Avangard bir ses anarşisi: Düş Görgüsü

2020 yılında kaybettiğimiz şair Bülent Keçeli’nin 1997-2020 arasında kaleme aldığı bütün şiirleri Düş Görgüsü başlığı ile 160. Kilometre’den yayımlandı.
2000’li yılların başat şiir dergilerinden Ücra dergisini Murat Üstübal ile birlikte hayata geçiren Keçeli yarattığı ses, izlek ve dil üzerinden düşünecek olursak alternatif bir şiir dili yaratma konusunda özgün bir ses oluşturmuştu. Dijital çağın eşiğindeyken bilindik şiir klişelerini ve eski estetiği kırarak yeni bir estetiğe ulaşmayı dileyen bir şiir kuran Bülent Keçeli'nin yarattığı etki, şiir üzerinde bugün hâlâ sezilebiliyor.
Erken kaybından sonra geriye beş şiir kitabı bırakan Bülent Keçeli'nin tüm şiirleri, dergilerde kalan şiirleriyle ilk kez biraraya getirildi. Düş Görgüsü’nde ayrıca Bülent Keçeli’nin zamanında kaybettiği, Murat Üstübal’ın arşivinden çıkan iki kitap dosyası da (Kaza ile Düş Görgüsü) ilk kez gün ışığına çıkıyor.

Bülent Keçeli’nin 1997-2020 arasında kaleme aldığı şiirleri Düş Görgüsü başlığı ile 160. Kilometre’den yayımlandı.
2000 sonrası şiirin avangard isimlerinden Bülent Keçeli’nin bütün şiirleri tek başlıkta toplayan Düş Görüşü kitabını derleyen Murat Üstübal ile Bülent Keçeli şiirini ve kitabın yayına hazırlanış sürecini konuştuk.
Bülent Keçeli şiirleri ilk kez tek bir kitapta toplanıyor. Kitabın yayına hazırlanış süreciyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Bülent Keçeli ölmeden birkaç ay önce hastalığının getirdiği duygu hâliyle, “Şiirlerim Murat’a emanet” demişti bir aile görüşmesinde. O anı hiç unutmuyorum. 2020 yılındaki vefatından yaklaşık bir yıl sonra Ankara’ya taşındık. Taşındıktan birkaç ay sonra şiirlerini toplamaya başladığıma göre üç yıl geçmiş aradan. Yaklaşık bir yılda tüm kitaplarını bir dosyada toplamakla kalmadım, elimdeki dergileri taradım, dergi çıkaran arkadaşlara sordum ve kendi kişisel arşivimi de yokladım.
İyi ki de yoklamışım; Bülent’in kaybettiği iki kitap taslağı da o arşivlerden çıktı! Keçeli dosyaları hazırlarken fikrimi almak için yollamış ama ikimiz de tamamen unutmuşuz bunları. 412 sayfalık Düş Görgüsü yayımlanmış beş şiir kitabı, arşivden çıkan iki kitap taslağı ve dergilerde kalan şiirlerden oluşuyor.
Düş Görgüsü ismi ise kitap taslaklarından birinin adı olunca gerçekleşmemiş bir arzuyu temsil ettiği ve onun tüm şiirlerine uygun bir isim olduğu için öne çıktı. Aslında arkadaşlar arasında isimle ilgili mini bir anket de yapmadık değil, ama bir şekilde bu isim daha çok içimize sindi. Kitabın 160. Kilometre Yayınları’na ulaşmasıyla basılması arasındaki süreç ön yazı, edisyon, redaksiyon ve kapak çalışmalarıyla birlikte bir yılı geçti. Ve en sonunda okura muazzam bir kitap bıraktığımıza inanıyorum. Bu vesileyle yayınevine ve emeği geçen arkadaşlara bir kez daha teşekkür ederim.
Yarattığı ses, izlek ve dil üzerinden düşünecek olursak Bülent Keçeli'yi şiirimizde özgün kılan hangi unsurlardı? Onu yakından tanımış biri olarak Bülent Keçeli şiirini nasıl tarif edersiniz?
Ön yazıda da belirttiğim gibi Keçeli, çağdaş avangard bir ruhla Anadolu sesini birleştirmeyi başardı. Bir nevi müzikte Anadolu rock müziğinin yaptığını o şiirde başardı diyebiliriz.
Anadolu sesi dediğimiz nedir? Dengbejlerin ve bozkırın sesidir. Toz ve kavuran güneşin atmosferidir. Aynı zamanda doğunun ve eski kültürlerin ifadesidir. İkibin şiiri içinde kendine has bir söylem geliştiren şairlerden biridir. Kendi sesini arayan, oturtmaya çalışan bir şairdi Keçeli. Keçeli’de izlek, homojen ve belirgin değildir. Çünkü birçok izleğin bileştiği veya gerilimli bir ilişki kurduğu noktadan yazar şiirini.
