AB-Türkiye ilişkilerinde işbirliği yine Kıbrıs'a endeksli

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Avrupa Komisyonu'nun Komşuluk ve Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olivér Várhelyi ile Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell tarafından hazırlanan Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği hakkında “AB Konseyi’ne tavsiye niteliğinde” rapor, 29 Kasım'da Brüksel'de sunuldu.
Rapor, 22 Mart 2021'de yine Komisyon tarafından sunulan raporun devamı ve iki yıllık süreçteki gelişmelerin değerlendirilmesi niteliğinde. 2021 yılı raporunda yer alan “kademeli / progresif, orantılı ve geri dönülebilir şekilde işbirliği geliştirme” hedefi 2023 yılında da tekrarlandı. Toplam 18 sayfalık raporun ilk beş sayfası, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz de dahil olmak üzere, dış politika hedeflerini ve jeopolitik gelişmeleri özetliyor. “İkili İlişkiler” başlığı altındaki 7 temel maddede ticari ilişkiler, vize serbestisi, göç ve dış politika alanları ele alınıyor. Sonuç bölümünde ise işbirliğinin geliştirilmesi için iyileştirme önerileri sıralanıyor. Raporun ana hatlarını özetlemek gerekirse...
2019 yaptırımları kalkıyor: Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetlerini durdurması ve Ankara-Atina ilişkilerinin normalleşmesi sonucunda, Türkiye’ye 2019 yılında getirilen yaptırımların kaldırılması öneriliyor. Söz konusu başlıklar arasında askıya alınmış olan ekonomi, siyaset, enerji ve ulaştırma konularında üst düzey diyalogların yeniden başlatılması, Ortaklık Konseyi'nin tekrar toplanması ve Türk Dışişleri Bakanı'nın Gymnich Toplantısı olarak da bilinen gayriresmî dışişleri bakanları toplantılarına davet edilmesi önerileri bulunuyor.
Kıbrıs düğümü: Raporun hem giriş bölümünde hem de “Gümrük Birliği’nin Güncellenmesi”, “Vize Serbestisinin Sağlanması” gibi adaylık ilişkilerinden sonraki en önemli başlıklarda Kıbrıs “sorunu”na genişçe yer veriliyor. AB, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin ve Birliğin ortak fayda sağlayacağı bir “refah alanı” talebini yineliyor ve Birlik üyesi Kıbrıs’ın “egemenlik haklarına saygı” bekliyor. Ayrıca Türkiye’nin Kıbrıs konusunda BM kararlarından farklı olan iki devletli çözüm tezi eleştiriliyor. Kıbrıs’ta barışın sağlanması için BM çerçevesi örnek gösteriliyor.
- Gümrük Birliği’nin güncellenmesi için Türkiye’nin Güney Kıbrıs dahil olmak üzere tüm üye ülkelerle ticaret ilişkisi kurması bekleniyor. Temmuz 2005'te Türkiye, AB ile Gümrük Birliği'ni genişleten İlave Protokolü, Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik uygulamama kararı aldı. Bu tek taraflı kararı, Güney Kıbrıs'ın 2009'da Türkiye’nin adaylık sürecinde altı müzakere bölümünü engellemesi izledi. "Türkiye’nin Kuzey Kıbrıslı Türklerin haklarını koruma" tutumu değişmediği için Gümrük Birliği’nin güncellenmesi mümkün görünmüyor.
- Vize Serbestisi Yol Haritası için Türkiye’ye sunulmuş olan 72 kriterden büyük bir çoğunluğunu tamamlayan Ankara’nın yalnızca altı kriteri tamamlaması gerekiyor. Ancak bu altı kriter yine Kıbrıs sorununda kilitlenmekte. Zira geri kalan altı maddeden birisi "Tüm AB üye devletlerine etkili bir şekilde ceza hukuku alanında yargı işbirliği sağlamak" ve Güney Kıbrıs ile işbirliği sağlamıyoruz.
- Raporda, Türkiye'nin Güney Kıbrıs'ın, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü de dahil olmak üzere uluslararası organizasyonlara üyeliğini engellemesi yoğun bir şekilde eleştiriliyor. Komisyon’a göre bu durum, Türkiye'nin Kıbrıs'ı tanımamasının ötesinde, Türkiye ile doğrudan bilgi alışverişini kısıtlıyor. Örneğin, yargı işbirliği veya vergi kaçakçılığıyla mücadele gibi alanlarda bilgi değişimini engelliyor ve aynı zamanda Gümrük Birliği'nin sorunsuz işleyişini olumsuz yönde etkiliyor.
Suriye ve Libya: Raporda, Türkiye’nin AB ile paylaşılan bölgede "önemli bir aktör" olduğu vurgulanıyor. Bu kapsamda Kafkasya ve Ortadoğu bölgelerindeki çatışmalarda ortak çalışmanın önemine değiniliyor. Öte yandan Türkiye’nin Suriye ve Libya’daki aktif askerî faaliyetleri eleştiriliyor. Ankara’nın “AB’nin çıkarlarını dikkate almadan kendi dış politikasını sürdürdüğü” ifade ediliyor.
Göç Mutabakatı: Mart 2016'da hayata geçen AB-Türkiye Göç Mutabakatı, raporda başarıyla anılıyor. Türkiye, bu mutabakatta öngörülen katılım müzakerelerinin canlandırılması, Gümrük Birliği'nin modernizasyonu ve vize serbestisi gibi unsurların hızlandırılmış bir şekilde uygulanmasını talep ediyor, ancak rapor Türkiye’nin bu alanlarda koşulları henüz karşılamadığını belirtiyor.
Sonuç Önerileri: Komisyon son olarak Konsey’e işbirliği için dört temel öneri sunuyor:
- Göç yönetiminde 2016 Mutabakatı’nın daha etkili ve karşılıklı fayda sağlayacak şekilde uygulanması, bu çerçevede Türkiye'den Birlik'e yönelik yerleştirmeleri artırılması için Türkiye'deki en savunmasız Suriyeli mülteci gruplarının hedeflenmesi (böylece Türkiye’nin göç yükünün azaltılması),
- Gümrük Birliği'nin modernizasyonu için üye ülkeler anlaşması ve Komisyon’u müzakereleri başlatmak için yetkilendirmesi,
- Ekonomi, enerji, ulaştırma, siyasi gelişmeler, dış politika ve güvenlik üzerine üst düzey diyalogların artırılması; diyalog çerçevesine yeşil dönüşüm, iç güvenlik, dinler arası diyalog, kültür gibi yeni konuların eklenmesi,
- Son olarak da insanlar arası teması artırmak için Türkiye'nin Erasmus+, Horizon Europe gibi AB programlarına katılımını sürdürülmesi ve Komisyon’un Türkiye'ye Vize Serbestleştirme Yol Haritası'nda belirlenen hedefler konusunda danışmanlık yapması.
İyileştirme önerilerinin ardından Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de “yasa dışı” faaliyetlerine devam etmesi durumunda “ekonomik ve politik” sonuçlarla karşılaşacağı açıkça belirtiliyor.
Görüşler:
- Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, raporu son derece olumlu karşıladıklarını belirtti. Şimşek, “Komisyon ve Yüksek Temsilci tarafından önerilen önlemler cesaret verici ve olumlu gelişmelere işaret etmektedir” ifadesini kullandı.
- Haliç Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Aylin Ünver Noi, SETA’ya verdiği röportajda “Türkiye, anayasa değişikliklerini ve uyum paketlerini, yani siyasi ve ekonomik reformları güvenilir bir tam üyelik perspektifi sağlandığı dönemde gerçekleştirmiştir. Bu perspektif olmadığı sürece Türkiye’den hem reform konusunda hem de Türkiye-AB arasında dış politikada uyum beklemek pek de gerçekçi bir beklenti değildir Tam üyelik perspektifinin bu bağlamda motivasyon etkisi daha büyüktür” değerlendirmesinde bulunuyor.
Yazarın Notu: 29 Kasım raporu her ne kadar yapıcı öneriler içerse de 2021 raporundan farklılaşmıyor. Bu bakımdan AB’nin “kozmetik bir revizyon” yaptığı öne sürülebilir. Raporda üyelik, vize serbestisi, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi gibi konular Kıbrıs meselesinde düğümleniyor. Bu konuda Türkiye’nin de AB’nin de tezlerini kısa zamanda değiştirmeyeceği aşikar. Ada’nın geleceği hakkında ortak bir paydada buluşulmadığı sürece, Türkiye-AB ilişkilerinin seyri, göç yönetişiminde işbirliği ve mevcut ekonomik ilişkilerin devam ettirilmesinden öteye gitmeyecek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
NEREDE YAYIMLANDI?
Tuğçe Tatari "basın özgürlüğü"nü konuşurken muhalif medyanın da görmediği, kimi zaman "görmezden geldiği" gazetecileri hatırlattı. Büşra Kılıç, Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği hakkındaki raporun öne çıkanlarını yazdı.
06 Ara 2023

YAZARLAR

Büşra Kılıç
Yazar @ Spektrum

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
BirGün muhabiri Ebru Çelik'in "figüran" haberi, gazetecilikte kimlik gizleyerek haber yapma yöntemini yeniden gündeme taşıdı. Peki bu yöntemin kökleri nereye uzanıyor, etik sınırı nerede başlıyor ve kamu yararı bu tartışmanın neresinde duruyor?

Çin’in siyasi partiler, düşünce kuruluşları ve yayıncılık faaliyetleri üzerinden Türkiye’de kurduğu ilişki ağı genişlerken, bu hattın yeni merkezlerinden biri DÜNYA-MER oldu. Merkezin Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, Aposto’ya yaptığı açıklamalarda DÜNYA-MER’in Çin’in Küresel Medeniyet Girişimi’yle kesişen hedeflerini, güvenlik konferanslarını neden öne aldıklarını ve “yeni bir medeniyetin Asya’dan yükseldiği” tezini anlattı.

ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.




