes Off Me ve Ferit Karahan'ın karlar altındaki bir yatılı okula sığan, karanlık, Türkiye alegorisi Okul Tıraşı.

Ayrıca Sofia Kokkali'nin Moon, 66 Questions'daki performansı, Sandra Hüller'in I'm Your Man'deki yardımcı performansı, Wheel of Fortune and Fantasy'nin senaryosu, A Cop Movie'nin kurgusu ve Natural Light'ın görüntü yönetimi, festivalin ardından hatırımda kalacaklardan.
İzlediğim tüm filmlerle (çoğu filmle) ilgili olumlu / olumsuz yorumlarım için Twitter'daki notlarıma göz atabilir ya da Letterboxd hesabımı ziyaret edebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BÜLTEN SAYISI
Berlin'de geçen sanal haftadan notlar ve Berlinale'nin en iyileri.
09 Mar 2021

YAZARLAR
İLGİLİ OKUMALAR

