Amerikan sağında otoriter tekno-siyasetin yükselişi

Trump ve Musk etrafında şekillenen tekno-sağ koalisyonunun maksadı devleti küçültmek değil, aksine devlet gücünü bizzat kendi çıkarları için araçsallaştırmak. Federal yargıdan güvenlik kurumlarına, eğitim sisteminden uluslararası ilişkilere kadar birçok alanın tekno-elit güdümünde kalıcı şekilde biçimlendirilmesi hedefleniyor.
Amerikan sağında otoriter tekno-siyasetin yükselişi

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

ABD siyasetinde "tekno-sağ" olarak adlandırılan yeni bir evre şekilleniyor. Donald Trump’ın ikinci kez başkan seçilmesi ve 20 Ocak’taki yemin töreninde Elon Musk, Jeff Bezos, Mark Zuckerberg ve Sundar Pichai gibi teknoloji devlerinin öne çıkması, bu evrenin ilk hatıra fotoğrafı oldu. 

Herhangi bir kanuni zemine oturmayan “Hükümet Verimlilik Departmanı (DOGE)” atamaları, federal bürokrasideki kitlesel görevden almalar, kritik kamu fonlarının dondurulmaya çalışılması ve artan sansür baskısı ABD’de "bireysel özgürlük" söylemiyle propaganda yapan, ancak gerçekte giderek daha merkeziyetçi ve otoriter bir sağ yapılanmanın işaretçisi. Teknoloji elitlerinin gücünün artması ve Trump’ın ikinci döneminde bu elitlerle kurduğu yakın ittifak, yeni bir oligarşi riskini somutlaştırırken aynı zamanda otoriter bir tekno-devlet yapılanmasının sinyallerini veriyor. 

Ancak ortada bir sürpriz yok. Amerikan muhafazakarlığı bu otoriterliğin sinyallerini çok uzun süredir veriyor.

DOGE ve federal tasfiyeler

Trump’ın ikinci dönemi hızlı başladı. Daha bir ay dolmadan Trump yönetimi, DOGE eliyle SNAP (yiyecek yardımı), Medicaid (sağlık yardımı) ve benzeri sosyal programlara ayrılan fonları dondurmaya çalıştı. Mahkemeler devreye girerek bu hamleyi engelledi ancak yeni yönetimin benzer girişimlerden vazgeçmeyeceğini söylemek yanlış olmaz. Musk’ın, federal devlet işleyişini tıpkı özel şirketleri gibi “verimlilik” bahanesiyle dönüştürmeye çalışması ve bunu da sıklıkla yasa dışı şekillerde yapması, kamu bürokrasisinde büyük bir kaos yarattı. 

Ancak bu kaosun arkasında sadece teknoloji sektörünün çıkarları var desek eksik olur. Petrol, ilaç ve silah sanayisi gibi diğer güçlü sektörler de Trump’ın oluşturduğu yeni koalisyonda pay sahibi. Neticede, zengin bağışçıların ve teknoloji devlerinin karar alma süreçlerinde belirleyici olduğu, klasik anlamda "serbest piyasa"dan daha da uzak, liberteryenizm denilmesi mümkün olmayan merkeziyetçilikte ve nihayetinde seçkinlerin otoriterliği altında, demokratikmiş gibi yapma ihtiyacı dahi duymayan bir devlet modeli ortaya çıkmaya başladı.

Tekno-otoriteryenizmin ilk örnekleri, Trump’ın ilan ettiği kimi başkanlık kararnamelerinde görülüyor. DOGE’un tavsiyesiyle "Schedule F" adıyla bilinen ve memurların iş güvenliğini düzenleyen yasanın yeniden hayata geçirilmesi ya da binlerce memura "görevlerinden istifa ederlerse 8 aylık maaş alabilecekleri, aksi takdirde ücretsiz izne veya doğrudan işten çıkarmaya tabi tutulabileceklerinin" bildirilmesi karşılaşılan basit örnekler. 

