Atanamayan öğretmen krizi nasıl çözülebilir?

Türkiye’de 96’sı eğitim fakültesi, 14’ü teknik eğitim fakültesi olmak üzere toplam 110 öğretmen yetiştiren fakülte bulunuyor. Bu fakültelerden her yıl 45 bine yakın öğretmen adayı mezun oluyor. Halihazırda sayıları 800 bine yaklaşan ataması yapılmayan öğretmenlere bu kişilerin yanı sıra başka fakültelerde okuyup pedagojik formasyon alanlar da ekleniyor. KPSS’ye girerek atanamayan öğretmenleri, yeni mezun öğretmenleri, eğitim, fen-edebiyat, insan ve toplum bilimleri ve ilahiyat fakültelerinde okuyan ve öğretmen olmayı amaçlayan öğrencileri de düşündüğümüzde atanamayan öğretmen krizi çığ gibi büyüyor. Bu krizin doğrudan ilgilendirdiği öğretmen sayısına rahatlıkla 2 milyonun üzerinde diyebiliriz.
Atanamayan öğretmen krizinin birçok sebebi ve boyutu olduğu gibi çözüm süreçleri de bir o kadar geniş bir yelpazede karşımıza çıkıyor. Atanamayan öğretmenler bir yandan psikolojik ve sosyal anlamda pek çok zorlukla karşılaşırken; bir yandan kariyer yolculuklarında yalnızlaştırılıp, bir yandan da ekonomik sorunlarla baş etmeye çalışıyorlar. Tüm bu sorunlar konuşul(a)madıkça, üzeri örtüldükçe, aksiyon alınmadıkça maalesef daha da artacak.
Eğitim fakültelerinde ihtiyacın üzerinde kontenjan açılması, farklı fakültelerden de öğretmenliğin tercih edilmesi, plansız atamalar yapılması, YÖK ve MEB’de yaşanan koordinasyon eksikliği, Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun yetersizliği ve mesleki dayanışma alanlarının kısıtlı kalması başta olmak üzere çözülmesi gereken sorunlar var. Atanamayan öğretmen krizinin özneleri olan paydaşlarımıza önerdikleri çözüm yollarını soruyoruz:
“Problem çok yönlü ve oldukça büyük. Öğretmenliğin itibarsızlaştırılması, her üniversite mezununa öğretmenlik yapma imkanı verilmesi, çok fazla atanamamış öğretmen varken eğitim fakültelerinin hâlâ çok fazla mezun vermesi bu problemi besleyen önemli noktalardan. Özel kurumlar maşları çok düşük tutuyor. Ağır çalışma koşullarına rağmen asgari ücretin altını teklif ediyor, öğretmenler kabul etmediğinde de 'Dışarıda bir sürü mezun var, kabul edecek olan çok.' diyerek bu itibarsızlaştırma sürecini büyütüyorlar. Kitle iletişim araçlarıyla bu konular sadece seçimlerde veya atama zamanlarında değil sık sık gündeme getirilmeli. Ücretli öğretmenlik konusuna acilen bir çözüm getirilmesi gerekiyor. Hem çalışma koşulları hem de ücret konusunda bir sömürü söz konusu. Eğitime dair hiçbir bilgisi olmayanların sınıflarda bulunması, öğrencilere rehberlik etmesi kabul edilebilir bir şey değil.” - Zeynep Öğretmen, İstanbul
“Sosyal çevrenin desteği bence çok önemli. Arkanızda birilerinin olduğunu bilmek rahatlatıyor. Bir de kendi adıma konuşayım bu konunun sürekli konuşulması bende rahatsızlık yaratıyor. Atanamamış olmayı yaşarken sürekli hissediyorsunuz zaten en azından sevdiklerinizle beraberken başka şeyler konuşmak iyi geliyor.” - Ahmet Öğretmen, İstanbul
“Bu problemin çözümüne yönelik kısaca şunları söylemek mümkün: Eğitim fakültelerine ülkenin ihtiyaç düzeyinin üstünde öğrenci alınmamalı, alınacak öğrenci sayısı azaltılmalı ve aday öğretmenlerin kalitesi artırılmalı. Devlet, öğretmenlere mezun olduktan sonra iş istihdamı sağlamalı ve mesleğin itibarı arttırılmalı. Formasyon denilen sistem kaldırılarak Fen-Edebiyat Fakülteleri’nin Eğitim Fakültesi gibi davranmasının önüne geçilmelidir.” - Mert Öğretmen, Samsun
“Bu soruya aslında iki farklı pencereden bakmak daha doğru olur: 1. Bireysel 2. Yönetimsel. Bireysel olarak bu süreçte kendimize daha kaliteli zaman ayırabiliriz. Bir hobi olabilir mesela. Dünyanın sonu olmadığını da sık sık vurgulamakta yarar var. İyi bir plan ve bu plana uyulması gereken dirayetler olmalı. Bunları söylemesi kolay gibi görünebilir ancak yapacak başka bir şeyin yoksa ve atanmayı gerçekten istiyorsan işte bir yerden başlamak zorundasın. İçsel güdülenmeyi ve kendini değerli hissetmeyi de unutmamak gerek. İkincisi yönetimsel çözüm demiştik. Burada Eğitim Fakültelerine yönelik kontenjanlarda düzenlemeye gidilebilir. İyi bir arz talep dengesi oturtulabilir. Nicel değil de nitelikli eğitimi de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Çünkü biz eğitimciler geleceğin mimarlarıyız. Mimar ne kadar iyi olursa ortaya çıkan ürün de o denli sağlam ve kaliteli olur.” - Tuba Öğretmen, Hatay
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


