AİHM’den Kavala için üçüncü karar: Bundan sonra süreç nasıl ilerleyebilir?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2017’den bu yana tutuklu olan iş insanı Osman Kavala’nın ikinci başvurusunda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) altı maddesini ihlal ettiğine hükmetti ve “en kısa sürede serbest bırakılmasının” zorunlu olduğunu belirtti.
AİHM’nin 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairesi, Kavala’nın ikinci başvurusu hakkında verdiği nihai kararda Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3, 5, 6, 10, 11 ve 18. maddelerini ihlal ettiğini belirledi. Karar 15’e karşı 2 oyla alındı. Türk hâkim Saadet Yüksel ile Bosna-Hersekli hâkim Faris Vehabović çoğunluğa karşı ortak görüş yazdı; Yüksel ayrıca ayrı bir karşı oy gerekçesi sundu.
AİHM Başkanı Mattias Guyomar’ın açıkladığı kararda, “Davalı devlet, başvuranın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlamalıdır” denildi. Mahkeme, Kavala’nın serbest bırakılmasının yanı sıra mahkumiyetin doğurduğu sonuçların giderilmesini ve benzer ihlallerin tekrarlanmaması için genel önlemler alınmasını da istedi.
AİHM, Türkiye’nin Kavala’ya 70 bin euro manevi tazminat ödemesine hükmetti. Türkiye ayrıca Kavala’nın 43 bin 342 euroluk mahkeme masraflarını karşılayacak. Böylece Türkiye’nin karar kapsamında ödemesi gereken toplam tutar 113 bin 342 euro olacak.
Mahkeme, Sözleşme'nin 46. maddesine dikkat çekerek, taraf devletlerin AİHM'nin kesinleşmiş kararlarına uymakla yükümlü olduğunu hatırlattı.
AİHM altı maddeden ihlal tespit etti
Mahkemenin ihlal kararları, Kavala dosyasındaki farklı sorunları birlikte ele alıyor:
- 3. madde, insanlık dışı veya aşağılayıcı ceza yasağı: AİHM, Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının hiçbir gözden geçirme ve koşullu salıverilme ihtimali taşımamasını Sözleşme’ye aykırı buldu. İhlal, cezanın bir gün yeniden değerlendirilmesine imkan veren mekanizma bulunmamasından kaynaklandı.
- 5. madde, özgürlük ve güvenlik hakkı: Mahkeme, Kavala’nın 10 Aralık 2019’dan sonraki özgürlükten yoksun bırakılmasını bütün olarak değerlendirdi. İlk AİHM kararından sonraki tutukluluğun makul şüpheye dayanmadığını ve meşru bir amaç taşımadığını; mahkûmiyet sonrasındaki hapis hâlinin ise “açık bir adalet inkarı” içeren yargılamanın sonucunda verilen cezaya dayandığını belirledi.
- 6. madde, adil yargılanma hakkı: AİHM, Kavala’nın faaliyetleri ile Gezi eylemleri sırasındaki şiddet arasında nedensellik bağı kurulmadığına, savunmanın dinlenmesini istediği önemli tanıkların kalıp gerekçelerle reddedildiğine ve mahkûmiyetin yeterince kişiselleştirilmemiş çıkarımlara dayandırıldığına dikkat çekti. Bu eksikliklerin mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin meşru kuşkularla birleşerek adil yargılanma hakkının özünü zedelediğine hükmetti.
- 10. ve 11. maddeler, ifade ve barışçıl toplantı özgürlükleri: Mahkeme, Kavala’nın sivil toplum faaliyetleri, uluslararası temasları, araştırmaları ve barışçıl gösterilere desteğinin son derece ağır bir suçun unsurları gibi değerlendirildiğini belirtti. Kavala’nın şiddete doğrudan katıldığı, şiddeti teşvik ettiği veya şiddet eylemleriyle işbirliği içinde olduğu ortaya konulmadan başkalarının eylemlerinden cezai olarak sorumlu tutulmasını orantısız buldu.
- 18. madde, haklara getirilen kısıtlamaların amacı: AİHM, Kavala hakkındaki soruşturma, tutukluluk ve mahkûmiyetin ağırlıklı amacının onu Gezi eylemlerindeki rolü ve insan hakları savunucusu olarak açıkladığı görüşleri nedeniyle cezalandırmak ve susturmak olduğu sonucuna vardı. İhlal kararı, 5, 6, 10 ve 11. maddelerle bağlantılı olarak verildi.
