AK’nin, Türkiye'de İfade Özgürlüğüne İlişkin Memorandumu

Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve sivil toplumun sistemik baskıya maruz kaldığı ve hukuki yaptırım tehdidi altında hasmane bir ortamda faaliyetlerini yürüttükleri ve ifade özgürlüğünün tehlike altında olduğu vurgulanıyor. Gazetecilerin, hukuki baskıların yanı sıra fiziki saldırılara ve hükümet kontrolündeki medyanın karalama kampanyalarına maruz kaldığına da dikkat çekiliyor.
AK’nin, Türkiye'de İfade Özgürlüğüne İlişkin Memorandumu

AK İnsan Hakları Komiseri Dunja Mijatovic, 5 Mart 2024 tarihinde Türkiye’de ifade ve medya özgürlüğü ile insan hakları savunucuları ve sivil toplumun durumuna ilişkin bir memorandum yayımladı.[1] Memorandum üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin durum incelenirken ikinci bölüm insan hakları savunucuları ile sivil toplumun durumuna ayrılmış. Üçüncü bölümde ise ilk iki bölümde değinilen hususları da kapsamak üzere insan haklarının yargısal korumadan yoksun olmasının temelinde yer alan ve uzun süreden beri devam eden Türk yargısının tarafsızlığı ve bağımsızlığına ilişkin sorunlara yer verilmiş. Bu Memorandum, bir anlamda Komiserin 2020 yılında yayınladığı raporun devamı niteliğinde. Memorandumda bu konulardaki her meseleyi ele almayı amaçlamadığını belirten Komiser, bazı önemli hususlara işaret etmekle yetinildiğini vurguluyor. Bilgileri insan hakları savunucuları, hukukçular, gazeteciler, ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile yürüttüğü bir dizi istişari toplantılardan elde ettiğini ifade eden Mijatovic, 2022 yılının Kasım ayından beri bu hususları kapsamak üzere Türkiye’ye bir iş ziyaretinde bulunma niyetini Türk yetkililere iletmesine rağmen böyle bir ziyaretin gerçekleşemediğini özellikle belirtiyor.  

Memorandumun ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin kısmında gazetecilerin, insan hakları savunucularının, akademisyenlerin, muhalif siyasetçilerin, sivil toplum kuruluşlarının yargısal tacizine neden olan bazı ceza normlarının, AİHM kararları ve Venedik Komisyonunun raporlarına rağmen değiştirilmediği, aksine kamusal tartışmayı ve kamu otoritelerinin eleştirilmesini engelleyecek, fikirlerin çoğulculuğunu baltalayacak ve kişilerin kendi kendini sansürlemesine yol açacak şekilde daha yoğun olarak kullanıldığı vurgulanıyor.

Ayrıca internet sansürü konusunda durumun daha da kötüye gittiği, 2022 yılında çıkarılan 7418 sayılı kanun ile sosyal ağ sağlayıcılar ve şebekeler üstü hizmet sağlayıcılara ilişkin yeni kısıtlamaların ve ağır yaptırımların getirildiği, dezenformasyonu suç haline getiren hükmün yoğun eleştirilere rağmen Anayasa Mahkemesince iptal edilmediği hatırlatılıyor. Diğer taraftan, RTÜK tarafından idari yaptırımların keyfi olarak uygulandığı ve eleştirel yayıncılığı bastırmak için bir araç olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Türkiye’de gazetecilerin, insan hakları savunucularının ve sivil toplumun sistemik baskıya maruz kaldığı ve hukuki yaptırım tehdidi altında hasmane bir ortamda faaliyetlerini yürüttükleri ve ifade özgürlüğünün tehlike altında olduğu vurgulanıyor. Gazetecilerin, hukuki baskıların yanı sıra fiziki saldırılara ve hükümet kontrolündeki medyanın karalama kampanyalarına maruz kaldığına da dikkat çekiliyor.

Türkiye’de ifade özgürlüğü alanında yaşanan kötüleşmenin şimdiye kadar görülmemiş bir seviyeye ulaştığı ve büyük endişe yarattığı belirtilerek yetkililer, bu ihlalleri önlemek için gereğini yapmaya davet ediliyor. Mevcut durumun gazetecilerin ve bağımsız medyanın kendi kendine sansür uygulamasına yol açtığı, bunun başta gençler olmak üzere bütün toplum için geçerli olduğu hatırlatılarak kamusal tartışma ortamının tahrip edildiği vurgulanıyor.

İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum örgütlerinin durumunun olağanüstü hâl ilanından bu yana giderek daha da kötüleştiği, OHAL’in kaldırılmasının herhangi bir iyileşme sağlamadığı vurgulanan Memorandumda, Gezi davasına ilişkin gelişmelere ve Kavala hakkındaki AİHM kararının hala uygulanmamış olmasına değiniliyor. Hak temelli derneklerin denetimler, idari yaptırımlar, üyelerine yönelik soruşturmalar ile sürekli baskı altında tutulduğu özellikle vurgulanıyor.

Barışçıl toplantı ve gösteri hakkının sistemik yasaklarla, aşırı güç kullanımı da dahil olmak üzere sert polis tedbirleriyle, toplu göz altılarla ve göstericilere karşı sık sık açılan ceza davalarıyla ciddi biçimde erozyona uğradığı dile getiriliyor. Yasakların, özellikle, LGBTİ bireyler, kadınlar ve çevre hakları savunucuları tarafından veya onları desteklemek için düzenlenen etkinlikleri hedef aldığı belirtiliyor.

Komiser, ayrıca, Türk yargısının bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin uzun süredir devam eden sorunların, hukukun üstünlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile teminat altına alınan insan hakları için varoluşsal bir tehdide dönüştüğüne işaret ediyor. 

Memorandumda, anlamlı bir değişim meydana getirmek için Türk yetkililerin sivil toplumla yapıcı bir ilişki kurması, kısıtlayıcı yasaları gözden geçirip değiştirmesi, insan hakları savunucularını, gazetecileri, aktivistleri ve ifade özgürlüğünü kullanmaları nedeniyle mahkûm edilmiş kişileri serbest bırakması, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına saygı göstermesi ve uyması, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını sağlaması gerektiği vurgulanıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban

Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi

Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR