Anlatıların Kırmızı Çizgileri ve Herkül Millas

Anlatıların Kırmızı Çizgileri ve Herkül Millas

Yazı: Damla Demirözü

Ulusal kimliklerini birbirinin ‘öteki’liği üzerinden oluşturan iki anlatı arasında yaşamak ve çeviri yapmak kolay değildir. Bir tarafın milli bayramı diğer taraf için bir yas günü olabilir. Birbirine zıt yorum yüklenen bu tarihi olayların tekrarı karşı tarafın ‘öteki’liğini ispatlarken kendimiz için seçtiğimiz kimlik değerlerimizi de pekiştirir. Yunan anlatısı için ‘Konstantinapol’ün Düşüşü’ olan 1453, Türk anlatısı için ‘İstanbul’un Fethi’dir. Yunan anlatısı için Osmanlı/Türk boyunduruğundan kurtulmak anlamına gelen 1821 Yunan Devrimi bugün bile Türkiye’deki bazı tarihçiler tarafından Yunan İsyanı olarak yorumlanır. Yunan anlatısı 1922’yi Küçük Asya Felaketi olarak okur. Bu Felaket bir sona işaret eder, Yunanların Küçük Asya’daki yaşamlarının sonuna. Türk anlatısının merkezinde ise 1923 vardır. Tarihi bir hak iddiasıyla 1919 yılında Anadolu’ya çıkan Yunan ordusu yenilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. 

Bu makale okuyucuya ulusal kimliklerini birbirinin ötekiliği üzerinden kuran Türk ve Yunan anlatısı arasında yaşamak zorunda kalan Herkül Millas’ın Yunancadan Türkçeye yaptığı çeviriler hakkında bilgi vermeyi hedeflemektedir. Ancak öncelikle Herkül Millas’ın yaşamı ve bazı eserlerine kısaca değinmek istiyorum. Çalışmaları bize iki ülke anlatısını, ilişkilerini, tarih ve edebiyatını bambaşka bir açıdan okuma olanağı sağlamıştır.(2)

Kimliği ve Arayışları

Herkül Millas’ın çok sayıdaki eserine değinmek ya da yaşamı hakkında ayrıntılı bir biyografi sunmak gibi neredeyse imkânsız bir işe kalkışmayacağım.(3) Onun bireysel arayışı hakkında bize ipuçları verebilecek, hayatında önemli olduğunu düşündüğüm olaylardan bazılarına kısaca değineceğim. Böylece, çevirileri aracılığıyla bize ne söylediğini daha iyi yorumlayabiliriz.

1940 doğumlu Herkül Millas’ın 1994-1998 yılları arasında Ankara Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi Anabilim Dalı’nda yaptığı doktora tezinin başlığı “Türk Edebiyatında Yunanlı’nın İmajı-Karşılaştırmalı Bir Yöntemle Ulusçuluk ve Kimlik Sorunları”dır. Herkül Millas doktora tezini yazarken bir yandan da Türkiye’de açılan (1990-1991) ilk Çağdaş Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda(4) hocalık yapar (1990-1995). Yaşamını kazandığı ilk mesleği olan mühendislik işinden kendini emekli etmiştir. Erişkin bir insan olarak, 54 yaşındayken, ‘okula dönmek’ üzere seçtiği konu elbette rastlantısal değildir. Aksine kendi kimliği ile birebir ilişkilidir. 

Herkül Millas


İçine doğduğu kimlik (Rum/Yunan) içinde yaşadığı toplumun anlatısı (Türk) tarafından ‘öteki’ olarak görülmektedir. Dolayısı ile araştırmacı doktora tezinde içinde yaşadığı resmi anlatının kendini nasıl gördüğüne odaklanır. Türk anlatısının kaydolduğu, kimliğini yeniden ürettiği edebi metinlerdeki Türk kimliğini ve Rum/Yunan imajını inceler. 1998 yılında yani 58 yaşındayken başarıyla tamamladığı tezi önce Türkiye’de “Türk Romanı ve ‘Öteki’ Ulusal Kimlikte Yunan İmajı” adıyla kitap olarak yayımlanır(5) daha sonra da genişletilmiş şekli ile Yunanistan’da.(6) Yunanistan’da yayımlanan kitap Yunan okuyucuya Türk anlatısının oluşumu hakkında sunduğu bilgilerin yanı sıra Yunan anlatısındaki ‘Türk’ imajı hakkında da bilgi verir.

