Artık Plaj Mevsimine Girdik

Florya sahillerinde deniz, güneş banyosu yapanlar Güzel Marmara en ufak kıvrımlarına kadar nereden seyredilir? - Allahım bu ne boy pos, bu ne kalçalar, bu ne beden! - Tüketim pulu, temaşa vergisi - Aldığımız hep hava, değil mi? - Gözünü mü boyuyor, gözlerimizi mi? - Gece gömleğiyle denize girmek yasak! - Tren ucuzlamalı - Dünyanın ortası neresi?

Mehmet Selahattin, 27 Haziran 1931

Florya’nın lekesiz, geniş sahili. Güneş, Solaryum Palas’ın göz alabildiği kadar uzanan elenmiş beyaz kumları üstünde alev alev yanıyor. Güzel Marmara’yı önümüze açılmış bir pafta gibi en ufak kıvrımlarına kadar ancak buradan seyredebilirsiniz. Sade Marmara’yı mı ya? Marmara sahillerinin en güzel kadınlarını da beraber!

Henüz iskemleye yerleşmiştik ki arkadaşımın tanıdıklarından üç zat yanımıza geldiler. Malum ya dostlarımızın dostları bizim de dostlarımız sayılır. Tanıştırıldık, selamlaştık oturdular. Plajda insanın bütün dikkat özelliği gözlerinde toplanıyor. Evvela hiç konuşmuyorduk. Sonra yavaş yavaş açıldık. Arkadaşım bir aralık cansız gibi kumlara serilen olgun bir kadını göstererek içini çekti:

“Yarabbi bu ne boy pos, bu ne kalçalar!”

Sonra ilave etti:

“Bu ne beden!”

Gösterdiği kadına baktım, hoşur bir şey!

“Evet, ne beden!” dedim. “Âdeta kale bedeni!”

Misafirlerden biri atıldı:

“Fazla bakmayın karışmam. Temaşa vergisi keserler!”

Ben cevap verdim. 

“Kendi hesabıma seve seve veririm bu vergiyi!”

Eski bir tahsil memuru olan zat güldü.

“En doğrusu birer tüketim pulu yapıştırıp geçmeli.”

Kumluğun hemen ortasında zarif bir kameriyeyi andıran gazinoda çıplaklara bakarak dondurmamızı yiyoruz. Birisi dedi ki:

“Yukarı çıksak da biraz hava alsak?”

Gülüştüler.

“Merak etme bütün gün alacağımız hep havadır.”

Konuşmalar hep kumda oynayanlara dair.

“Şu yüzeni gördün mü? Mavna gibi!”

“Olsun. Sen su kesiminden aşağısına bak.”

Bir zamanlar neydi o biri ötekine kızınca “Bırak şu baldırı çıplağı!” diye sözüm ona hakaret ederdi. Baldırı çıplakları insan gelmeli de burada görmeli. Almanya’daki çıplaklar cemiyeti mensuplarının bilmem bu plajlardakilerden bir farkı mı? Mesela işte şu önümdeki kadın: Denizden kumluğa, kumluktan denize sekiz on defa girip çıktıktan sonra iki bacağını havaya kaldırıp en nazik taraflarını ovuşturmaya başlamasın mı! Meğerse cildini yumuşatmak için krem sürüyormuş. Bu işi bitirdikten sonra sıra gözlerini, dudaklarını boyamaya geldi. Dürttüler:

“Bak bak gözlerini boyuyor!”

“Yanlış!” dedim. “Kendi gözlerini değil bizim gözlerimizi boyuyor!

Çepeçevre kumluğu kuşatan sahada aileler için ne güzel yuvalar yapılmış. Topla çoluğu çocuğu, at kapağı bunlardan birine. Arada bir deniz banyosu, kum safası. Sonra yoruldun mu kumların üstüne yan gel! 

Evvelki sene Florya’ya bir kere daha gelmiştim. Fakat o zaman plajlardaki tesisatın hiçbiri yoktu. Şimdi mevsim için en ufak sıhhi bir arıza meydana geldiğinde bütün malzemesiyle imdada yetişen muntazam bir sıhhiye kabini açılmış. Herhangi bir kaza karşısında hemen hareket geçecek motorlar da var. 

Plajda dikkati çeken bir nokta bu seneki mayoların çok kapalı olması. Gece gömleğiyle denize girmek yasakmış. Solaryum Palas’ta vakit o kadar çabuk geçiyor ki saatler âdeta dakika hükmünde. Ortalık kararmaya başladığı hâlde hâlâ ayrılmayı canımız istemiyor. Treni kaçırmak korkusu olmasa gece yarısına kadar kalmak canımıza minnet.

Tren dedim de hatırıma geldi. Şark Şimendifer Kumpanyası’nın İstanbul halkının sağlığına kastı var! Tren pahalılığı yüzünden bu güzel sahillerden, bu bol güneşten istifade edebilenler pek az kimselerle sınırlı kalıyor. Düşünün bir kere: Florya gibi 45-50 dakikada gidilen bir yer için birinci mevki 85 kuruş bilet parası veriyorsunuz. Aynı mesafe için Anadolu hattının banliyö trenlerinde 30-35 kuruş ancak verirseniz. Seyr-i Sefain haftada iki gün -cuma, pazar- Florya’ya vapur işletecek olsa mesele kendiliğinden halledilirdi. 

İstasyonda tren beklerken bir dükkânın kepenkleri üstünde çok garibime giden şu üç kelime yazılıydı: 

“Burası dünyanın ortası!”

Nasrettin Hoca’nın dediği gibi: “İnanmazsan git ölç!”. Levhanın oradan indirilmediğine bakılırsa şimdiye kadar aksini iddia eden çıkmadı demek!


*Mehmet Selahattin Güngör’ün yazılarındaki bazı kelimelerin yerine, okumayı kolaylaştırmak için günümüzdeki karşılıkları yazıldı. Selahattin’in tüm ifadelerine katılmasak da anlamı ve anlatımı bozacak ya da değiştirecek herhangi bir değişiklik yapılmadı. Dönemin anlam dünyasına sadık kalındı. ‘İstanbul’da Nasıl Eğleniyorduk’un amaçlarından biri de, yazara hak ettiği değeri vererek İstanbul’un geçmişine dair zengin bilgiler içeren bu yazıları gün yüzüne çıkarmak.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Karpuz kabuğu çoktaaan denize düştü! #35

Florya, Solaryum Palas, Orient Express

21 Haz 2022

Florya Sahili

YAZARLAR

İstanbul'da Nasıl Eğleniyorduk?

1920 ve 30'ların İstanbul eğlence hayatını bir gazetecinin röportajlarından takip eder, her salı yayımlanır.

İLGİLİ OKUMALAR