Kavala başvurusunda ayrıca kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini düzenleyen 7. maddenin de ihlal edildiğini ileri sürmüştü. Büyük Daire, aynı sorunları 10, 11 ve 6. maddeler kapsamında değerlendirdiği için 7. madde hakkında ayrıca karar vermeye gerek görmedi.
AİHM'den 'yapısal eksiklik' vurgusu
Kararın en önemli yönü, AİHM’nin yalnızca Kavala’nın cezaevinde tutulmasını değil, bu duruma dayanak oluşturan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını da incelemesi oldu.
Mahkeme, Kavala’nın 25 Nisan 2022’de mahkûm edilmesinden sonraki özgürlükten yoksun bırakılmasının, adil yargılanma güvencelerinin özünü ortadan kaldıran bir sürecin sonunda verilen cezaya dayandığını belirtti. Bu nedenle mevcut hapis hâlinin de AİHS’nin özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5. maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vardı. AİHM’nin 25 Ağustos tarihli kararında, Kavala hakkındaki mahkûmiyetin “sözleşme hukuku bakımından hükümsüz sayılması gerektiği” belirtildi.
- Bu ifade, Türk mahkemelerinin verdiği hükmü kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. AİHM ulusal bir temyiz mahkemesi olmadığı için hükmü doğrudan bozamıyor; ancak Türkiye’ye mahkûmiyetin bütün sonuçlarını iç hukukta ortadan kaldırma yükümlülüğü getiriyor.
Mahkeme, Türk hukukunda kesinleşmiş bir AİHM ihlal kararının ardından yargılamanın yenilenmesine imkan veren bir mekanizma bulunduğuna da dikkat çekti. Türkiye’den bu yolu ve gerekli diğer önlemleri mümkün olan en kısa sürede kullanması istendi.
'Sistemik sorun' örneği
Karar, Osman Kavala’nın bireysel haklarının ihlal edildiğinin tespitiyle sınırlı kalmadı. Büyük Daire, dosyayı Türkiye’deki daha geniş ve sistemik bir sorunun “özellikle çarpıcı bir örneği” olarak tanımladı.
- Mahkemeye göre bu sorun, siyasi muhaliflerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin kapsamı genişletilerek veya yapay biçimde ağırlaştırılarak yorumlanan ceza hükümleri üzerinden soruşturulması ve cezaevine konulmasıyla kendisini gösteriyor.
AİHM ayrıca Türkiye’de yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin güvenceleri etkileyen “yapısal eksiklikler” bulunduğunu belirtti. Bu eksikliklerin özellikle siyasi açıdan hassas davalarda yürütmenin bazı yargı kararları üzerinde doğrudan veya dolaylı etki kurmasını kolaylaştırabileceği uyarısında bulundu.
- Mahkeme, hâkimlerin atanması, görevlendirilmesi, görev güvencesi ve disiplin süreçlerine ilişkin kurumsal güvencelerin güçlendirilmesini istedi. Ceza yargılamasının kişileri baskı altında tutmak veya temel hakların kullanılmasını etkisizleştirmek amacıyla araçsallaştırılmasını önleyecek usul güvencelerine ihtiyaç bulunduğunu da belirtti.
Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanmasının hukukun üstünlüğü bakımından zorunlu olduğunu vurgulayan AİHM, bu kararların uygulanmamasının bireysel başvuru yolunu etkisizleştirebileceği ve anayasal düzeni zayıflatabileceği uyarısında bulundu.
Kararda Türkiye’den, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının ileride yeniden değerlendirilebilmesini ve hükümlülere gerçek bir koşullu salıverilme ihtimali tanınmasını sağlayacak yasal bir düzenleme yapması da istendi.
Kararın ardından ne olacak?
Aposto’ya konuşan Kavala’nın avukatlarının verdiği bilgiye göre, AİHM kararının ardından Kavala’nın cezaevinden çıkabilmesi için iç hukukta öncelikle yargılamanın yenilenmesinin, ardından infazın durdurulmasının talep edilmesi gerekiyor.
