Aşırı sağ ana muhalefette: Portekiz seçimlerini nasıl okumalı?

Portekiz’de 18 Mayıs’ta yapılan erken seçim, siyasi tablonun radikal biçimde değişmesine sahne oldu. Seçim sonuçları, yaklaşık 50 yıllık demokratik ve toplumsal ilerlemenin sonunu getirebilecek tarihî bir anayasa değişikliğinin önünü açtı. 1976’dan bu yana ilk kez Sosyal Demokrat Parti, Chega ve Liberal Girişim’den (IL) oluşan sağcı çoğunluk, merkez partiler arasındaki geleneksel mutabakata ihtiyaç duymadan Anayasa’yı değiştirme yetkisini elinde bulunduruyor.
Sol partiler ise toplamda tarihlerinin en düşük oy oranına geriledi. Aralarından yalnızca Yeşiller bir miktar artış kaydederken geçmişte toplam oyları %15’e kadar çıkan radikal soldaki Sol Blok ile Komünist Parti'nin oy oranı %5’e kadar düştü.
Öte yandan: Neofaşizm çizgisindeki Chega, oyunu %18’den %23’e çıkararak hem oy oranı hem de sandalye sayısı bakımından ülkenin ikinci partisi konumuna yükseldi. Böylece Sosyalist Parti, yaklaşık 50 yıl sonra ilk kez üçüncü parti durumuna düştü.
- Demokratik İttifak (AD), daha güçlü bir yetkiyle yeniden seçildi; oyların %31,8’ini alarak 91 sandalye kazandı. Ancak tek başına çoğunluğu sağlayamadığı için önünde iki seçenek bulunuyor: Sosyalist Parti veya Chega ile koalisyon hükümeti kurmak ya da yeni bir azınlık hükümeti oluşturmak.
- Chega (CH), 2024 seçimlerindeki başarısını artırarak 60 sandalye ile Parlamento'daki ikinci büyük parti oldu; demokrasi tarihinde ilk kez ne Sosyalist Parti ne de Sosyal Demokrat Parti iki büyük partiden biri olabildi.
- Sosyalist Parti, demokrasi tarihinde ilk kez üçüncü oldu. Oyların sadece %22,8'ini ve 58 sandalyeyi alarak partinin 52 yıllık tarihindeki en kötü sonuçlardan birini elde etti.
- Sol Blok (BE) oyların %2'sini ve bir sandalye aldı. Bu, partinin en kötü performansıydı. Portekiz Komünist Partisi ve Ekolojist Parti "Yeşiller"den oluşan Demokratik Birlik Koalisyon (CDU), oyların %2,9'unu aldı.
Portekiz demokrasisi 1974’te yeniden kurulduğundan bu yana ilk kez, en büyük iki parti birlikte Parlamento’daki koltukların üçte ikisinden azını elde etti. Ancak sağ eğilimli partiler birleşerek Parlamento’daki koltukların üçte ikisini kazandı. Anayasa değişikliği yapmak ve Anayasa Mahkemesi dahil kamu kurumlarına atama yapmak için üçte iki çoğunluk gerekiyor.
Seçim sonuçları, Washington liderliğinde yürütülen savaş politikalarının Avrupa siyasetinde belirleyici rol oynadığının da işareti olarak görülüyor. Seçim kampanyalarına göçün yanı sıra militarist söylemler de damga vurdu. Partilerin büyük çoğunluğu, NATO’ya sadakat, askerî harcamaların artırılması ve silahlanmanın tırmandırılması konularında ortak bir çizgide buluştu.
Güven oyu talep eden azınlık hükümeti
Bir yıldan kısa süredir iktidarda olan Sosyal Demokrat Parti (PSD) liderliğindeki iki partili ittifak, 230 sandalyeli yasama organında yalnızca 80 sandalyeye sahip. Hükümet, Başbakan Luís Montenegro’nun merkezinde olduğu giderek derinleşen siyasi krizin ortasında, kendi geleceğiyle ilgili “belirsizliği gidermek” amacıyla güven oyu talep etti. Tartışmalar, Montenegro’nun şirketinin ticari işlemlerinde olası çıkar çatışmaları üzerine yoğunlaşırken muhalefet milletvekillerinin büyük çoğunluğu, buna karşı oy kullanacaklarını önceden bildirdi.
Montenegro, güven oyu alamayarak istifa etti. Böylece Portekiz normal şartlarda Ocak 2028’de seçime gidecekken üç yılda üçüncü kez genel seçimlere gitmek zorunda kaldı.
Kahverengi dalga
Bugün Portekiz, toplumsal yapıda ve işçi sınıfının profilinde derin bir dönüşüm yaşıyor. Yabancı çalışan sayısı son birkaç yılda on katına çıkarak toplam çalışan nüfusun yaklaşık üçte birine ulaştı. Bu yeni işçi sınıfının önemli bir bölümü ise Portekizce konuşulan ülkelerden gelmiyor.
Bu bağlamda, kabul ve düzenleme hizmetlerindeki yetersizlik ile barınma, kamu hizmetleri ve dil erişimi konularında ayrılan kaynakların eksikliği, aşırı sağın söylemini güçlendirdi. Hükümetin yeni yasa tasarısını meşrulaştırmak için bu söylemi kullanması ve Sosyalist Parti’nin bu konuda geri adım atması da duruma meşruiyet kazandırdı. Ayrıca, bazı medya kuruluşlarının sansasyonel yayınları ve özellikle sosyal medyada kitlelerin manipüle edilmesi de söylemin yayılmasına zemin hazırladı. Sonuç olarak aşırı sağ, konut ve sağlık gibi temel sorunların sorumlusu olarak göçü gösterme konusunda başarılı oldu.
Başbakan’ın bizzat kendisinin yarattığı bu kriz ortamında sağ, göç sorununu tartışmaların merkezine yerleştirmeyi başardı. Bu durum da yabancı düşmanı söylemin öne çıkarak oy kazanmasına zemin hazırladı. Göçmenler, spekülasyonların tetiklediği konut krizinin ve özel çıkarların saldırıları altında yeterince finanse edilmeyen sağlık, eğitim ve kamu hizmetleri sorunlarının günah keçisi hâline getirildi. Üstelik, Sosyalist Parti’yi sağa kaydıran bir kültür savaşının da odağına oturdular.
Böylece aşırı sağ, solun geleneksel kaleleri olarak görülen güney bölgelerinin büyük bir bölümünü ele geçirdi ve önceki seçimlerde sola oy veren seçmenlerin desteğini de alarak nüfuzunu artırdı. Chega, göçmen karşıtı politikalarıyla oy tabanını harekete geçirmeyi başararak en çok desteği kırsal kesimler ile eski sanayi bölgelerinde topladı.
Kesin olan bir şey var ki Chega artık iktidar yarışının içinde. Bu durum, hem partinin yıllardır tartışma ve ifade özgürlüğünü kısıtlama stratejisi izlediği parlamentoda hem de toplumda demokrasinin zayıflamasına; ırkçı, maço, transfobik, homofobik ve genel olarak faşist şiddetin ciddiyetle ele alınmamasına yol açacak gibi görünüyor.
Koalisyon mu azınlık hükümeti mi?
Yeni parlamento yapılanmasında üç büyük partinin hiçbiri küçük partilerle çoğunluk oluşturamıyor. Ancak Sosyalist Parti’nin sağındaki partiler, ilk kez Anayasa’da değişiklik yapmak için gereken üçte ikilik oranı aşmayı başardı. Bu durum, mevcut siyasi ortamda büyük önem taşıyor.
Sağdaki Sosyal Demokrat Parti’nin sicili göz önüne alındığında ister Avrupa Birliği, Merkez Bankası ve IMF’nin dayattığı kemer sıkma planları kapsamındaki emekli maaşlarına yönelik saldırılar, ister seçim yasasının revize edilmesi önerileri, isterse grev hakkıyla ilgili son açıklamalar olsun; anayasal sistemde geriye dönük bir değişiklik yapılması gerçek bir risk olarak ortaya çıkıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Masis Kürkçügil
Yazar ve yayıncı. "Latin Amerika'nın Kaynayan Damarları", "Devrimden Devrime Bolivya", "Hugo Chavez ve Devrimde Devrim" kitaplarının yazarı.

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR


