
Geçtiğimiz hafta sonu bir yandan İstanbul trafiğinde yol tarif etmeye çalışırken, bir yandan da anlık mesajlara cevap vermeye çalışıyordum. Birbirinden habersiz ve dünyanın farklı yerlerinden birkaç kişiyle aynı anda farklı konulardan bahsedebiliyor olmak bir anda büyük resmi netleştirmemi sağladı. Ve tüm bu hengamenin içide gelen aydınlanmayla Hasan’a şöyle bir cümle kurdum:
“Bence mesajlaşmak insana inanılmaz bir multitasking yeteneği kazandırıyor."
Yaptığım tespiti yazıya dökmek için sabırsızlıkla beklediğim ve üzerine daha derin düşünme fırsatı bulduğum aralıklarda aslında büyük resme tam olarak vakıf olamadığımı anladım. Evet, mesajlaşma uygulamaları gerçekten dijital iletişimin tüm şekillerinden kolay ve keyifliydi. Ancak bugün çağın getirisi olarak hayatımızdan çaldığı anları nereye kadar masumlaştırabilirdik? Kendi argümanımı kendim boşa çıkarmış olmanın verdiği hüzün ve hazla karışık duygularımla klavyenin başına geçtim.
Kısa mesajların çizemediği sınırlar
Twitter hesabımı ilk açtığımda sevdiğim ünlülerin gerçek hesaplarını takip edebilmek ve görme ihtimalleri çok düşük olsa da direkt olarak onlara bir şeyler yazabileceğimi bilmek beni çok heyecanlandırmıştı. Hatta kaybedebilirmişim gibi hayranı olduğum sanatçıların Twitter nicklerini bir deftere not etmiştim. Yaşım gereği anlık mesajlaşmanın ilk zamanlarını hatırlamıyorum ancak her zaman ve her yerde bağlantı kurabilme özgürlüğü eminim ki çoğu insanın üzerinde benzer bir etki yaratmıştır.

büyük çoğunluğunu mesaj uygulamalarında geçirdiğini görmek hiçbirimizi
şaşırtmaz. Telefon görüşmesinden daha esnek, e-postadan daha eğlenceli olan
kısa mesajlar hepimize yeni bir iletişim kimliği oluşturma fırsatı veriyor. Hatta
son yıllarda çevremizdeki insanların çoğundan “Ben telefonla konuşmayı sevmiyorum ya, acil olmadıkça beni aramayın, mesaj atın” gibi cümleleri sıkça
duymamız olası. Anlık iletişimin büyüsüne kapıldığımız her an aslında hayatın
bundan ibaret olmayan ana hatlarından mahrum kalıyoruz. Üstelik teknolojinin
getirileri bu konuda bize hiç de yardımcı olmuyor.
Apple’ın son yazılım güncellemesi iOS 16, işletim sisteminin kendi mesaj uygulaması olan iMessage için çeşitli özelleştirmeler içeriyor. Gönder butonuna bastıktan sonra hop diye elimizden kayan mesajları tarihe gömecek olan güncelleme, mesajlara sonradan düzenleyebilme şansı tanırken gönderdiğin bir mesajı geri çekme özelliği de sunuyor. Mesajları sonradan silebilme özelliğini daha önce Instagram, Telegram ve tam olmasa da WhatsApp gibi platformlarda da deneyimlemiştik.

Google’ın Android cihazlar için sunduğu mesaj uygulamasında ise metinlere otomatik olarak yanıt oluşturan araçları kullanabilirsin. Büyük şirketler her ne kadar kullanıcılarının hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik geliştirmeler yapsa da, asıl sorunun ana kaynağından çok uzakta duruyorlar. Mesajlaşmanın anlık ve kolay olduğu kadar talepkar, dikkat dağıtıcı ve stresli doğası.
Her günü iki devrede oynamak
Hangi saatler arası mesaidesin? İş hayatın ne zaman bitiyor ve sosyal hayatın ne zaman başlıyor? Özellikle ikinci soruya kesin bir yanıt veremiyorsan, yazımızın ana karakterlerinden biri de sensin.
Kısa mesajların paragraflarca anlattığımız artılarının günlük hayatımıza adapte oluşu ile bir anda eksilere dönüşmesi mümkün. Ki bu durumu hepimiz yakından deneyimliyoruz. Mesajlaşmanın sağladığı “anlık kolaylık” bize çizilemeyen sınırlar olarak geri dönüyor. Çalışırken, acelemiz varken ya da başka bir şeyle meşgulken birkaç saniyemizi ayırıp kafamızı tamamen farklı bir yere kanalize etmek oldukça masum görünüyor değil mi? İnsan beyni mükemmel bir yapı olabilir ancak dikkat zor inşa edilen ve kolay kaybedilen bir olgu. Dikkatini sık sık dağıtmak, gün içinde ciddi ya da basit hatalara yol açabilir.
Sık sık yaşadığımız ancak üzerine düşündüğümüzde asla sebebini göremediğimiz (ya da görmek istemediğimiz) birkaç örnek vermek mümkün.
- Bildirim ışığının yandığını gördüğünde bir mesaja cevap vermemek insana bir suçluluk duygusu yüklüyor. Sonuçta geldiğini gördün, telefonu eline alıp birkaç saniyede cevap da yazabilirsin değil mi?
- Ya da aynı şekilde anlık mesajlaşma uygulamalarında karşındakinden uzun aralıklarla cevap almak seni değersiz hissettiriyor. Özellikle konuştuğun kişiye belirli bir çerçevede anlam yüklüyorsan karalar bağlamaya başlaman an meselesi. Ancak onun da bir hayatı var ve belki de seni o hengamenin arasına basitçe sıkıştırmamak sana gösterdiği özenin bir belirtisi olabilir.
- Keyifli bir sohbet asla bitmesin isteriz. Geç saatlere kadar yattığımız yerden tıkır tıkır mesajlaşmak, telefonu elinden bıraktığın an uyuyabileceğini bildiğin için rahat geliyor olabilir. Ancak bozulan uyku düzenin, ertesi sabah dağılan dikkatin ve aksayan işlerine bir anlam biçemediğinde umarım bu yazıyı hatırlarsın.
Ben bu sınırı asla çizemedim ancak çizebilen arkadaşlarımı imrenerek izliyorum. Gün içinde çalışırken normal aramalara ve mesajlara dönmeyen, mesai bittikten sonra kesinlikle işle ilgilenmeden çevresine ve kendine vakit ayıran insanların hepimiz için çıkar yol olduğuna dair umut veriyor. Ev ile okul arasında keskin bir sınır çizmeyi başarmış, aynı zamanda öğretmenim olan anneme rağmen benim aynı sınırı işim ve sosyal hayatım arasında çizemediğimi görmek canımı sıkıyor.
Kişisel mesajlaşma kanunları

Peki bu iç karartıcı gerginliğin önüne nasıl geçeceğiz? Kişisel deneyimlerimden yola çıkamasam da, zamanı geldiğinde kendime örnek alabileceğim birkaç arkadaşımı çok iyi gözlemledim ve aldığım ilhamı seninle de paylaşmak istiyorum.
Hepimizin programı ve ihtiyaçları kendine özel. Ben sık sık mola vererek çalışırken, sen işini olabildiğince hızlı bitirip rahata çıkmak için ara vermekten hoşlanmıyor olabilirsin. Her ne kadar iş ve sosyal hayat arasına sınır koyabilmekten bahsetsek de, seni en rahat hissettiren sınır en ideal sınırdır. Bu işin tek bir doğrusu yok. Kendi ihtiyaçlarını analiz edip hem iş hayatındaki hem de sosyal hayatındaki insanlardan bu sınırlar doğrultusunda iletişim talep edebilirsin. Kimsenin böyle bir argümana kırılacağını sanmıyorum.
Kısa mesajların iş ve sosyal hayatımızdaki sınırları kaldırdığı en büyük noktalardan biri de iş hayatımızın da mesajlaşma uygulamalarına taşınması. Eskiden mesai bitiminden ertesi sabaha kadar görmediğimiz iş arkadaşlarımız ve patronlarımız, şimdi küçük ekranların içinde 24 saat bizimleler. Bu nedenle iş hayatındaki insanlara da sınırlarından bahsetmen ve belirli saatler arasında “ulaşılamaz” olacağını belirtmen önemli. Rahatsız edilmeyeceğin bir öğle arası ya da sabaha kadar kesintisiz eğleneceğin bir gece. Hangisini tercih edeceğin yine senin ihtiyaçlarına ve sınırlarına kalmış.
Sanırım en zoru kendinle yüzleşip ihtiyaçlarına karar verebilmek. Başkalarıyla olan ilişkimize zarar veren taraf olma ihtimali hepimizi kararlar almaktan alıkoyuyor. Oysa temelde baktığında kimseyle iletişimi sonlandırmıyorsun sadece iletişimin nerede ve ne zaman kurulacağına bir sınır çiziyorsun. Daha sağlıklı olması için. Beklentilerimizde makul olmak ve başkalarının tepkilerinden çok kendimizi dinleyerek kararlar almak, tüm sorunlarımızı çözecektir diye umuyorum. Çözmezse de başka bir aydınlanma ve başka bir yazıda başka çözümler arıyor oluruz.
Tek ricamız pazar günü 13.00’te e-posta bildirimlerini kapatma olur mu? Sana ulaşma fırsatını kendi ellerimizle kaybetmek istemeyiz, sen de bizi kırmak istemezsin… Bakalım buraya kadar anlattığımız her şeyi uygulayarak ve bizi de dahil ederek kendine bir iletişim sınırı çekebilecek misin?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Nur Kardelen Ay
Teknoloji haberciliği, SKA takipçisi, yavaş gazetecilik. Peynir ekmek gibi yazıyorum.
İLGİLİ OKUMALAR