Kavala’nın artık tutuklu değil hükümlü olduğuna dikkat çeken avukatı, bu nedenle serbest bırakılmasının doğrudan bir hâkimin vereceği tahliye kararıyla mümkün olmadığını belirtiyor:
“Kavala’yı şu anda Türkiye’de tahliye edebilecek bir mahkeme yok çünkü yargılaması bitti. Kavala tutuklu değil, hükümlü. Dolayısıyla tahliyesi bir hâkimin vereceği bir karar değil. Aslında iç hukuk sisteminde, AİHM’nin verdiği bu kararla beraber yargılamanın yenilenmesi talep edilecek. Ardından hukuken infazın durdurulması talep edilecek. Bu şekilde cezaevinden çıkışı mümkün olabilir.”
Kavala’nın serbest bırakılmasına ilişkin haberlerde kullanılan “tahliye” ifadesinin hukuki açıdan doğru olmadığına dikkat çeken avukatı, iç hukuktaki karşılığının “infazın durdurulması” olduğunu söylüyor:
“Osman Kavala tahliye olacak mı, olmayacak mı diye haberler karşıma çıkıyor ama iç hukuktaki tabiri tahliye değil, infazın durdurulması. Yargılamanın yenilenmesi gibi örnekler daha önce de karşımıza çıktı. Örneğin Aziz Yıldırım dosyasında da olmuştu. Bu örneklerden yola çıkarak infazın durdurulmasının talep edilmesi lazım.”
Üç karar ve dokuz yıllık süreç
Kavala, Gezi Parkı eylemlerine ilişkin soruşturma kapsamında 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 1 Kasım’da tutuklandı. AİHM, Kavala’nın ilk başvurusu hakkında 10 Aralık 2019’da verdiği kararda tutukluluğunun makul şüpheye dayanmadığına hükmetti. Mahkeme, özgürlüğünün onu ve diğer insan hakları savunucularını susturmak amacıyla kısıtlandığı sonucuna vararak Türkiye’den Kavala’yı derhal serbest bırakmasını istedi.
- Kavala bu karara rağmen cezaevinden çıkmadı. Şubat 2020’de Gezi davasında beraat etti ancak cezaevinden çıkamadan 15 Temmuz darbe girişimiyle bağlantılı başka bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı. Daha sonra askerî veya siyasi casusluk suçlamasıyla da tutuklandı.
Gezi davasındaki beraat kararı Ocak 2021’de bozuldu. Yeniden yapılan yargılamada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Nisan 2022’de Kavala’yı “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Aynı davadaki casusluk suçlamasından ise beraat kararı verildi.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, 28 Eylül 2023’te ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını onadı. Kavala, mahkûmiyetin kesinleşmesinin ardından 18 Ocak 2024’te AİHM’ye ikinci kez başvurdu. Dosya Aralık 2025’te 17 yargıçlı Büyük Daire’ye gönderildi; duruşma 25 Mart 2026’da yapıldı.
Türkiye’nin 2019 tarihli AİHM kararına rağmen Kavala’yı serbest bırakmaması üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Şubat 2022’de Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatarak dosyayı yeniden AİHM’ye taşıdı.
AİHM Büyük Dairesi, Temmuz 2022’de Türkiye’nin 2019 tarihli karara uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti ve Kavala’nın serbest bırakılmasına ilişkin yükümlülüğün devam ettiğini belirtti.
AİHM kararları AİHS’nin 46. maddesi uyarınca taraf devletler açısından bağlayıcı. Kararların uygulanmasını Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetliyor.
Türkiye’nin AYM itirazı kabul edilmedi
Türkiye, Kavala’nın Anayasa Mahkemesi önündeki başvuruları henüz sonuçlanmadığı için iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmuş ve AİHM başvurusunun kabul edilemez bulunmasını istemişti.
- Kavala’nın Haziran 2022 ve Ekim 2023’te yaptığı iki bireysel başvuru, AİHM kararını açıkladığında hâlâ AYM önündeydi. Büyük Daire, Kavala’nın kullanabileceği iç hukuk yollarına düzenli ve açık biçimde başvurduğunu ancak sonuç alamadığını belirtti.
Mahkeme, iki başvurunun incelenmesindeki “açıkça aşırı gecikmelere” ve AYM’nin “usule ilişkin hareketsizliğine” dikkat çekti. Kavala’nın önceki bağlayıcı AİHM kararlarına rağmen kesintisiz biçimde cezaevinde tutulduğunu da göz önünde bulundurarak AYM yolunun bu dava bakımından zamanında ve etkili bir sonuç üretme ihtimalinin ciddi biçimde zedelendiğine hükmetti. Bu nedenle Türkiye’nin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazını reddetti.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Melisa Gülbaş
Aposto editörü

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