Ya da Hazine Bakanlığı'ndaki kilit bir bürokrat olan David A. Lebryk’in bakanlık bilgilerinin yasa dışı bir şekilde Musk’a aktarılmasına izin vermediği için istifa etmek zorunda kalması da benzer bir vaka. Hazine Bakanlığı'nın bilgilerine sahip olan Musk’ın seçtiği isimlerin, devletin ödeme sistemlerini kontrol etmek istemesi, olası bir fon kesintisi veya belirli kişi ve kurumların kara listeye alınması riskini doğuruyordu. Bu bilgilerin Trump ve Musk çevresinin düşman gördüğü kişi ve kuruluşları doğrudan ekonomik olarak boğma amacıyla kullanması da bir ihtimal. 

  • Musk, bu sistemin yönetimini eline alırsa kendi rakiplerini "kara liste"ye ekleyebilecek, arasının iyi olduğu şirketlere konulan engelleri ortadan kaldırabilecek bir güce sahip oluyor. Ve bunları yasa dışı bir şekilde, arkasına Trump’ı ve diğer Cumhuriyetçileri de alarak yapıyor.

Tekno-sağın otoriter yönü, sadece ekonomi politikalarında değil, aynı zamanda kültürel ve idari düzeyde de kendini gösteriyor. Musk’ın elindeki muazzam servet ve teknoloji şirketlerinin altyapısı, Trump yönetimince devlet işleyişine dahil ediliyor. Örneğin, Beyaz Saray’ın federal fonları keyfî biçimde dondurmaya çalışması, mahkemelere takılmış olsa da bu yaklaşımın hem yasaları hem de teamülleri yerle bir etme niyetini açıkça gösteriyor. Buna paralel olarak, medya kuruluşlarını, üniversiteleri ve araştırma kurumlarını tehdit etmek de sağın otoriteryen stratejisine eklemlenmiş durumda. 

Trump, eleştirel gazetecileri hapse atmakla, televizyon yayın lisanslarını iptal etmekle tehdit ederken Musk ise Wikipedia’dan farklı internet platformlarına, kendisi hakkındaki olumsuz içerikleri kaldırmaya dönük baskıcı hamlelerde bulunuyor. "Yanlış" veya "tehlikeli" görülen hiçbir görüşe yer olmadığı mesajı sert bir biçimde veriliyor. Sadakat testi Amerikan siyasetinin merkezine oturuyor.

Amerikan sağı: Süreklilik mi, kopuş mu?

Kimilerinin şaşkınlıkla ve hatta panikle izlediği bu süreç için sürpriz demek doğru olmaz. Trump’ın yükselişi, Amerikan sağının yolculuğunda bir sapma mı yoksa sadece şimdiki durağı mı? Bir kesime göre Trump’ın popülist ve otoriter dili, köklü Cumhuriyetçi değerlerden ve William F. Buckley, Ronald Reagan gibi ikonlardan ciddi bir kopuşu temsil ediyor. Başka bir kesim ise tam tersine, "Sağ her zaman ırk, kültür ve din temelli bir tepki siyasetiyle öne çıktı; Trump sadece bu çizgiyi açıkça görünür kıldı" diyor.

1970’lerden itibaren yeniden kurumsallaşan muhafazakar hareket, serbest piyasa ve anti-komünizm söylemi etrafında şekillense de bu söylemin satır aralarında her zaman "doğal düzenin korunması" fikri ağır bastı ve bu düzen, çoğu zaman "beyaz ve Hıristiyan ABD"nin çıkarlarıyla özdeşleştirildi. 

Bu bakımdan, Trump döneminde belirginleşen göçmen karşıtlığı, "kültür savaşları" söylemi ve devlet mekanizmalarını "sol etkiyi" temizlemek için kullanma arzusunu tamamen yeni bir olgu olarak görmek güç. Bugün geldiğimiz noktada, ABD’deki sağ siyasetin gitgide daha net biçimde karşı devrimci bir çerçevede hareket ediyor. Kendisini muhafazakar olarak tanımlayan ama artık "yeterince muhafazakar değiliz" diyerek çok daha radikal ve otoriter yöntemler savunan gruplar öne çıkıyor. 

The Federalist gibi yayın organlarında, "Artık muhafazakarlık yeterli değil, devleti radikal biçimde dönüştürmeliyiz" mesajları verilirken, Russell Vought gibi figürler "radikal anayasalcılık" önererek devlet gücünü sola ve "kökü kazınması gereken" bürokratik yapıya karşı "sert bir silah" olarak kullanma gerekliliğinden bahsediyor. 