Araştırmacının yukarıda adı anılan bu büyük eserle yapmak istediği açıktır. İçine doğduğu, arasında yaşamak zorunda kaldığı anlatıların birbirine bakışını inceler. Araştırmaya kendine ait ‘öteki’ imajı ile başlar. Önce Türk anlatısının Yunan’ı nasıl gördüğünü tespit ve analiz eder. Sonra, diğer anlatıya yönelir, Yunan anlatısının Türk için yarattığı imajı inceler. Kısacası Herkül Millas imaj çalışan pek çok araştırmacı gibi ‘öteki’ imajının rastlantısal olarak oluşmadığının, aksine bir tür ideolojik ‘kısaltma’ olarak işlediğini farkındadır.(7)

Herkül Millas, olasılıkla, farklı kimliği nedeniyle günlük yaşamında deneyimlemek zorunda kaldığı pek çok olayın nedenlerini yaptığı araştırmalarla ‘açıklamaya’, anlamaya çalışıyordur. Henüz on beş yaşındayken 6-7 Eylül 1955’i yaşamıştır. Babasının dükkânındaki kumaşların kesilip yok edildiğine, babasının kısa bir süre içinde saçlarının beyazladığına tanıklık etmek zorunda kalmıştır. Bireysel olarak kendi yaşamını etkileyen bu korkunç olay bile onun anlama, çözümleme çabasına konu olur. Sokaktaki güruh kimdir, onları harekete geçirenler kimlerdir, neden bu kalabalıktan farklı davranarak kendilerini koruyan tanıdıklar vardır? Davranışlarımız somut ve soyut ötekine göre çeşitlilik mi sergiler? Lozan Antlaşmasına rağmen neden olması gerektiği gibi yurttaş olarak kabul görmüyordur? Neden, Türkiye ile Yunanistan ilişkilerinin gergin olduğu kimi dönemlerde yaptırım uygulanacak bir rehine muamelesi görüyordur? Bu duruma itirazını yirmi beş yaşındayken yükseltir. Türkiye ile Yunanistan arasında 1965 yılında Kıbrıs nedeniyle yaşanan krizlerden birinde dönemin başbakanı, Suat Hayri Ürgüplü Kıbrıs’ta eğer bir tek Türk öldürülürse İstanbul’daki Rumlara karşı yeniden 6/7 Eylül türünde saldırıların yapılacağı uyarısında bulunur. Herkül Millas bu ‘uyarıya’ cevap olarak 17 Ekim 1965 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan bir açık mektup yazar. Bu mektupta “Biz vatandaşız, intikam almak için el altında bulundurulan rehineler değiliz.” demektedir.(8) Bu olaydan hareketle Herkül Millas’ın içinde yaşamak zorunda kaldığı gerçekliğin kendisine sunduğu ikili rolü kabul etmediğini görürüz. Ne yaptırım uygulanacak bir azınlık olarak yaşamayı kabul eder ne de susmanın; ‘göze batmamanın’ öğretildiği ‘Rum/ Yunan azınlık’ anlatısının içine hapsolur. Kısacası kendisini çevreleyen anlatıların kırmızı çizgilerini aşma cesareti gösterir. Üstelik kendi özgür iradesi ile oluşturduğu siyasi kimliği başka bir dünyanın arayışındadır. 1962 yılından başlayarak Türk solunun değil Türkiye solunun (Türkiye İşçi Partisi) bir üyesidir. Bütün bu arayışları karşılıksız kalmaz, sonuç bir iyileşme değil yaptırım-ceza olarak gelir. Subay olarak yapması gereken ‘vatani görevini’ çavuş olarak Türkiye’nin sürgün yeri olarak kabul edilen bir ilinde, Muş’ta yapacaktır (1967-1968 yılları arası). O artık bir ‘sakıncalıdır’. Sakıncalı olma durumu içine sığmadığı resmi anlatılar nedeniyle yaşamı boyunca her iki ülkede de devam edecektir. 

Kendi deyişiyle “azınlık olma sendromundan”(9) hiç kurtulamaz. Ne 31 yaşına kadar yaşadığı Türkiye’de, ne de 1971 sonrası yaşamaya başladığı Yunanistan’da. Dolayısıyla araştırmaya kendi kimliği için kurgulanan öteki imajından başlamış olması doğaldır. Ama içinde yaşamak zorunda kaldığı bir diğer anlatının, Yunan anlatısının da Türk için kurguladığı ‘öteki’ imajının farkındadır. Bu farkındalık kimi zaman günlük yaşamdaki pratiklerle beslenir. Yunan İlkokul Kitaplarındaki Türk İmajı adlı çalışmasına böyle bir olay neden olur. Kendisi bu olayı şöyle anlatıyor: “Biz evde ‘Türkler aleyhine’ konuşmazdık. Atina’day-ken eve ayrıca arada sırada Türk dostlarımız gelirdi. Oğlumuz ilkokula gidince Türkler aleyhine laflar etmeye başladı. Merak edip okul kitaplarını inceledim. Bu konudaki ilgim böyle başladı. Bu kitapların nasıl zararlı olduklarını gördüm ve bu konuda altı-yedi yazı yazdım: Türkçe, Yunanca ve İngilizce.”

1821 Yunan ulusçu hareketi sırasında Mora’da öldürülen Müslüman/Türk nüfusu görüp dikkat çeken ve Yunan toplumuna bunun bir katliam olduğunu söyleyen ‘ilk Yunan’ araştırmacıdır. Bu cesareti Yunan milliyetçilerinin ve Yunan devletini yöneten siyasetçilerin şimşeklerini üzerine çeker. Türkiye’de kurulan ilk Yunan Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı’nda ‘çalışmış olması’ (hocalık yapmış olması değil) Yunanistan’daki milliyetçi ve Türkiye ile açılım istemeyen çevreler tarafından aleyhinde kullanılmıştır. İronik bir şekilde Atina Üniversitesi’nde kurulan (2003-2004) ve Türkiye Çalışmaları olarak adlandırabileceğimiz bölümde de hocalık yapacaktır (2004-2008).(10)

Herkül Millas’a Yunanistan’daki milliyetçi çevreler kuşku ve rahatsızlıkla bakmışlardır. Alışılmış Türk aleyhtarı basmakalıp dili kullanmamış olması onu ‘şüpheli’ kılmıştır. Ancak son yıllarda, belki de Yunanistan’ın AB üyesi olmasının bir etkisiyle de bu milliyetçi anlayış oldukça gerilemiş olduğundan Herkül Millas da saygın bir Türkiye uzmanı sayılmaya başlanmıştır. Herkül Millas 2009-2010 yıllarında Işık ve Bilgi Üniversitelerinde de ders vermiştir.

Çevirileri

Herkül Millas’ın kimi eserleri okuyucuya dolaylı yoldan çeviriler sunar. Doktorasından esinle Yunanca yazdığı Yunanların ve Türklerin İmajları adlı eseri böyledir. Türkçede yayımlanan Yunan Ulusunun Doğuşu,(11) Çağdaş Yunan Edebiyatı,(12) Ayvalık ve Venezis(13) başlıklı kitapları içinde çeviriler barındıran inceleme kitaplarıdır. Bunların yanı sıra yalnızca çeviri olarak tanımlayabileceğimiz toplam yirmi dört eseri vardır. Bunlardan yirmisi Yunan edebiyatından Türkçeye, dördü ise Türk edebiyatından Yunancaya kazandırılmış kitaplardır.

Herkül Millas’ın Yunan edebiyatından Türkçeye yaptığı çevirilerin daha fazla olması, olasılıkla, doktora konusunu şekillendiren arayışı ile paralellik gösterir. Türkiye’ye Yunan edebiyat dünyasından sesler taşıyordur. Türkiye’de bilinmeyen sesler. Bu eserlerin tek bir ortak noktası vardır: bize resmi anlatıların anlattığından farklı bir yorum sunmaları.

Türkçeye çevirmek üzere seçtiği şairlerden bazıları; Konstantinos Kavafis (1863-1933), Kostas Varnalis (1884-1974), Yorgos Seferis (1900-1971), Yannis Ritsos (1909-1990), Odisseas Elitis (1911-1996) ve Nikos Gatsos (1911-1992) Yunan şiirinin tanınan, Yunan edebiyatı tarihinde bir başlık oluşturan isimleridir. Çevirdiği şairlerden Pantelis Eftimiu (1923-1996) ve Aleksandros Adamopulos (1953-) ise daha çağdaş şairlerdir.

1963 yılında Nobel’e layık görülen Yorgos Seferis Yunan edebiyatının ilk Nobel ödüllü şairidir. Onu 1979 yılında bu ödülü alan Odisseas Elitis izler. Çevirdiği şairlerden Konstantinos Kavafis ve Kostas Varnalis Yunanistan’ın değil Yunanlılığın sınırları içinde doğmuşlardır. Yannis Ritsos gibi Kostas Varnalis de Marksist’tir. Her iki şair de Lenin Barış Ödülü’ne layık görülmüştür, Kostas Varnalis 1959, Yannis Ritsos ise 1977 yılında. Varnalis’in Yakan Işık adlı şiirini Türkçeye çeviren Millas bu eser için “...geleneksel dünya görüşlerine karşı çıkmak amacını edinmiş gibidir.”(14) der.

Kuşkusuz ödüller şairlerin büyüklüğünü belirlemez ancak kimi eleştirmenler Ritsos’a Marksist ve sol dünya görüşü nedeniyle bu ödülün verilmediği yorumunda bulunur. Yine solda, ödülü olmayan ama hayattayken yayımladığı Amargos adlı tek şiir kitabıyla Yunan edebiyat tarihinde çok önemli bir isim Nikos Gatsos da Herkül Millas tarafından Türkçeye çevrilmiştir (1995). Nikos Gatsos’un dizeleri Mikis Theodorakis, Manos Hacıdakis’in bestelediği Yunanca pek çok şarkının güftesini/sözlerini oluşturur. Sinema tarihinde önemli bir yer tutan, yönetmenliğini Kostas Ferris’in yaptığı Rembetiko filmindeki pek çok şarkının da sözleri Nikos Gatsos’a aittir. Gatsos’un şiirlerinde resmi Yunan tarihinin, özellikle 1922 ile göçmen olan çocuklarına kayıtsız kalan Yunanistan’ın sert eleştirisi vardır. Γύφτισσα Μαϊμού/Çingene Maymun adlı şiiri bu eleştirinin en karakteristik örneğidir. Gatsos 1922 nedeniyle evlerini kaybetmiş göçmenleri görür, bu insanların 1 Mayıs tarihinde yürüyecek sokağı bile yoktur!

Geniş Yunan coğrafyasının çeşitli dönemleri hakkında yazan İskenderiyeli Konstantinos Kavafis kuşkusuz Yunan edebiyatının en önemli şairleri arasındadır. Kavafis, Mısır’daki milliyetçi Urabi hareketi nedeniyle (1879-1882) üç yılını annesinin memleketi olan İstanbul’da geçirir. Kavafis Yunanistan’ın değil Yunanlılığın konuları üzerinde şiirler kaleme almıştır. Türkçeye Ari Çokona ve Herkül Millas tarafından çevrilen üç şiirinde kendi eşcinselliğini de konu edinmekten kaçınmaz.(15) Tanrı’nın Antonius’u Bırakmasıdır (Απολείπειν ο Θεός Αντώνιον) başlıklı şiiri, bir göçmenin şehriyle, bu sefer İskenderiye ile vedalaşması hakkındadır. Barbarları Beklerken (Περιμένοντας τους Βαρβάρους) başlıklı şiirinde ‘barbar öteki’nin bizim meselelerimiz için ne kadar kolay bir çözüm olduğunu dile getirir. Türkçe’de genelde İthaki (Ιθάκη) adlı şiiri ile tanınan Kavafis en çok çevrilen Yunan şairleri arasında yer alır. Herkül Millas’ın hem azınlık hem de göçmen olan Kavafis’in eserlerini Türkçeye çevirmesi sanırım şaşırtıcı değildir.

Herkül Millas’ın çevirmek üzere seçtiği şairler arasında ‘tutucu’ bir dünya görüşüne sahip olan tek şair Yorgos Seferis’dir denebilir. Öte yandan Seferis ile Herkül Millas’ı birleştiren ortak bir noktadan bahsedebiliriz: Türkiye’de kalan evlerine, memleketlerine duydukları sıla özlemi: “İlk çevirilerimden biri Seferis’in bütün şiirleridir. Bu çalışma Türkçeye ve Türkiye’ye olan özlemimden oldu sanıyorum.” Seferis’i çevirmeye karar verdiğinde Endonezya, Sumatra’da bir şantiyede çalışmaktadır (1975 yılında). Seferis de 1922 ile evlerini kaybeden pek çok Küçük Asyalı göçmen yazar gibi eserinde milli bir trajediyi değil kendi kişisel trajedisini anlatıyordur. 1922 ile sonsuza dek kaybettiği şey, evi yani vatanıdır, üstelik hala bu eve yeniden dönmek arzusunu taşır.(16) Başka türlü söylemek gerekir ise vatan ve Yunanistan konularında Seferis de göçmen kimliği ile Yunan resmi söyleminin dışında kalmış bir şairdir.

Herkül Millas’ı şiiri ve dünya görüşüyle etkileyen bir başka isim, olasılıkla, Yannis Ritsos’dur. 1979 yılında yayımlanan ilk çeviri kitabı Yannis Ritsos’un Boyun Eğmeyen Ülke’sidir. Süreç içinde Yannis Ritsos’un 6 şiir kitabını -kimi zaman Özdemir İnce ile birlikte- Türkçeye kazandıracaktır.

Yannis Ritsos Yunan milletinin değil, Rum halkının şiirlerini yazmaktadır. Bu Rum halkının ‘öteki’si yoksul işçiyi grevde öldürenler, baskıcı Metaksas rejimi, II. Dünya Savaşı yıllarında İşgal güçlerinden yana tavır alanlar ve Albaylar Cuntası’dır. Bu durum, yani Yannis Ritsos’un Yunan milletinin değil Rum halkının şiirini yazması, olasılıkla, Herkül Millas’ın onu sevmesinde, Türkçeye aktarmasında etkili olmuştur. Öğrenciliğimde evinde çalıştığım masanın bir yanında Yannis Ritsos’un diğer yanında Nazım Hikmet’in resimlerinin yükseldiğini hatırlıyorum.

Herkül Millas’ın resmi söylemlerin dışındaki şairleri Türkçeye çevirdiğini söyleyebiliriz. Bu şairler, elbette, Yunan edebiyatının önemli şairleridir. Herkül Millas resmi söylemlere, bilhassa 1919-1922’de yaşanan savaşa, bu savaşın mahvettiği insan hayatlarına duyduğu üzüntüsünü bir başka çevirisinde açıkça dile getirir. Türkçesi 2004 yılında yayımlanan Oğlunuz Yorgos Savaşırken Öldü (Έπεσεν Ηρωικώς) İstanbul’da yaşayan ve 1919 savaşında Yunan Ordusunda savaşan bir askerin ailesine yolladığı kartpostalların kronolojik olarak sıralanmasından oluşur. Bu kartpostallar yok olmaktan bir rastlantı sonucu (Herkül Millas’ın amcaoğlu) Akillas Millas tarafından kurtarılıp yazıldıkları dilde Yunanca yayımlanır (1983), Herkül Millas tarafından da Türkçeye çevrilir.

Kartpostallar kitaba adını veren cümlenin bilgi notu olarak gelişi ile sonlanır. Millas’ın bu eserin tanıtım için yazdığı önsöz bir hayli çarpıcıdır. Bu önsözde okuyucuya asıl önemli olanın büyük ve resmi anlatıların ‘önemsemediği’ insan hayatı olduğunu söyler.

Türkçeye çevirdiği tek roman İsmail Ferik Paşa’nın Hayatı Türk ve Yunan milliyetçilerinin tahmin edemeyeceği bir iç dünyayı anlatır bize. İki anlatı, iki kimlik arasında kalmış bir kahramanın hayatını.

Herkül Millas’ın Türkçeye çevirmek üzere seçtiği iki araştırma kitabının da yazarı, Elias Petropulos (1928-2003) ve Alexis Heraclides (1952-), resmi Yunan anlatısına karşı seslerini yükseltme cesaretini göstermiş iki araştırmacıdır.

Herkül Millas’ın en yakın tarihli çevirisi 2017 yılında yayımlanır. Bu, Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen’ (Δυστυχία του Να Είσαι Έλληνας) adlı aforizmalar şeklinde yazılan eseridir. 1973 yılında Albaylar Cuntası zamanı yazılan bu kitap ancak Cunta düştükten sonra 1975 yılında yayımlanabilmiştir.

Dimu’nun aforizmaları Yunan anlatısının çizdiği geçmiş yorumu ve kalıpların bugünkü Yunan kimliğine getirdiği yükü çarpıcı bir dille örnekler: “Yunan aynaya baktığında ya Büyük İskender’i ya Kolokotronis’i ya da en azından Onassis’i görür. Karagöz’ü ise hiçbir zaman görmez.”(17) Buradaki Karagöz’ün Yunan Karagözü olduğunu söyleyelim; alay konusu olan, acınacak durumda olduğu halde önemli bir şahsiyetmiş gibi davranan kişi demektir Yunanca Karagöz.

Millas 2014 tarihli önsözünde Türk toplumunun bu kitap için artık daha olgun olduğu düşüncesini paylaştıktan sonra şu temennide bulunur: “Umarım bu kitabı okuyanlar, muhtemel önyargılarının kanıtı diye okumazlar. Dikkatli okuyucudan benim beklediğim, Yunanların kusurlarına aynaya bakar gibi bakmalarıdır.”(18) Zaten başlığın çevirisi resmi Türk anlatısının kullandığı bir sözü çağrıştırır; “Ne Mutlu Türküm Diyene” ifadesinin aynadaki bir yansıması gibidir.

Yunanca’dan Türkçeye yaptığı çevirilere baktığımızda Herkül Millas’ın çevirilerinin göçmenlerin, solcuların, azınlıkta kalanların ve resmi anlatıdan farklı hikâyeler anlatan yazar ve araştırmacıların eserleri olduğunu görürüz. Kendisi bu konuda şunları söyler: “Edebiyat eserinin iyi olması için ille de sol olması gerekmiyor. Ama sağ ve milliyetçi edebiyatın iyisini henüz görmedim! İyi edebiyat insancıldır, gerçekçidir ve önyargısı çok sınırlıdır.” Kendisinin politik arayışları ve yaşadığı topraklardan ayrılmak zorunda kalan bir ‘göçmen’, dahası milliyetçiliğin resmi anlatılarıyla kavgalı olduğunu düşündüğümüzde neden bu yazarları ve eserleri çevirdiğini anlamak zor olmasa gerek.

Kendisinden bu yazıyı okumasını istediğim Herkül Millas çeviri etkinliği ve kimliği hakkında birkaç önemli şey söyledi: Bunlardan ilki sol kimliği ve sol hareketlerle düşüncesi hakkındadır: “Çeviri yaptığım 1980’li yıllarda solculuğum da ‘gerilemişti.’ Ben artık kendime sol demiyorum. Bu kelimenin ne anlama geldiğini de bilmiyorum. Kendini sol olarak gören bazı kişilerle kendimi aynı kategoride görmüyorum. Bugün kendime bazen sol gelenekten gelen diyorum. Kimi zaman da liberal sol diyorum.”

Buraya olduğu gibi aktarmak istediğim bir diğer yorumu da hangi eserleri, niçin çevirdiği hakkında dır: “Şiir çevirilerimin hemen hemen hepsi okurken sevmiş olduğum şiirlerdir. Ve çoğu da hiç ‘sol’ değildir. Çünkü ben iyi şiirin sol olmadan olacağına, hatta ‘sol kokmaması’ gerektiğine inanırım. Seferis’i keşfedince doya doya çevirdim. Çeviri benim için bir tür okuma biçimi oldu. Çevirdikçe daha iyi anladım şiirleri. Zamanla okumak ile çevirmek arasında sınır kalmamış gibi oldu. Anlamak için çevirdim.” 

Herkül Millas çevirmen kimliğiyle ödüller alır: 1992 yılında Abdi İpekçi Barış (Özel) Ödülü’ne, 1996 yılında Atina Çevirmenler Derneği ödülüne, 2001’de, ikinci kez, Abdi İpekçi Ödülü’ne ve 2004 yılında Yunan Yazarlar Derneği’nin ‘Dido Sotiriu’ ödülüne layık görülür. Herkül Millas’ın yaptığı edebi çeviriler akademik alandaki arayışlarını destekleyen içeriğe sahiptir. Pek çok çevirmen gibi Herkül Millas da Yunan edebiyatından Türkçeye kendi anlatısına uygun anlatıları çevirmeyi yeğlemiştir.

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

İstisnai Millet, İcat Edilmiş Gelenek

Toplumsal Tarih Dergisi'nin 331. sayısından Amerikan futbolu, Herkül Millas ve Dicle Talebe Yurdu'nda kimlik inşası yazıları

25 Kas 2022

İstisnai Millet, İcat Edilmiş Gelenek

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR