Amida'nın Ruhu: Geçmişin ruhunu bir şişeye sığdırmak mümkün mü?

Kitabın adı: Amida’nın Ruhu
Türü: Anı ve içki kültürü
Yazar: Silva Özyerli
Anadolu coğrafyası hem şarabın hem de biranın ilk üretildiği coğrafyalardan biri. Bu kadim bilgeliğe zaman içerisinde distilasyondan kaynaklı bilgiler ekleniyor. Bu bilgiler doğanın sunduğu bitki ve baharatlardan gerek şifa gerekse lezzet elde etmek için nesilden nesile aktarılan öğretiler ile harmanlanarak yepyeni lezzetler yaratıyor.
- Bu harmanın en rafine örneklerinden likör üzerine yazılmış Amida’nın Ruhu. Silva Özyerli’nin ikinci kitabı, otobiyografik anlatımların bolluğu ve mekan-zaman devamlılığı ile öncülü olan Amida’nın Sofrası'nı tamamlar nitelikte.
Tüm dünyada özellikle son 15 yılda yemek ve anı kitaplarına artan ilgiyi edebiyat eleştirmenleri ve antropologlar ilgiyle izliyorlar. Yemek anısını aktaran kişilerin sadece yemek edimlerini değil; çocuklukları, gündelik hayatları, bağlı oldukları ya da olmak istedikleri toplulukların ritüel ve davranışları ile etkileşimlerini incelemek oldukça kıymetli bilgiler sağlıyor. 1970’lerden sonra başlayan ve küreselleşme ile hızlanan kültür difüzyonunun çoğu toplumu tektipleştirirken kullan-at kültürü dijitalleşme ile insanlığın ardında çok daha az anlamlı iz bırakmasına sebep oluyor. Bu sebeple etnografik her kayıt araştırmacılara çok kıymetli bilgiler sağlıyor. Yemek ve anı eserleri için Barbara Waxman, iki seçenekli bir tanım yapıyor:
"Anı yazarının büyüme ve gelişimini yemek anıları merceğinden anlatan veya çocuklukla başlayan veyahut en eski yemek temelli deneyimlere geri dönüşler yapan anlatılar."
Bu tür anlatılarda aradan geçen sürenin oluşturabileceği en büyük risk Proustvari anıların yerini hafızanın kendi senaryosu ile doldurması. Bu noktada da antropologların çalışmaları, eski arşiv ve kayıtlar, hatta başka anlatılar, düzeni sağlamak için devreye giriyor. Yemek ve anı konusunda öncü çalışmalar yapan antropolog David E. Sutton’ın Remembrance of Repasts kitabının bölüm başlıkları yemek-anı formatlarında bulunması gereken öğeleri özetliyor:
- Ritüel ve günlük yaşam ayrımı
- Hatırlanan hediyeler, unutulan eşyalar
- Duyusal hafıza ve sinestetik dünyalar
- Anısı olan yemekler
- Tarifler ve uygulamalar
Hafızasız bir toplumda toplumun hafızası olmak
Modernleşme sürecinde birçok ritüelini ve mutfak kültürünü geride bırakan bir toplum için yemek ve anı kitapları ile yeniden hafıza oluşturmak oldukça zor olsa da gerek. Toplumun bir parçası olan ancak geçmişe göre sayıları oldukça azalan Ermeni, Rum, Yahudi, Süryanilerin geçmişte yaşadıkları gündelik yaşam ve ritüeller maalesef politik süreçlerle de akamete uğradı. Nesiller arasında oluşan bu kopukluğu ve toplumun farklı kesimlerinde oluşan karşılıklı yabancılaşmayı mutfak kültürü üzerinden gidermek hâlâ mümkün. Bu süreçte toplulukların geçmişini araştıran, kaydeden ve aktaran yazarlar sadece mutfak kültürünün kayda alınmasını sağlamıyor aynı zamanda toplumsal bilinç ve hafızanın yeniden yerine oturmasın da yardımcı oluyorlar. Bir nevi toplumlarının hafızası oluyorlar.
2002’de Esin Eden’in Annemin Yemek Defteri ve 2003’te Byron Ayanoğlu’nun İstiridye Usulü Girit kitabı ile başlayan yemek ve anı kitapları 2004’te Aras Yayıncılık’tan çıkan Takuhi Tovmasyan’ın Sofranız Şen Olsun kitabı ile daha da popüler hâle geldi. Ardından farklı toplulukların yemek ve anı kitapları ile mutfak kültürlerinin ortaya çıkarılıp kayıt altına alınması her bir çıkan yemek ve anı kitabı sayesinde kolaylaşıyor, diğerleri için cesaretlendirici oluyor.
Amida’nın Sofrası’ndan Amida’nın Ruhu’na…
2019’da ilk baskısı yapılan Amida’nın Sofrası ile Silva Özyerli sadece Diyarbakır Ermeni mutfak kültürünü kayıt altına almıyor, Diyarbakır Ermeni’lerini de yeniden hafızalara getiriyordu. İlk kitaptaki gibi Ermeni toplumu Amida’nın Ruhu’nda da merkezde. Fakat bu kitapta Silva Özyerli’nin kişisel yolculuğu çok daha belirgin. Aslında önce Amida’nın Ruhu’nun ardından Amida’nın Sofrası’nın yayımlanması düşünülüyor ancak Diyarbakır’ın yaşadığı şiddet olayları bu sıralamayı değiştiriyor.
Amida’nın Ruhu’nu Sutton’ın belirlediği başlıkları temel alarak irdelemek gerekirse likörün "Gavur Mahallesi"nde kutlamaların baş aktörü oluşu, likörün kız alıp vermede oldukça önemli bir hediye unsuru oluşu, ailece İstanbul’a göçleri ve kökeni simgeleyen zerdali liköründe olduğu gibi kimi likörlere yüklenen özel anlamlar ve kitap boyunca bol bol geçen kokular, aslında yemeğin ve kitap özelinde likörün Özyerli’nin hafızasında ne kadar önemli yer tuttuğunun da göstergesi.
Anıları tetikleyen meyveler ve baharatlarla likör yaparak bu anıları geleceğe taşımak isteğini mutlaka taşıyor. Bu likörleri göz kararı yapmak yerine bir reçeteyle sınırlandırmak, tıpkı bir fotoğrafa bakıp o anı hatırlamak gibi, likör dolu kadehi ele alınca o anı geri getirmeyi kolaylaştırıyor olabilir. Oldukça detaylı çalışılmış tarifleri uygulamak isteyen okuyucu için kapsamlı bir içerik yazısı ve tariflerin altında da önemli ipuçları var.
Yemek ve anı kitaplarında en büyük risklerden birinin eski bir tarifin günümüze uyarlanamaması sorunu olduğu söylenedursun, bu kitap özelinde uyarlama sorununa yol açabilecek tek etkenin siyasal iktidarın içki üretimi ve kullanımına dair geliştirdiği politikalar olması hazin. Yazarın çocukluktan yetişkinliğine likörle ilişkisi, aslında kitabı bir yemek ve anı türünden çok daha nadir bir tür olan içki ve anı türüne yaklaştırıyor.
- Barbara Waxman bu türü tanımlarken "İşin profesyonelleşme durumu varsa bu yazın bir anı olmaktan çıkarak bir başarı hikayesine dönüşür" şerhi koyuyor.
Özyerli’nin hâlâ ilk günkü şevk ve heyecanla likör yapması kitabı okuyan okura da kitabın her bakımdan istisnai bir noktada durduğunu fark ettirecektir. Her ne kadar kitabı içki ve anı olarak tanımlama gayreti içinde olsam da başka kitaplarda bulunmayacak yemek kültürü öğeleri, kitabı bu alandan da besliyor.
- Topluluğun erkeklerini zoraki mutfağa sokan düğün çöreği şakarşi, bir usta-çırak ziyafeti olan khıncuyk, düğün sonrası davetlerinin çocuklarına özel tertip edilen ve bir masal sahnesini andıran ziyafet ile yemek ve ritüel üzerine çok kıymetli tasvirler de aktarılıyor.
Toplumsal hafızanın bu kadar zayıf olduğu, içki kültürünün bile isteye çoraklaştırıldığı günümüzde likör ve Amida Ermenileri'nin doğum, düğün ve gelenekleri üzerine ayrıntılı bir kitap yazmak kolay iş değil. Cümleleri titizlikle seçmek, doğru duyguları okuyucuya vermek, onları mutfağa sokmak gerçekten incelikli, heyecanlı ve sabırlı bir ruh gerektiriyor.
Bu roh* da Amida’nın Ruhu’nda var.
*Roh: Amida Ermenilerinin liköre verdikleri isim/ ruh.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Aile sırrı börek tarifini "sır" kılan malzeme nedir? Geçmişin ruhunu bir likör şişesine sığdırmak mümkün mü? Yanıtları tariflerinde.
06 Eki 2024

YAZARLAR

Onur Daylan
Yazar ve rakı eğitmeni. 12 yıl boyunca reklam pazarlama yöneticiliği yaptıktan sonra yemek kültürü yazarlığına yöneldi. İçki ve gastronomi kültürü üzerine yarı akademik sunumların ardından, Gourmand Ödüllü "Meyhane İhtisas Kitabı"nın yazarlarından biri oldu. 2022’den beri bir rakı markasının saha eğitmeni.

apéro tarif
Tarladan sofraya, damaktan dimağa lezzetli tarifler, hikayeler ve incelemeler.
İLGİLİ OKUMALAR



