Anti-Kahramanlı bir İlişki Hikayesi: "İlk ve Son"

Yakın zamanda BluTV'de yayımlanan İlk ve Son dizisini epey merakla bekliyordum. Önceki bültenlerde de sıklıkla bahsettiğim gibi, ben gerçekçi ilişki hikayelerinin büyük hayranıyım. Dolayısıyla bir dizi olarak zengin kız-fakir oğlan veya holding patronu-gariban ama zehir gibi kız siklüsünden çıkan bir Türk yapım görünce yüreğim hop etti ve hemen başına oturdum.
Aşkın Doğusu, Ölüşü ve Sonrası
Konuyu kısaca özetlemek gerekirse, ileri derecede fevri, başına buyruk ve inatçı bir kadın olan Deniz ile, hayatındaki sıradanlıktan öte bir ateş arayan, uyumlu ve kocaman yürekli Barış'ın baştan sonra aşk ve birliktelik hikayesini anlatıyor. Ya da daha doğrusu, aşklarının doğuşu, ilerleyişi ve bitişini anlatıyor.
Buradan sonrasına çok değinmek istemiyorum, zira spoiler olur ve bu dizinin en güzel yanlarından biri de ilişkinin nereye gideceğini merak etmek!
İlişki Hikayesi Yapısı
İlk ve Son'un sadece ilk üç bölümünü izleyebildim. Yazarlar, kurgusal olarak her bölüme adeta bir tema biçmişler ve anlatım lineer olarak ilerlemiyor. Bu ne demek? Yani olayın başlangıcından girip karakterlerle beraber yaşamaktansa, bir olayı geçmiş ve günümüzdeki anlardan oluşan bir kolaj olarak izliyoruz. Tematik oluşu da, bana kalırsa, bölümlerdeki güncel kavgaların izleyiciye geçmişte nasıl yankılandığını göstermek için yapılmış bir yaratıcı tercih gibi. Bu da aslında bir ilişki hikayesini çok boyutlu kılan nihai şey ve izleyici olarak bizlerin de bu çifti kesin yargılarla yaftalamamızı engelliyor.

Kaynak: GazeteMag
Şu ana kadarki en kayda değer eleştirim ise Salih Bademci'nin canlandırdığı Barış karakterinin anormal seviyede anlayışlı gösterilmesi. Tipik bir yengeç burcu olarak tanımlandırılan Barış, Deniz ona ne kadar çıkışırsa çıkışsın, her şeyi anlıyor ve sorunların çözümüne hemen önayak olmaya çalışıyor. Bu kadar çalkantılı bir ilişkide ve bu kadar yıpranırken nasıl bu denli sakin ve uysal olabiliyor ve bu ne kadar gerçekçi?
Elbette şunu da not etmeden geçmeyelim: Henüz kalanını izlemediğim için bu durumun da değişme ihtimali var. Bir şans veriyoruz kendilerine...
Prenses, Parlak Zırhlı Şövalye'ye Karşı!
İlk üç bölümü izleyip, türlü türlü melankolik modlara girdikten sonra ilişki hikayeleri anlatan film ve dizileri düşündüm. Benim ezelden beridir bu türe büyük bir ilgim var. Bunun da bir sebebinin büyürken çok fazla Hollywood tipi romantik komedi izlemiş olduğunu düşünüyorum.
Bu tip filmlerde genelde ya hiç beklemediği bir adama aşık olan bir kadın, ya da içinde bulunduğu bir sorundan onu kurtaran ve nedense film boyunca başka hiçbir işi olmayan adamların olduğu hikayeler işlenirdi. İzlemesi keyifli miydi? Evet ve hala öyle. Ancak bu filmlerin feel-good olmasının yanında kötü etki yarattığını da düşünüyorum. Çünkü bütün bu romantik komediler sadece tek tip bir ilişki ve tek tip bir mutluluk modeli sunuyor. Yani aslında ilişkide mutlu olmanın formülü bu filmin içerisindeymiş algısı yaratılıyor.

Kaynak: Akşam
Bunu fark ettiğim noktada biraz daha alternatif hikayeleri keşfe çıktım. Özellikle de toksik ilişkilerin anlatıldığı filmler ilgimi çekti. Bunun da sebebi bence Tolstoy'un mutsuz ailelerle ilgili sözü aslında:
Mutlu aileler birbirine benzer. Ancak her mutsuz ailenin kendine has bir mutsuzluğu vardır.
Aslında kimi ilişki sık sık, kimisi zaman zaman hırpalayıcı olabiliyor. Çok fazla renkte karaktere sahip 7 milyar insanız ve hepimizin ilişki kurma şekli çok farklı. Bu durumlarda da hangi olay bu çifti şu an olduğu noktaya getirdi, ve ne onları birleştiriyor gibi soruları sormak, ilişkileri anlamlandırmak için epey güzel bir yöntem.
Bilinçli Üretici, Bilinçli Tüketici
Gelelim sadede... İlk ve Son izleyiciyi bu çifti anlamaya davet ediyor. Ancak 3. bölümün sonuna kadar Barış karakterinin süper sünger hallerinden bu sefer de şu tümevarıma ulaşabiliriz: "Ne kadar toksik tavırlar sergilerseniz sergileyin, merak etmeyin, sizi gerçekten seven kişi aslında bir lafınızı ikiletmeyecektir." Halbuki (izleyince de göreceğiniz gibi) Deniz karakteri bazen o kadar fevri tepkiler veriyor ki, karşı tarafında da kendince o anda değilse bile bir anda patlamasını bekliyoruz. Çünkü bu durumda, Barış karakteri içine ata ata aslında kendine karşı zararlı bir tavır takınıyordur ve bu ilişki belki onun için en iyi şey olmayabilir. Durum buysa bile buna dair yaşadığı zorlukları görmek isteriz.

Kaynak: Box Office Türkiye
Öteki türlü, yukarıda bahsettiğim romantik komedilerde eğer prensesimiz, parlak zırhlı şövalyesini bekliyorsa, bu tarz bir hikayede de paranoyaklık seviyesinde şövalyenin iyi niyetini sorguluyor. Adeta bir "Beni sevdiğini söylüyorsun ama acaba gerçekten seviyor musun?" noktasında bir sorgulamaya giriyor.
Bilinçli üreticinin yapması gereken, çok boyutlu karakterler yaratmaya özen göstermesi, bilinçli tüketiciler olarak bizim de dikkat etmemiz gereken, izlediğimiz içeriklerin altında yatan anlamlar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
BluTV'nin yeni dizisi: "İlk ve Son" ve ilişkilere bakışımız
15 Eyl 2021

YAZARLAR

Show Business
Yeni dijital eğlence sektörüne dair gelişmeler, analizler ve öneriler her çarşamba saat 13:00'da gelen kutunuzda.
İLGİLİ OKUMALAR