  • Yani küçülen değil büyüyen ve zorbalaşan bir devlet talebi denebilir. Modern Muhafazakarlık ve Cumhuriyetçi Parti’nin uzun soluklu tarihine bakılınca, otoriter unsurların ve "solu düşman ilan etme" siyasetinin sıklıkla işlenen bir tema olduğu göz ardı edilemez.

Elbette bugün ortaya çıkan tabloyu sadece Amerikan sağının geleneksel otoriterliği şeklinde basite indirgemek mümkün değil. Teknolojinin getirdiği hem teknik hem de sosyal avantajlar bu siyasetin dönüşmesinde merkez rol oynuyor. Sosyal medyanın bu yeni otoriter-sağın yükselişindeki payı fazlasıyla göze batıyor. Trump ile Musk etrafında şekillenen tekno-sağ koalisyonunun maksadı devleti küçültmek değil, aksine devlet gücünü bizzat kendi çıkarları için araçsallaştırmak. Federal yargıdan güvenlik kurumlarına, eğitim sisteminden uluslararası ilişkilere kadar birçok alanın, tekno-elit güdümünde kalıcı şekilde biçimlendirilmesi hedefleniyor. Büyük bir toplumsal kutuplaşma yaratmak da bu amaca hizmet ediyor. İnsanların öfkesi, yoksulluğu ve korkuları, yeni dönemde tekno-sağın otoriter ve milliyetçi hamlelerini meşrulaştırma aracı olarak kullanılıyor. 

Hem geleneksel hem de sosyal medya da bunun için biçilmiş kaftan. Sadece Musk’ın X’i değil, Bezos’un Washington Post’u ya da diğer elitlerin medya organları, bu tekno-otoriterliğin inşasında rol oynuyorlar. Ya rıza inşa ederek ya da yurttaşların haber alma hakkını suistimal ederek kitleleri yönlendiriyorlar. Tekno-sağın yükselişi, bireysel özgürlüklerin aksine, devletin tüm mekanizmalarını kendi ideolojik gündemi için seferber eden bir anlayışa işaret ediyor. Bu anlayış, demokrasinin temel dayanakları olan hesap verebilirlik, şeffaflık ve hukukun üstünlüğü gibi ilkelerle doğrudan çelişiyor ve topyekun şekilde otoriteryenizmi benimsiyor.

Trump döneminin ilk haftalarında yapılmaya çalışılan bütçe dondurmaları, kamu personeli tasfiyeleri ve sosyal yardım programlarının kesintiye uğratılması, bu yeni dönemin ilk adımları olarak karşımızda duruyor. Federal yargı ve çeşitli bürokratik engeller bu hamleleri şimdilik kısmen durduruyor olsa da iktidarın ne denli kararlı olduğu da açıkça görülüyor.

Demokratik toplumun, bu yeni otoriter modele karşı direnç gösterip gösteremeyeceği ise bir muamma. Yapılan AP-NORC anketlerine göre, Elon Musk’a duyulan güvensizlik %50’yi aşıyor. Çoğu ABD’li, seçilmemiş ve hesap vermeyen bir milyarderin devlet fonları üzerinde böylesine geniş yetkilere sahip olmasına tepkili. Yine de Trump ve Musk, şimdiye kadar pek bir dirençle karşılaşmış değiller. 

Önümüzdeki 4 senede neler yaşanacağına dair herhangi bir çıkarım yapmak mümkün olmasa da şunu söylemek pek yanlış olmaz: Kurumsallığı ile ünlü Amerikan federalizmi ile merkezileşmiş ve otoriteryen bir gücün yaşayacağı çatışmayı izlemek dünya siyasi tarihinde bir dönüm noktası olacak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

🥊 Ticaret savaşları, Kongo ateşkesi

Trump'ın başlattığı, kısmen askıya alınan ticaret savaşları. Grönland ne olacak? Çin ve Hindistan arasında baraj gerilimi. Sahel birliği. BRICS para birimi.

04 Şub 2025

🥊 Ticaret savaşları, Kongo ateşkesi

YAZARLAR

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak