Anayasa Mahkemesi'nin Geleceği

Diğer yargı organları AYM kararına uymayı açıkça reddediyor ve hükümet çözüm olarak AYM’nin yetkilerini kısıtlamak için hazırlıklar yapıyor. Eğer sözü edilen değişiklik yasalaşırsa AYM hukuken kapatılmasa da, öyle görünüyor ki, fiilen tabutuna son çivi çakılmış olacaktır.
Anayasa Mahkemesi'nin Geleceği

Son günlerde Anayasa Mahkemesi’yle ilgili önemli gelişmeler yaşanıyor. Öncelikle Mahkeme’nin mevcut başkanının görev süresinin dolması nedeniyle başkanlık seçimi yapıldı. Daha iki hafta önce 5 Mart tarihinde yeniden başkanvekili seçilen Kadir Özkaya 21 Mart tarihinde ise mahkeme başkanı seçildi.[1] Kadir Özkaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından AYM’ye atanan ilk üye olup kritik kararlarda genellikle özgürlükler lehine oy kullandığı söylenemez. AYM üyeliklerindeki son değişikliklerle AYM’nin çoğunluğunun Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından atanan üyelerden oluştuğu dikkate alınmalıdır.

Diğer taraftan son günlerde medyaya yansıyan haberlerde yürütme organı tarafından hazırlanmakta olan 9. Yargı Paketi kapsamında Anayasa Mahkemesinin yetkilerinin kısıtlanacağı, bireysel başvurularda ihlâl tespit edilmesi halinde yalnızca yeniden yargılama ve tazminata hükmedebileceği belirtiliyor.[2] Hazırlanan taslağın metni yayınlanmadan kapsamlı bir değerlendirme yapmak mümkün olmamakla birlikte, yürütme organının özellikle AYM’nin Can Atalay kararından sonra AYM’nin yetkilerini daraltmak istediği zaman zaman kamuoyuna  servis ediliyor. Eğer bu haberler doğruysa ve AYM’nin yetkileri gerçekten kısıtlanırsa, bu değişikliğin Türkiye’nin hem siyasi sistemi hem de uluslararası ilişkileri bakımında önemli etkileri olacağı açıktır.

Bireysel başvurularda Mahkeme hak ihlâli tespit etmesine rağmen bu ihlâli giderecek etkili tedbirler alınmasına hükmedemezse, bu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyu etkisiz bir yol haline getirecektir. İnsan hakları hukukunda başvuru yollarının amacı ihlâli ve sonuçlarını ortadan kaldırmak, mağdura gerçek bir giderim sağlamaktır. Bunun da en etkili yolu ‘’eski hale getirme’’dir (restitio in integrum). Tazminat yalnızca eski hale getirmenin mümkün olmadığı hallerde ikame olarak hükmedilebilecek bir giderim türüdür.  Örneğin, haksız yere hürriyetinden yoksun bırakılan bir kişinin özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik ihlâl ancak kişinin tahliye edilmesiyle giderilebilir. Söz konusu kişinin tahliyesine imkân vermeyen bir başvuru yolunun ihlâli giderecek etkili bir başvuru yolu olduğu söylenemez.

Haberlere yansıdığı gibi bir değişiklik yapılması halinde bunun Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruyu AİHM açısından tüketilmesi gereken iç hukuk yolu olmaktan çıkaracağı konusunda kuşku yoktur. Bu durumda hak ihlâline uğrayan herkes için AYM’ye başvurmadan doğrudan doğruya AİHM’e başvuru yolu açılabilir ki, bu takdirde AİHM sadece Türkiye başvurularını inceleyen bir uluslararası mahkemeye dönüşebilir. Eğer hükümet bu derece gözünü karartmışsa Avrupa Konseyi ile ilişkileri koparmayı da göze almış demektir. Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkmış bir Türkiye’nin siyasi rejiminin ise neye benzeyeceğini tahmin etmek zor olmasa gerekir.  

Anayasa Mahkemesi arada bir bazı isabetli kararlar verse de uzun zamandır etkili bir denge ve denetim organı olma niteliğini kaybetmiş durumdadır. Nitekim rejimin giderek otoriterleşmesini sağlayan düzenleme ve uygulamalardan çok azı AYM tarafından Anayasaya aykırı bulunmuştur. AİHM’in son yıllarda Türkiye aleyhine verdiği ihlâl kararlarında tespit ettiği sistemik sorunların hiçbiri AYM tarafından Anayasaya aykırı bulunmadı. Avrupa Konseyi nezdinde bir krize dönüşmekte olan Kavala, Demirtaş, Yalçınkaya, Vedat Şorli kararları gibi sistemik nitelikteki sorunların hiçbirine ilişkin olarak AYM’den çözüme işaret edecek bir karar çıkmadı.

Ancak buna rağmen uluslararası arenada Türkiye’nin en prestijli kurumu hâlâ AYM olarak görülüyor. Bu yönüyle de Mahkeme hükümetin pek çok hukuk dışı uygulamasının maskelenmesi işlevi görmektedir. AİHM hâlâ AYM bir konuda karar vermeden karar vermiyor, bu da sorunların AYM raflarında dondurulması anlamına gelmektedir. Meselâ AİHM on yıldan uzun bir süreden beri vicdanî ret başvurularında karar vermiyordu, çünkü AYM 12 yıldan beri önünde bekleyen 40’tan fazla başvuruda herhangi bir karar vermedi. Ancak AİHM 12 Mart 2024 tarihinde Kanatlı/Türkiye kararıyla bu bekleyişe bir son verdi ve vicdanî retçiler için alternatif kamu hizmetini düzenleyen bir yasa bulunmaması nedeniyle Sözleşmenin vicdan özgürlüğünü koruyan 9. maddesinin ihlâl edildiğine hükmetti.[3] 

Ancak hükümetin artık AYM’nin bu meşrulaştırıcı rolüne de ihtiyacının kalmadığı anlaşılıyor. Çünkü AYM’nin verdiği iptal kararlarının gereği yerine getirilmiyor, ihlâl kararlarına uyulmuyor. Can Atalay kararında olduğu gibi, diğer yargı organları AYM kararına uymayı açıkça reddediyor ve hükümet çözüm olarak AYM’nin yetkilerini kısıtlamak için hazırlıklar yapıyor. Eğer sözü edilen değişiklik yasalaşırsa AYM hukuken kapatılmasa da, öyle görünüyor ki, fiilen tabutuna son çivi çakılmış olacaktır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Özgürlük GündemiÖzgürlük Gündemi

BÜLTEN SAYISI

Yerel Seçimlere Doğru TRT

Ekmek ve Simit Fiyatlarının Belirlenmesine Ticaret Bakanlığı El Attı, Anayasa Mahkemesi'nin Geleceği, Yerel Seçimlere Doğru TRT.

25 Mar 2024

Yerel Seçimlere Doğru TRT

YAZARLAR

Ali Rıza Çoban

Anayasa hukuku doçentidir. Doktorasını temel haklar alanında İngiltere'de Leeds üniversitesinde yapmıştır. İnsan hakları hukuku, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, anayasa yapımı, karşılaştırmalı anayasa yargısı alanlarında çalışmaktadır. Kendi uzmanlık alanlarında sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmektedir.

Özgürlük Gündemi

Özgürlük Araştırmaları Derneği'nin hazırladığı Özgürlük Gündemi, Türkiye’nin hukuk devleti, ekonomi, siyaset ve sivil toplum gündemine ilişkin vakıaların değerlendirildiği, iki haftada bir pazartesi günü yayımlanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR