Afrikalı milyonerler

(Çizim: Bilge Alpay)
Deniz aşırı (offshore) finans merkezleri ya da vergi cennetleri üzerinde uzlaşılmış bir tanım henüz bulunmasa da, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından şöyle tanımlanıyor: “İç ekonomisinin ekonomik ve finansal büyüklüğünü oldukça aşan parasal hareketliliğe ve finansal antrepo niteliğinde bir bankacılık sistemine sahip; yurt dışında yerleşik kişilere finansal hizmet sağlayan ülkeler veya yasal bölgeler.” Bu işlemin arkasında ise bu yerlerde yürürlükte olan çok düşük vergi oranları ile karşılığında ödenen yüksek komisyonlar yatmaktadır. Daha geniş anlamıyla, kişilerin ikamet ülkesinden daha elverişli koşullara sahip başka bir ülkenin yasal düzenlemelerini kullanarak yürüttüğü ticari ve finansal faaliyetleri işaret eder. Deniz aşırı finans merkezleri, tam da bu yüzden müşterilerine sağladıkları çok düşük vergi oranları sebebiyle vergi cenneti olarak adlandırılırlar.
Offshore ekonomisi, yurtdışında tutulan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) veya Avrupa Birliği (AB) bankacılık ve finans düzenlemelerine tabii olmayan dolar ve euro cinsinden mevduatlardaki artışın bir sonucudur. Zira bölgede yerleşik olmayan kişi veya şirketlere, uluslararası hizmetler sunan finansal rejimlerde; çok düşük vergi oranları, müşteri gizliliği ve varlıkların tam koruması (asset protection) vaat edilir. Dünya ekonomisindeki bu dönüşüm, küresel çapta sermaye hareketliliğini de önemli ölçüde artırdı. Dolayısıyla, bu olgu 1960’lardan itibaren euro-dolar piyasasının yükselişinin ve liberalleşen küresel ekonominin bir yansımasıdır.
Söz konusu hareketliliğin neticesinde, denetimden uzak ve hatta kuralsız para akışı küresel düzeyde arttı. Offshore ekonomisinin sunduğu imkanlar tamamıyla yasalara uygun olsa bile, yasa dışı faaliyetler için kullanılabilirler ve sıklıkla kullanılmaktadırlar. İngiliz tarihçi Stephen Ellis’in denizaşırı finans merkezlerinin suç ile ilişkisini vurguladığı üzere; “para piyasalarındaki denetimsizlik ve finansal de-regülasyon, mali suçların kapsamını ve karlılığını da büyük ölçüde arttırmıştır.”
Öte yandan yasadışı para akışını büyük oranda kolaylaştıran denizaşırı finans merkezleri, gelişmekte olan diğer ülkelerin ekonomisine büyük zararlar vermektedir. Örneğin Afrika kıtasını ele alacak olursak, Afrika ülkeleri dünyanın geri kalanına kıyasla gelişmekte olan birçok devletin aksine etkili offshore merkezleri kuramadığı halde; bu ülkelerin milyonerleri offshore ekonomisinin önde gelen müşterilerindendir. Bu müşteriler, kârlarını düşük vergi uygulayan offshore bölgelerinde bildirmek üzere, transfer fiyatlandırması (transfer pricing) stratejilerini de kullanarak; dolayısıyla hem yasal hem de yasadışı yollara başvurarak, ikamet ettikleri ülkelerin gayrisafi yurtiçi hâsılasına (GSYİH) oranla önemli miktarda sermayeyi ülke dışına çıkarıyorlar.
Öyle ki, Afrikalı süper zenginlerin yüzde 75'inin servetini offshore hesaplarında tuttuğu ve bu doğrultuda her yıl yaklaşık 14 milyar dolarlık vergi kaybının yaşandığı belirtiliyor. Uluslararası sivil toplum kuruluşu Oxfam tarafından hazırlanan rapora göre, gelir dağılımı uçurumunun giderek derinleştiği Afrika'da; sadece üç Güney Afrikalı milyarderin serveti, kıta nüfusunun yüzde 50’sine denk gelen yaklaşık 650 milyon Afrikalının toplam servetinden (yaklaşık 23 milyar dolar) bile fazla. Zira bugünlerde yolsuzluk sonucu açığa çıkan ölümlü protestolar ile sarsılan ülkenin Forbes dergisinin sıralamasına giren işadamları, Aliko Dangote, Nicky Oppenheimer ve Johann Rupert'in servetinin yaklaşık 29 milyar dolar olduğu hesaplanıyor.
Dünya Bankası'na göre ise, 2030 itibarıyla dünyadaki yoksulların yüzde 87'si Afrika kıtasında olacağı öngörülüyor. Vergi Adaleti Ağı (TJN) tarafından gerçekleştirilen başka bir araştırmada ise, dünya genelinde offshore ekonomisinin sebep olduğu vergi kaybının toplam sağlık harcamalarına oranı yaklaşık yüzde 9 seviyesinde iken; bu oran Afrika kıtası için yüzde 52 şeklinde hesaplandı.
Aslında bazı kıta ülkelerinin mali suçların önüne geçebilmek adına finansal sistemlerini uluslararası standartlara uygun hale getirdiler. Ancak Angola, Kongo Cumhuriyeti veya Ekvator Ginesi gibi kleptokratik diye nitelenen rejimlere sahip ülkeler ise asla uygulamaya konulmayan sahte uyum politikalarıyla bir yandan uluslararası finans sistemine erişimlerini sürdürürken; diğer yandan bu ülkede yerleşik suçlular da vergi kaçırma ve karapara aklama olanaklarından tam anlamıyla yararlanmaya devam etmektedir.
Oxfam direktörü Winnie Byanyima bu meseleyi, "Afrika yükselmeye hazır; ama yalnızca birkaç süper zengini için değil, birçoğu için çalışan ve daha insani bir ekonomiyi destekleme cesaretine sahip oldukları zaman." sözleriyle özetliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


