Aktivistler anlatıyor: İran'da eylemciler ne istiyor?

İran'da 12 yıl hapis cezası alan, dört kez tutuklanan ve yedi ayrı davada yargılanan İranlı aktivist Leila Hosseinzadeh, İran’daki protestoları ve eylemlere katılanların istediklerini Aposto’ya anlattı.
Aktivistler anlatıyor: İran'da eylemciler ne istiyor?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İran’da ekonomik kriz ve yaşam pahalılığına karşı 28 Aralık 2025’te başlayan protestolar, kısa sürede ülke tarihinin en büyük toplumsal hareketlerinden birine dönüştü. Gösteriler ilk olarak döviz kurundaki sert yükseliş ve gıda fiyatlarındaki artışa tepki olarak büyürken, çok sayıda kentte rejim karşıtı sloganlarla rejimin sona erdirilmesi taleplerine evrildi.

Rejim ise protestoları bastırmak için 8 Ocak 2026’dan itibaren ülke genelinde internet ve telefon bağlantısını kesti, iletişimi durdurdu ve güvenlik güçlerini ağır silahlarla sokaklara konuşlandırarak geniş çaplı bir şiddet politikası uyguladı.

  • Bazı kentlerde askerî birlikler DShK tipi ağır makineli tüfeklerle meydanlarda konuşlandırılırken, yaralı protestocuların öldürülmesi amacıyla hastanelere uzanan baskınlar düzenlendi.

İnsan hakları gözlemcileri, on binlerce kişinin tutuklandığını ve binlerce protestocunun öldürüldüğüne dair raporlar bulunduğunu bildiriyor. Ancak can kaybı ve tutuklu sayısı, İran’da uygulanan sansür ve uzun süreli internet kesintileri nedeniyle tam olarak doğrulanabilmiş değil.

İran'da 12 yıl hapis cezası alan, dört kez tutuklanan ve yedi ayrı davada yargılanan İranlı aktivist Leila Hosseinzadeh, İran’daki protestoları ve rejimin baskıcı politikalarını Aposto’ya anlattı.

‘12 yıl hapis cezası aldım, üniversiteden atıldım’

"Ben Leila Hosseinzadeh. Öğrenci aktivistiyim ve İslam Cumhuriyeti rejiminin muhalifiyim. Son sekiz yıl içinde dört kez tutuklandım, yedi ayrı davayla yargılandım ve toplamda 12 yıl hapis cezasına çarptırıldım. Hapis cezalarımın birinde Şiraz’daki Adel Abad Hapishanesi’nde resmî olmayan bir iç sürgün koşulunda tutuldum."

İlk tutuklanması sekiz yıl önce, kitlesel protestoların başlangıcına denk gelen Hosseinzadeh, bu sekiz yıl içinde başından geçenleri anlatmaya bu sözlerle başlıyor.

"O dönemde, ülkenin öğrenci hareketinin bir parçası olarak kitlesel protestolara destek için bir toplantı düzenledik ve daha sonra bu hareketin merkezî sloganı hâline gelecek olan şu sloganı ilk kez attık: 'Reformist, muhafazakar, oyun bitti.'

Bu toplantının ardından Tahran Üniversitesi’nden en az 50 öğrenci tutuklandı ve hapis cezalarına çarptırıldı. Benim cezam altı yıl hapisti."

Hosseinzadeh, daha sonra tekrar tutuklanıyor ve cezaevine gönderiliyor. Hapiste geçirdiği süre boyunca iki otoimmün hastalıkla mücadele ediyor.

"Kamuoyunun baskısı ve hayatımın ciddi risk altına girmesi nedeniyle rejim beni serbest bırakmak zorunda kaldı. Ancak bir süre sonra tekrar tutuklandım" diye devam ediyor anlatmaya.

'Tez savunmama başörtüsü takmadan katıldım, lisans diplomam iptal edildi'

Hakkındaki son dava, İran'daki etnik haklar üzerine hazırladığı yüksek lisans tez savunmasıyla ilgili açılıyor:

"Savunmaya başörtüsü takmadan katıldım ve tezimin konusu İran’daki etnik haklardı. Bu durum hem rejimin hem de aşırı sağ muhalefetin büyük öfkesini çekti. Hakkımda devlet kontrolündeki ana gazetelerde, haber ajanslarında ve rejim televizyonunda medya saldırıları başladı. Tutuklanmamak için bir süre saklanmak zorunda kaldım ve sonunda hakkımda gıyabımda bir yıl hapis cezası verildi.

Yüksek lisans tezimi savunduktan sonra programdan atıldım. Lisans eğitimimi bitirmemin üzerinden altı yıl geçmesine rağmen lisans diplomam da iptal edildi. Bunun ardından yurt dışındaki üniversitelere başvurdum ve şu anda Almanya’da öğrenciyim."

‘Hastanelere saldırdılar, yaralıları öldürdüler’

İran’daki protestoların başlamasının üzerinden haftalar geçmişken eylemlerin son durumunu, şu anda sahadaki tabloyu nasıl değerlendirdiğini soruyoruz.

"Protestolar şu anda dağınık ve örgütsüz durumda. İran rejimi interneti kapattı, bu da protestocular arasındaki bağlantıların kopmasına yol açtı. Ayrıca eşi benzeri görülmemiş bir katliam başlattı. Sokaklarda ve meydanlarda DShK ağır makineli tüfeklerle donatılmış askerî güçler bulunuyor ve herhangi bir toplanmanın oluşmasını engelliyorlar."

Protestoların başlamasından bu yana hükümetin tavrıyla ilgili ise giderek sertleşen müdahalelerden bahsediyor Hosseinzadeh:

"İlk başta protestolara katılımın kademeli ve hızlanarak arttığını gördük. Öyle ki bazı şehirlerde ve mahallelerde protestocular, sayılarının çokluğu sayesinde polis güçlerini geri püskürtebildi ve bazı devlet kurumlarının kontrolünü ele geçirdi.

Ardından İran rejimi interneti kapattı ve protestocuları öldürmeye başladı. Yaralıları öldürmek için bazı hastanelere saldırdılar, bazı yaralı protestoculara yakın mesafeden ateş edilerek infaz edildi. Pek çok protestocunun gözleri pompalı tüfeklerle ateş edilmesi sonucu kör edildi.

İnternetin kesilmesi ve büyük çaplı katliamlar protestocu sayısının azalmasına yol açtı ve rejimin sokakların kontrolünü yeniden ele geçirmesini sağladı. Şu anda birçok şehirde pek çok cadde askerî abluka altında. Güçler, doğrudan ateş açma tehdidiyle insanların toplanmasını engelliyor, cep telefonlarını kontrol ediyor ve bir korku atmosferi dayatmaya çalışıyor."

‘30 yıldır görülmeyen yöntemler uygulanıyor’

Hükümetin baskıcı uygulamalarında da benzer bir yükseliş ivmesi gözlemliyor:

"Rejimin vahşeti ciddi biçimde arttı. Son otuz yılda İran hükümeti gösteriler sırasında yaralı protestocuları yakın mesafeden vurarak infaz etmemişti. Şimdi bu yönteme geri döndü.

Ayrıca bu protesto dalgasında, bölgedeki vekil güçlerini ülke içindeki protestoları bastırmak için eşi görülmemiş bir ölçekte kullandı, bunu daha önce bu düzeyde hiç yapmamışlardı."

Hosseinzadeh ile konuştuğumuz sırada 12. gününe giren İran’da internet ve elektrik kesintileri günlük hayatı da ciddi şekilde etkilemiş:

"Ülke genelindeki internet kesintisi şu anda on ikinci gününe girdi. İlk üç gün boyunca, internetin kesilmesiyle eşzamanlı olarak rejim protestocuların kontrolündeki sokakların elektriğini de kesti ve bu yöntemi büyük çaplı katliamlar gerçekleştirmek için kullandı.

Rejim ayrıca sabit hatları ve cep telefonu şebekelerini de kapattı. İlk günlerde SIM kartlar üzerinden arama yapmak ve SMS göndermek imkansızdı. Daha sonra bu hizmetler sadece akşam 18.00’e kadar verildi ve yaklaşık bir hafta sonra SIM kartlarla yapılan yurt içi aramalar kademeli olarak nispeten normale döndü.

Ancak internet hâlâ kapalı ve cep telefonu ya da sabit hatlarla diğer ülkelerle iletişim kurmak mümkün değil.

Şu anda ülke içindeki insanlar sabit hatlar üzerinden yurt dışını arayabiliyor. İnternet hâlâ kapalı, ancak bankalar ve taksi çağırma hizmetleri gibi iç ağlar üzerinden sınırlı bir işlevsellik geri geldi. Buna rağmen işi internete ve çevrim içi çalışmaya bağlı olan birçok kişi çalışamıyor."

‘Trump da bu katliamdan sorumlu’

Basına yansıyan idam cezalarını ve bu idamların kamuoyu baskısıyla durdurulduğu iddialarını da soruyoruz:

"Sadece rejim görevlilerinin bazı yaralı kişilere yakın mesafeden ateş ettiğini biliyoruz. Normalde yargı kararlarının verilmesi zaman alır ve bir-iki gün içinde tamamlanmaz.

Trump’ın 800 idam cezasının durdurulduğuna dair iddiasının bir tür medya manevrası olduğunu düşünüyorum. Tutuklanan protestocularla ilgili yargı sürecinin tamamlanmasını ve cezaların resmen açıklanmasını beklemeliyiz.

İdamların askıya alındığı iddiasının doğru olmasını ve bunca kan döküldükten sonra rejimin protestocuları öldürmekten bir nebze geri adım atmasını umuyorum.

İslam Cumhuriyeti rejimi bu katliamın asli ve kesin sorumlusu olduğu gibi, Trump’ın da bunu kolaylaştırdığı için sorumlu tutulması gerektiğine inanıyorum. Müdahaleci eylemleriyle, İran rejiminin protestocuları 'düşman ajanları' olarak damgalayıp katletmesinin yolunu fiilen açtı."

Peki bu idam cezaları toplumda korku mu yaratıyor, yoksa öfkeyi ve direnci daha da büyütüyor mu?

"İran rejimi dünyanın önde gelen infazcı rejimlerinden biri. İran rejimi 2025'te İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA) raporlarına göre 1.922 kişiyi idam etti. Bu kadar yüksek bir infaz oranına rağmen protestoların ortaya çıkması ve yayılması, protestocuların artık idamlarla korkutulamadığını aksine bunun öfkelerini daha da artırdığını gösteriyor."

‘İran halkı ya ölmek ya özgür olmak için sokağa çıkıyor’

İnternet ve elektrik kesintileri dışında, insanların şu an İran’da başka hangi sorunlarla karşı karşıya sorusuna ise şöyle cevap veriyor Hosseinzadeh: 

"Katliamlar birçok insanı yasa boğdu. Rejim, protestocuların cenazelerini ailelerine teslim etmek için para talep ediyor. Bazı temel ihtiyaç maddeleri ve ilaçlar da kıtlaştı ve fiyatları katlanarak arttı. 

İnsanlar, özellikle internet kesintisi nedeniyle günlük yaşamlarını sürdürmekte büyük zorluk çekiyor. Ancak İran halkının karşı karşıya olduğu en büyük sorun, İslam Cumhuriyeti rejiminin varlığının kendisidir."

Diğer ülkelerden gelen desteğin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Uluslararası topluma ne mesaj vermek istersiniz?

"Hükümetlerin müdahaleleri şimdiye kadar durumumuzu daha da kötüleştirdi. Çok yalnızız. Halkımızın uluslararası dayanışma ve empatiye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, her zamankinden daha izole durumdayız. Trump, 'yabancı müdahale' bahanesiyle İran rejiminin katliam yapmasını kolaylaştırırken şimdi kurbanları suçluyor ve Hamaney’e teşekkür ediyor.

İsrail yanlısı muhalefet protestocuları 'düşman ajanı' gibi göstermeyi kolaylaştırıyor. Eski Şah’ın oğlu ölenlerden 'kayıplar' diye bahsediyor. Sözde direniş ekseni solu protestocuların öldürülmesini alkışlıyor.

İran halkı fiyat artışları, işsizlik, barınma krizi, su ve enerji kıtlığı ve ağır baskı altında yaşayamıyor. İslam Cumhuriyeti’ni istemiyorlar. Ellerinde hiçbir şey kalmamış hâlde sokaklara çıkıyorlar, ya ölmek ya da özgür olmak için.

Benim çağrım hükümetlere değil, dünyanın dört bir yanındaki özgürlükten yana insanlara. İran’da insanlığa karşı bir suç işleniyor. İnternet olmadan rejim toplumu terörize ediyor. İran’da internetin yeniden sağlanmasına yardımcı olun."

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

YAZARLAR

Melisa Gülbaş

Aposto editörü

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak