Arzular ve korkular arasında bir ülkenin hikayesi: Kızıl Goncalar


Odea’dan Hediye Fon kampanyası devam ediyor Odea müşterisi olarak yatırım yapmak sizden, Hediye Fon kampanyasıyla yatırımınıza ek katkı Odea ’dan. Nedir? Odealı olup 50.000* TL değerinde yatırımı seçili fonlara yapanlar, 2.500* TL’ye varan Hediye Fon kazanma şansına sahip oluyor. Üstelik seçili fonlar arasında; kıymetli madenlerden hisse senedi içerikli fonlara, teknoloji temalı fonlardan emtia fonlarına kadar birçok seçenek bulunuyor. Ne yapmalı? Hâlâ Odealı değilseniz; ilk adım önce Odealı olmak . Yatırıma başlamak için doğru zamanı yakaladıysanız 30 Haziran’a kadar geçerli bu fırsatı da kaçırmazsınız. 50.000* TL değerinde yatırım ürünü alımı yapan yeni müşteriler, Odea uygulamasından kampanyaya katılabiliyor ve katıldıkları anda 250 TL hediye fon kazanıyor. Ardından 30’ar günlük süreler boyunca ortalama 50.000* TL değerindeki yatırımını korumaya devam edenler, toplamda 2.250* TL’ye daha varan ek hediye fon kazanma şansı yakalıyor. Odea ’nın sunduğu geniş yatırım yelpazesindeki ürünlerden size en uygun olanı buradan seçebilir, yatırımın merkezinde yerinizi alabilirsiniz. Aman dikkat: son gün 30 Haziran . *Detaylı bilgiye www.odeabank.com.tr’den ulaşabilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Popüler filmler, diziler bir ülkenin kolektif bilinçaltını çok iyi gösterir genelde. Popüler bir diziyi izlerken genelde şunu sorarım kendime: Bu hikaye hangi arzularımızı ve korkularımızı sağaltıyor da kitlesel olarak bu kadar alıcı buluyor?
Yeşilçam, Kezban Paris’te gibi hikayelerle bize Anadolu kadını üzerinden bir dönüşüm hikayesi anlatıyordu örneğin. Zengin bir Türk erkeği tarafından cahil ve köylü olduğu için kabul görmeyen Anadolu kadını Paris’e gider. Burada üstü başı değişir, biçimsel olarak Batılaşır. Fakat nihayetinde, Batılılaşmış yanları ile değil, aksine içindeki temiz kalpli, iyi niyetli, fedakar Anadolu kadını sayesinde zengin Türk erkeğinin kalbini kazanır. Baştan beri Batılılaşmış olan, içkisini içen, dans eden, şımarık zengin kadın bu jön tarafından onaylanmaz. Jön, şalvarlı bir köylü kadın değilse bile içten içe kimliğini kaybetmemiş ama modern görünen bir kadın arzulamaktadır. İzleyenlerin Batı tarafından kabul görme arzusu ile Batı’ya kendini kanıtlama, hatta yenme ve gününü gösterme arzularının her ikisi birden tatmin olur böylece.
Türkiye’nin siyasi tarihini hatırlarsak sinemasal hikayelerle siyasetin ne kadar paralel gittiğini anlarız. Cumhuriyetin kuruluşu, Batılaşma politikaları, kılık-kıyafet yasaları ile bir kimlik inşa etme çabası, eğitimde seküler reformlar… Yakın tarihe baktığımızda Adalet Partisi, Demokrat Parti, Refah Partisi çizgisinden AKP’ye uzanan siyasi hattın temsil ettikleri. Ekonomik krizler, başörtüsü yasakları, Avrupa Birliği uyum süreci, çözüm süreci... Arzularımızı ve korkularımızı siyaset üzerinden de çok net bir şekilde okuyabiliyoruz…
Bugünün popüler dizileriyse yüzyıl öncesine giden bu çatışmanın temel hattını, üstü kapalı anlatılarla değil, doğrudan kaşıyor. Başörtülü kadın karakterler görüyoruz. Üstelik iyi ya da kötü değil, çok parçalı, zayıflıkları ve güçlü yanları olan; tek boyutlu değil, üç boyutlu; kararsızlıklarını, değişimlerini, kendilerini sorguladıklarını gördüğümüz karakterler... "28 Şubat"çı, "yetmez ama evet"çi, seküler, reformcu, cemaatçi olarak tanımlanan karakterler.
Kızıl Goncalar’daki karakterler hangi arzulara, hangi korkulara hitap ediyor olabilir, bazılarını birlikte inceleyelim.
--Spoiler--
- Cüneyd: Cüneyd, dizinin en sevilen karakterlerinden biri. Cemaatin önde gelenlerinden; ona adeta genç bir şeyh gibi davranılıyor. Bir yandan da çok entelektüel olduğu için cemaat dahil her şeye başka bir pencereden bakabiliyor. Cemaatte değişim talep edebiliyor. Cemaatin yurt arazisini Milli Eğitim Bakanlığı’na teslim etmek istiyor. Cemaatin içinde bir tabu olan kız çocuklarının Milli Eğitim’in okullarında eğitim almasını savunarak kendisini tehlikeye atacak kadar da ileri gidiyor. Seküler değil ama "konuşulabilir" biri; seküler kesimi temsil eden Doktor Levent ile içten bir diyalogları var. Öte yandan zaman zaman Levent’in argümanlarını masaya yatırıyor; Levent’i köşeye sıkıştırabiliyor. Freud, modernizm, sekülerizme dair eleştirileri çok beğeniliyor. İzleyici de neredeyse aşk yaşıyor Cüneyt karakteriyle. Seyirci yorumları Cüneyt sahneleri artsın diye uzayıp gidiyor. Cüneyt ise Zeynep’e âşık.
- Zeynep: Zeynep dizide zekayı, idealizmi, masumiyeti temsil ediyor diyebiliriz. 14 yaşında babasının evlendirmek istediği bir kız çocuğu. Fransa’daki okullardan kabul alacak kadar özel bir zekaya sahip. Fakat toksik bir babası var. 28 Şubatçı Suavi Alkanlı onu gizli gizli ülkeden kaçırmaya çalışıyor. Doktor Levent, annesi Meryem, yetmez ama evetçi gazeteci Hande Alkanlı herkes birleşmiş onu bu evlilikten kurtarmaya çalışıyor, o ise Cüneyd’e âşık oluyor. Arzular ve korkular yine birbirine karışıyor. Aynı Türkiye’de gerçek hayatta olduğu gibi.
- Mira: Mira, Zeynep’in seküler bir ailede büyüyen evlatlık kardeşi. Mira’nın hikayesi de ilginç. Çünkü kendi kimliği ondan saklanıyor. Seküler bir aile olan Doktor Levent ve Beste ölü doğdu sanılıp hastanede bırakılan Mira’yı anne-babasına söylemeden alıyor ve kendi öz çocukları gibi yetiştiriyorlar. Bunu meşru kılansa bu bebeğin zaten cahil ve dindar bir ailede iyi yetiştirilemeyeceğini düşünmeler. Biz alalım, biz daha iyi bakarız diye düşünüp bebeği çalıyorlar. Levent ve Beste bu konuda sürekli bir vicdan muhasebesi yaparken Mira da 14 yaşına gelmesiyle birlikte anne ve babasından şüphelenmeye başlıyor. Dizinin ilk bölümlerinde Beste’nin "Onu sevemiyorum" diye ağlaması oldukça ilginç. Mira, dindar bir aileden çalınan öz evlat ve seküler üvey annesi onu ne yapsa sevemiyor; ondan kaçmak için Almanya’ya gidiyor. Orada kendine ait bir bebek doğurmak istiyor fakat bunu da yapamıyor ve sevemediği evlatlık Mira’ya geri dönüyor.
- Naim: Naim bir kanser hücresi gibi adeta dizide. Aslında kesilip atılmak istenen fakat bir türlü kesilip atılamayan cemaatleri, tarikatleri temsil ediyor. Dizi boyunca Naim izleyici neyi arzuluyorsa tam tersini arzuluyor. Kızını okutmak istemiyor, Meryem’in çalışmasını istemiyor; ikinci bir eş getiriyor Meryem’in yanına; arkadan iş çeviriyor, kızını kendi malı gibi görüyor; dizide kötü kim varsa onunla işbirliği yapıyor. Cüneyt mürşid olup onu cemaatten attığında ise ailesinden üç kadının (eşi Meryem, kızı Zeynep ve kız kardeşi Birgül) sevindiği ve kutlarcasına karşısına geçip dikildiği sahne oldukça sembolik. Ataerkil düzene karşı kendi ailesinden üç kadın Naim’in uğradığı büyük mağlubiyeti sevinçle karşılarken ayağa kalkıp karşısına dikildiğini görüyoruz. Naim’in hükmü kalmıyor. Sahne, modern erkeklik krizinin dindar versiyonu gibi. Zaten dizinin sonunda da Naim’in kolunun kesildiğini görüyoruz. Bu kol kesme sahnesi de hem hikaye evreninde hırsızlık yaptığı için kolunu kesen İslami tarikatin eylemi, hem de senaristin halk nezdinde Naim’e cezası diyebiliriz aslında. Olaylar izleyiciye "Oh, hak etti bunu" dedirten bir şekilde kurgulanıyor.
- Hande Alkanlı: Hande karakteri dizinin başında "yetmez ama evet"çi olduğu için "28 Şubat"çı babası tarafından evlatlıktan reddedilmekle tehdit edilen, babasıyla arası bozuk bir gazeteci olarak çıkıyor karşımıza. Onun da hayatında problemler var. Bağımsız bir kadın olmak istiyor, tipik bir ıssız adam olan Seçkin’den hem ilgi bekliyor hem bunu kendine yediremiyor. Kariyeri kötü giden ve kendisi de bir arayış içinde olan Zeynep’i buluyor. Zeynep’i kurtarmak istiyor ama Zeynep’in hikayesini bir kariyer basamağı olarak da görüyor aynı zamanda. Aslında Zeynep ve Meryem bir şekilde dizideki seküler karakterlerin hayatına anlam katıyor. Dizinin sonunda Hande’nin geldiği yer de oldukça ilginç. Savaş muhabirliği yapmak için Gazze’ye gitmek istediğini öğreniyoruz. Ardından Seçkin’le İspanya’ya taşınmaya karar veriyorlar. Bu kısmın senaryo ekibi tarafından aceleye getirildiğini düşünüyorum. Hande’nin kararları çok hızlı değişiyor son bölümde. Fakat görüyoruz ki Hande için Gazze’ye gidip savaş muhabirliği yapmak değil, Seçkin’le birlikte mutlu olmak daha ağır basıyor.
- Suavi Alkanlı: Bu karakter de üzerine çok konuşulabilecek bir karakter. Ölüm döşeğinde 28 Şubatçı bir bilim insanı. Hâlâ çok inatçı, çok dediğim dedik. Fakat bir yandan da zayıflamış, artık ölüyor. Hayatının son döneminde başörtülü bir öğrenciyi okutmak için var gücüyle uğraşıyor. Zeynep’in zekasına hayran kalınca onun "kurtarıcısı" oluyor bir anlamda. Kendisini öldürmek için ötenazi kararı çıkarttırmaya çalışması da oldukça manidar. Sonunda seküler oğlu Levent değil ama yetmez ama evetçi kızı Hande atıyor imzayı ölüm fermanına. Ve Suavi beyi hayatta tutan, yaşama bağlayıp ölümden vazgeçiren ise yine başörtülü bir kadın oluyor.
- Affan: Diziye sonradan giren ve en kötü karakterleri bile geride bırakıp hızla en kötü karakter hâline gelen Affan’ın Kürt aksanı ile Türkçe konuşan bir karakter olması dizinin arzuları ve korkuları üzerine çok şey söylüyor. Affan ortalığı karıştıran, arkadan iş çeviren, kimseye güven vermeyen ama cemaatin içine giren biri. Sonunda da Sadi Hüdayi ile Cüneyd’i öldürmek için bir plan yapıyorlar ama anlıyoruz ki Sadi Hüdayi bu planı asıl Affan’ı deşifre etmek için kabul etmiş. Her şey ortaya çıktığında Sadi Hüdayi’nin Affan’a şöyle dediğini görüyoruz: "Sen benim kendi kanımdan olana ihanet edeceğimi mi sandın?" Ve konuşma şöyle devam ediyor: "Size iyilik yapılsa bile sizin fıtratınız bu, siz akrep gibisiniz." Aslında dizide daha önce de gördüğümüz benzer mesajlar mevcut. Örneğin dindar ve seküler ailenin biraraya geldiği bir sahnede bilim ve din çatışması konuşulurken televizyonda çıkan bir şehit haberi konuşmayı bölüyor. Herkes sessizleşiyor ve iki taraf da gelen şehit haberine üzülüyor. Seküler ve dindar kesimin biraraya gelme denemesi olarak okunan bu dizide "birlik ve beraberlik" ruhunun sağlandığı en net sahne bu sahne diyebiliriz.
- Savcı Hanım: Devlet, dizide Savcı Hanım gibi şefkatli ve iyi niyetli bir karakter ile vücut buluyor. Savcı Hanım bir sahnede Zeynep’i ailesinden alıp yurda yerleştiriyor, cinsel istismar kontrolüne bile şefkatle ikna ediyor. Öyle ki Zeynep asla incitilmiyor. Dizide devletin temsilinin bu şekilde şefkatli ve güçlü olduğunu görüyoruz. Savcı Hanım "derin devlet"e yenik düşüyor bir ara, ama hemen toparlıyor.
- Levent: Levent sekülerizmin dili; psikiyatrist; bilime, devletin yasalarına, sekülerizme inanıyor. Cüneyd ne zaman o devasa su kemerlerinin üzerine çıkıp birini aşağı atacak duruma gelse Levent’i şöyle derken duyuyoruz: "Cüneyd yapma!" Cüneyd’in ağır aile travmaları var, Levent de doktoru. Çöz çöz bitmiyor; ülkenin dindar kesimle hiç bitmeyen sorunlarına ve karanlık geçmişine benziyor Cüneyd’in aile geçmişi. Levent de bir kangren olarak görülen bu "dindarlık yarasını" iyileştirmeye çalışıyor. Bir yandan da görüyoruz ki onun da kendi hayatında problemleri var. Seküler bir kadın olan eşi Beste’nin ona veremediği sıcak yuvayı okumamış Meryem verebiliyor. Onu da Meryem iyileştiriyor bir anlamda. Beste annelik yapamazken, Meryem yapabiliyor. Levent’te başkaları için somutlaşan arzu da okutmak, özgürleştirmek, sağlıklı olmakken; kendisinden sakladığı en derin arzusunun sıcak bir aile olduğunu görüyoruz. Her seferinde Meryem’i çocuklarla ilgilenirken gördüğünde, kapının ardından gülümseyerek izliyor.
Kimyada iki farklı kimyasal madde reaksiyona girerse ikisi de dönüşür. Bu dizide de seküler ve dindar karakterler birbirleriyle çarpıştıkça kendi içlerinde dönüşmelerini izliyoruz. Dizinin başında Zeynep’te kızları okutacak cesaret yok. Suavi Bey ve Levent onu okutmaya çalışırken o da cemaat yurdundaki kızları okutmak için uğraşmaya başlıyor. Meryem boşanmayı hayal bile edemezken boşanmaya karar veriyor. Levent aradığı aile sıcaklığını ve anneliği Meryem’de buluyor. Cüneyd ve Levent’in karşılıklı diyalogları her ikisini de değiştiriyor.
Özetle dizinin eleştirel bir okumasını yapacak olursak, Türkiye’deki seküler ve dindar ayrımının tarihi eski. "Ne seninle ne de sensiz" denilen bir birlik arzusunu hep birlikte izliyoruz. İki tarafın da karşısında birleşebildiği tek kesimin Kürtler olduğu bir hikaye dikkat çekiyor. Ayrıca eğitim sistemindeki, hukuktaki problemlere hiç değinilmediğinde "Kızlar bir okula gitse her şey düzelecek" diyen bir anlatı ortaya çıkıyor. Sadece Mira’nın sınav stresiyle yaşadığı sinirsel ataklardan ve "Yarış atına çevirdiniz beni" diye isyan etmesinden eğitim sisteminin de pek de iyi olmadığını anlayabiliyoruz. Türkiye için "Eğitim şart" demenin ötesinde tartışmalar da üretmek gerekiyor.
Dizinin vermek istediği mesaj en çok da Mira ve Zeynep arkadaşlığında somutlaşıyor diyebiliriz. Mira ve Zeynep kardeşler. Fakat henüz bunun farkında değiller. Biri seküler bir ailede büyümüş, biri de dindar bir ailede. Fakat anneleri ve babaları aslında bir. Buluştukları bir sahnede Mira, Zeynep’e şöyle diyor:
"Özledim kız seni."
Zeynep de ona cevap veriyor:
"Ben de seni özledim."
Bakalım hem dizide hem de gerçek hayatta, Mira ve Zeynep kavuşabilecek mi?
Yaşayıp göreceğiz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
77. Cannes Film Festivali sona erdi. Altın Palmiye, Sean Baker’ın "Anora" filminin oldu. Cem Demirer imzalı kısa film "Noksan", Canal+ Ödülü’nün sahibi oldu. Sezon finali yapan "Kızıl Goncalar"ı Sümeyye Kavuncu yazdı.
26 May 2024

YAZARLAR

Sümeyye Kavuncu
Sosyolog ve yazar.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





