Alev Saçlı Çocuk: Zorbalıktan uzak bir evrene doğru uçmak


Bir Dem ’lik sohbet her anı Dem’ler İnce belli bardakta çay keyfi, üzerinde dumanı tüten demli çayın yakut rengi ve damakta bıraktığı unutulmaz tadı... Öyle ki bu kadim tat Dem ’in Türk çaylarında daha da lezzetli. Dem: 2013’te Karaköy’de başladığı serüveninde yanına çayın zengin kültürünü alan Dem , Temmuz 2019’dan bu yana macerasına Moda’da devam ederek Türkiye’nin ilk modern çay evi olma özelliği taşıyor. El işçiliğiyle üretilen çay serileriyle ayrıcalıklı ve kaliteli bir çay deneyimi vadeden Dem dünyanın önde gelen çay ülkelerinde üretilen çaylarıyla geniş bir tat yelpazesi sunuyor. Türk çayları : Geleneksel siyah çay yalnızca kültürün değil, günlük yaşantımızın da ayrılmaz bir parçası. Toplandığı yörenin en kaliteli çay yapraklarından elde edilen Türk çayları Dem için özel olarak üretiliyor. Diyarbakır: Güneydoğu’dan gelen ve hafif bergamot aromasıyla lezzetlenen Dem’in Diyarbakır çayı, koyu dem rengi ve damakta bıraktığı buruk tatla sert içim sevenlerin favorisi. Tirebolu: Yağmurlardan sonra açan ilk çay filizlerinin elle toplanarak özenle işlendiği Tirebolu’nun bu özel siyah çayı, kendine has aroması ve kokusuyla yumuşak içim arayanların bardaklarını şenlendiriyor. Hemşin: Karadeniz yağmurlarının kokusunu barındıran çay yaprakları Türkiye’nin en kıymetli çaylarından. Havzaya yağan karlar altında yetişen ilk filizler elle toplanır ve Rize’nin yumuşak içimli, burgulu çayı elde edilir. Dem ’in çay evini ziyaret edebilir, eşsiz lezzetleri evine taşımak istersen dem.istanbul adresine uğrayabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
Yayınevi: Günışığı Kitaplığı
Türkçe yayın editörü: Müren Beykan
Resimleyen: Huban Korman
Türkçesi: Suzan Geridönmez
“Çocuklar kırmızı şeker, kırmızı top isterler de, neden kırmızı saç istemezler?” diye sorar postacı. Cevabı küçük Frida da bilmez. Tek bildiği, sıradışı kırmızı saçları yüzünden okulda hep alay konusu olduğudur. “Alev alev Frida geliyor! Yangın var, yangın var!” diye bağırır çocuklar, hatta onu suya atmaya bile kalkışırlar. Çok üzülen Frida’ya postacı yardım etmeye çalışır. Frida, teyzesiyle ve Kedi’yle birlikte yaşadığı evdeki, tuhaf cümlelerini bir türlü okuyamadığı kırmızı kitabı da çok merak etmektedir. Ama ne yazık ki, teyzesi bu tuhaf kitabın dilini epeydir unutmuştur...
Kitap okumayı sevmemin birden çok sebebi var, o kesin. Sanıyorum en keyiflilerinden biri, durup dururken turuncu saçlı insanlara yönelik tarihsel önyargıların tarihsel kökenlerini araştırmama önayak olmaları.
Nöstlinger'in Alev Saçlı Çocuk kitabındaki alev rengi saçlarından dolayı zorbalığa uğrayan Frida'yla yakından tanıştıktan sonra bunu araştırasım geldi. Zira Türkiye'de büyüyen ve Ermeni asıllı bir aileden gelen ben, çocukken en çok çilli suratlara ve turuncu saçlara özenirdim. 26 yıldır insanlar arasında yaşayan bir kişi olarak elbette farklılıkların şahane karşılanmadığı gerçeğini cebime koysam da detaya inesim geldi, ne yapayım?

İllüstrasyon: Nilay Çınar
Kültürel etkenler: Çocuklar neden kırmızı saç istemez?
Cevaba ulaşmak için pusula olacak birkaç bulgu var: Kırmızı saçın Kelt kökenli insanlara ait görülmesi ve Kelt halklarının tarih boyunca Anglosakson ve daha sonra Norman istilalarına uğramış ve kültürel kimlikleri zaman zaman baskı altında kalmış olduğu bir gerçek. Ayrıca Hristiyanlık geleneğinde hem kırmızı saçlı kadınların "baştan çıkarıcı" ve "kötücül" olarak görülmesi hem de Yahuda İşkariyot'un kırmızı saçlı olduğuna dair inanışla bağlantılı olarak dini etkileri de hatırlamak gerekiyor. Ah tabii, 16. ve 17. yüzyıllarda yaşanan cadı avı dönemini de unutmasak iyi olur: Kırmızı saçlı kadınlar, özellikle İskoçya ve İrlanda'da, cadı olduklarına dair suçlamalarla karşı karşıya kalıyorlar.
Bunları göz önüne alınca 1936, Avusturya doğumlu bir yazarın baş kahraman olarak kırmızı saçlı bir kız çocuğunu seçmesi ilham verici geliyor. Mesela Frida okula gitmek istemiyor, orası zorbalarla dolu. Yetişkin pusulası yetmiyor; öğretmeni, müdüre danışıyor ve "Bunları görmüyormuş, duymuyormuş gibi davranın," önerisine uyup zorbaların Frida'ya yaptıklarını görmüyormuş ve duymuyormuş gibi yapıyor.
Zorbalığa karşı yoldaşlar: Zorbalık elbette ki bu yüzden gün geçtikçe tehlikeli hâle gelmeye devam ediyor. Şaşırılmayacak şekilde, zorbalara sorumluluk yüklemeyen öğretmen ve müdür çuvallıyorlar ama Frida'nın evde onu gözeten bir dayanışma ağı var: postacı Bruno, maalesef adını bilmediğimiz postacının eşi, Anna Teyze ve konuştuğunun insanlardan saklanması gereken yaşlı kedi.
Yeri geliyor, çocuklar Frida'yı çantaya koyuyor ve neredeyse nehre atıyorlar. Onu bu saldırıdan kurtaransa büyülü olduğu kendisinden saklanan, alev alabilen saçları oluyor: Kızıla-kızıla-çıt-çıt-çıt-alev-alev-yakarık. Büyülü saçların varken ve hiçbir iktidar ağı seni kollamazken kendini savunabilmek ne kıymetli, değil mi? Hele de daha fazla farklılığın ortaya çıktığı için daha fazla zorbalığa maruz kalacağını bilirken.

Postacı Bruno, İllüstrasyon: Nilay Çınar
"Diğer"leri istemeyen dünyadan ötekine: Saçların sayesinde uçtuğun Marksist bir gerçeklik
Frida'yla tanıştığımızda içinde yaşadığı dünya, "diğer"leri pek istemiyor. Kedi, konuşabildiği için diğer kedilerden farklı; Anna Teyze, diğer vücutlardan onu farklılaştıran kilolara sahip diye devamlı evde; postacı Bruno, müdürünün ona hazırladığı rotadan biraz saptı diye kovulma tehdidini önemsemiyor bile. Neyse ki bu karakterler birbirini buluyorlar işte.
Yani Nöstlinger, kalemi ve karakterleriyle kapitalizm ve ötekileştirici kültürü bir dayanışma ağıyla yeniyor. Hatta Alev Saçlı Çocuk'ta, zorbalık arttıkça akıllara evde duran, farklı bir dilde yazılan kırmızı kapaklı tuhaf kitap geliyor. Sonra o dili bilen tek kişi teyzenin o dili okumaya okumaya unuttuğunu öğreniyoruz. İşte asimilasyon sonucu hep budur, değil mi?
Neyse, bu da bir şekilde çözülüyor ve meğer öğreniyoruz ki bu aile zaten buralara, bu patriyarkal kapitalist düzene ait değil.

Kırmızı kapaklı tuhaf kitap, İllüstrasyon: Nilay Çınar
Bir ülke var, orada insanlar mutlu. Tüm çocuklar da. Kimseyle alay edilmez orada. Herkes birbirine yardım eder. Orada ayakkabıcı, sevdiği için ayakkabı yapıyor. Ayakkabıya ihtiyacı olanlar da gelip ondan birer çift alıyorlar. Herhangi bir ücret ödemeden hem de. Üstelik, bu ülkede hiç çalışmak istemeyenler çıksa bile, [...] insanların çoğu yine de çalışıyor. Çünkü herkesin sevdiği işi yapmasına izin veriliyor.
Zorbalıkla, patron şiddetiyle, şişmanlık fobisiyle dolu bu gerçeklikten çıkış yolu sunuluyor Nöstlinger'in kitabında. Dayanışma ağı, gitmek için birbirlerine destek oluyor; uçma sihrine sahip olmayan postacı dahi geride kalmıyor.
Dayanışıyorlar ve patriyarkal kapitalizmin mabedi gibi duran bir kilise meydanından herkesin gözü önünde havalanarak gidiyorlar. Belediye başkanı, bunu gören "sıradan" insanların kafası karışmasın diye onların ardından meydana bir sirk arabası çağırıyor. Böylece kimse, bu zorba gerçeklikten uzaklaşılabileceği gerçeğini yayamıyor ama değişime açık olan "öteki"ler, el ele, uzaklaşıyorlar oradan.
Ben de Alev Saçlı Çocuk'u okudukça yalnız hissetmiyorum; "farklı"lıklarıyla öne çıkan çocuklar bilir; postacı, postacının eşi, teyze ve kedi gibi yoldaşlar pek gerekir. Nöstlinger, bana şunu tekrar gösteriyor: Kapitalist düzen zorbalığı beslese de uçup gitmek için dayanışma ağlarımız var. Orası sevgiyle, "öteki"liklerimizi benimsemekle el ele. Yeter ki kırmızı kapaklı tuhaf kitabı açıp dilimizi tekrar hatırlayalım.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Christine Nöstlinger'in Günışığı Kitaplığı'ndan yayınlanan kitabını Marksist feminist bir manifesto olarak okuyabilir miyiz?
23 Nis 2023

YAZARLAR

Piccolo
Aktivist okur-yazar dergi. Her pazar 12.00'de.
İLGİLİ OKUMALAR