İçkin ile aşkın olanın çatışmasını bir çoğulluk içinde duyumsayarak yazar. O nedenle imge, metafor ve çeşitli deneylerle olgunlaşan şiiri Anadolu kültürünün çeşitliliğinin ve karnavalının tüm donelerini yansıtır. Kimi zaman zeka yüklü bir ironi kimi zaman da kökü derinlerde olan sözcük oyunları kullanır. Kendi deneyimlerine ve kişisel tarihine tutunduğu için deneyin en sahici şairidir diyebilirim onun için. Birinci tekil özneyi çoğulluğun içinde cesaretle deneyimleyen ve dile getiren sayılı özgün şairlerden biridir.
Birlikte çıkardığınız Ücra dergisi edebiyat dünyasında nasıl bir boşluğu doldurdu? Ücra dergisinin etkileri sizce bugün hâlâ sezilebiliyor mu o kuşak üzerinde? Alternatif bir şiir dili yaratma konusunda özgün bir gelenek oluşturdu diyebilir miyiz?
Ücra dergisini çıkardığımız 2000'li yılların başında bizim bazı itirazlarımız vardı. İtirazlarımız seksen ve doksanların şiiri üzerine yoğunlaşıyordu daha çok. Neydi bu itirazlar? İkinci Yeni ve Toplumcu şiire olan öykünmelerin aşılamaması ve onların yarattığı konfor alanından çıkılamaması. Daha özelde neydi bunlar? Klişe bir imge anlayışına sinen statik bir imge üslupçuluğu. Elbette bir genelleme içinde konuşmadan söylüyoruz bunları.
Bu tarz yaklaşımın dışında olan şairler de vardı ki onları da ayırarak dile getirdik itirazlarımızı. Ama asıl sorun darbe koşullarının yarattığı özne modeliyle ilgiliydi. Özgür insan öznesinin var oluşuna dair arazlarla ilgiliydi mesele. Özgür insanın yeni temsil alanlarına şiir içre taşınmasıyla ilgiliydi.
İşte biz bu bağlamları tartışmaya açarken asıl hedefimiz bir kayıt tutmaktı. Geleceğin şiirine dair kayıtları şaire ve okura sunmak. Tartışmaya açmak. Bu tartışmanın olup olmayacağıyla ya da ne zaman olacağıyla ilgili hiçbir fikrimiz yoktu. Sonsuzluğa zar attık bir nevi.
Ücra dergisi iki dönemden oluşuyor: Birinci dönem 2002-2005 yılları, ikinci dönemse 2009-2015 yılları arasındadır. İşte ilk dönem Ücra kayıtları 2009’dan itibaren genç şairler üzerinde ses getirdi; her mecradan özgün ve nitelikli şiirler akmaya başladı dergiye. İlk dönem Ücra’yı yine de ayrı bir yere koyuyorum; derginin arka sayfasında Keçeli ile konuşmalarımız ve bazı şairlere yönelttiğimiz sorulu yanıtlı bölümler ile birlikte şiir eleştirisi ve teorisine yönelik yazılarımız uzun süre sessizlikle karşılandı. Çünkü kimsenin konuya dair söyleyebileceği bir argümanı yoktu o dönemlerde.
Yavaş yavaş şairlerin şiirlerine sızan dil ve sözcük oyunları görülmeye başlanmıştı yine de. Ama kimse bunu teorik bir zemine oturtamıyordu (şart mı orası da ayrı bir tartışma)!
2002 sonrası Ücra, elbette Poetikhars ve Heves gibi dergilerin de katkılarıyla 2020’lere kadar gizli veya açık bir şekilde sayısız şiirde ben bu etkiyi görüyorum. Yalnız deney süreğendir çünkü avangard ruh süreğendir. Deneyin orada kalmaması gerekiyordu; aslolan moda değil metamorfoz. Çağın gereklerine uyacak yeni şiir dillerinin ve uzaylarının inşası ya da Keçeli’nin deyişiyle "yapbozyap"ı olmalı. Yani yapıbozumla oluşan kararsız kaotik yapıyla yeniden yapım. Ama en sonunda onun da yeniden yıkılacağını bilerek bir yapım. Bu fikrin doğru anlaşıldığını düşünmüyorum.
2000 sonrası şiir dili, bilindik şiir kalıplarının değişimiyle birlikte şiiri epik bir form olmaktan çok gündelik dilin sesine indirgeyince ortaya nasıl bir şiir estetiği çıktı sizce? Bülent Keçeli'yi kendi jenerasyonunun şairleri içinde dil açısından ayrıksı kılan hangi saiklerdi?
İlginç olan, 90'ların sonunda modern epik ya da yeni epik gibi isimlerle türemeye başlayan bazı şiirlerin ve şairlerin klasik epik anlayışın bile gerisine düşen örnekler haline gelmeleriydi. Halbuki Murat Belge altmışlı yılların ortasında yeni epiğin unsurlarıyla ilgili fikirlerini yazmaya başlamıştı. Günümüzde yeni özne ve kimlik modellerinin olmazsa olmazı olan parçalılık meselesine dair ilk sözler Belge’nin yeni epiğe dair yazılarında mevcut. Oysa 90 sonrasının epiği bu yazıların gerisine düşüyordu. Ayrıca Yücel Kayıran’ın şiirsel varoluşa dair yazılarından da yeterince ders çıkarılamadığı çok açık. 90 sonrası epik ne varoluşa ne de parçalılığın ortaya çıkardığı özneye dair eşsiz fırsatlardan yararlanamadı. Güncelin ve güncel politiğin sığlığında yeni epiğe bağlı şairleri de aynılaştırarak kayboldu. O sığlıktaki tek şansı olan estetik mevzusunu da avangard ruh değil racon kesip şaşırtıcı bir şekilde reddederek.
Yapılması gereken bizim de sıkça dile getirdiğimiz, Keçeli’nin de defaatle vurguladığı "güncelin tekamülü"nü yeni bir şiirsel anlayışta ortaya koymaktı. Yani klişe ve eski estetiği kıran yeni bir estetiğe varmaktı. Anti-estetik’ten algılanan estetik yoksunluğu olunca sığlık da kaçınılmaz hâle geldi.
Hedef farklılık ve çeşitlilik arz eden şiirsel yapıları parçalılık düşüncesinin ortaya çıkardığı varoluş biçimleriyle şiirsele dönüştürmekten çok eski hastalıklar depreşti: tümevaran bir hakikat istenci. Öznenin tüm hâllerini doğrudan bir hakikate indirgeyen köhne bir anlayış. Keçeli gündeliği bu anlamda en iyi dönüştüren, onu kendi şiirsel anlayışı içinde sunmayı başarabilmiş şairlerden biridir. Çünkü güncelin ikamesinin şiirsel tekamül yoluyla olması gerektiği bilincine sahip duyarlıkta bir şairdi Keçeli.
Dijital çağa girilirken çokseslilik, içerik bolluğu ve sosyal medya diline yakınlık şiire ne ölçüde sirayet etti? Bülent Keçeli kendi dilini çağın hızlı tüketilen bu ses kalabalığından korumayı istemiş miydi? Şiirini ne ölçüde uzak tuttu ya da tutabildi mi?
İyi şair çoksesliliğe ve içerik bolluğuna yönelik kaosu bir avantaja çevirir. Bülent’in "güncelin tekamülü" fikri de kaosu poetize eden bir anlayışa yönelikti. Dilini korumaktan çok ses anarşisini ve değişik dilleri bir kaynak ve araç olarak kullanmayı hedeflerdi. Zaten güncelin şiir yoluyla tekamülü yabancılaşmış ya da yabancılaşmaya meyyal durum ve halleri şiir içre kılmak demektir, kendini ifade etme yolunda malzemeleştirmek. Kendi dilini bulma yolunda adım atan şairlerin yazgısı her şeyi kendi metafor ve anaforlarında çevirmektir. Dijital çağı bile!
Aynı zamanda modern çağın unsurların yanında onun şiiri için bir Anadolu sesi tabirini kullanıyorsunuz? Bunu tam olarak anlatabilir misiniz? Modern zamanlar içinde ama aynı zamanda bir ayağı gelenekte miydi?
Anadolu sesi derken müzik ritmini kastetmiyorum örneğin. Ses derken müziğin geldiği yeri kastediyorum, onun elementlerini ve kaynaklarını. Toprağını, tozunu, güneşini, bağını, taşını, tarihini, sosyal hareketlerini, rengarenkliğini, ruh hâlini ve karakterini. Tüm bunlara bedenin verdiği tepkiyi, neşeyi, isyanı, yanmışlığı ve haykırışı. Moderne tepkili bir çağdaştı, geleneğe tepkili bir antik ve yerli. Modernin ve geleneğin iktidarlar tarafından ele geçirilen formlarına karşıydı.
Çarşılar İmgeseli kitabında tabiri caizse sürekli bir yutkunma hali var. Diğer kitapların açıklığıyla mukayese ettiğimizde daha kapalı gibi duruyor. Sizce sebebi nedir?
Evet o yutkunma hâlini çok iyi gözlemlemişsiniz. Bu hâl psikanalitik bir süreç gibi okunabilir. Tıpkı Enis Akın’ın kekeme şiir tanımlaması gibi. Çarşılar İmgeseli politik bir kitaptır aslında. İşi gereği Güneydoğu’ya giderdi; Mardin, Şanlıurfa ve Mezopotamya’ya. Döndüğünde oraların, kendi topraklarının onurlu yenilgisinden bahsederdi. Emperyalizmin o toprakları getirdiği hale karşı bir isyan besliyordu içinde. Bu isyan hem politik hem de kültüreldi. Aynı zamanda tarihsel. Çarşılar İmgeseli işte böyle bir ruh hâliyle yazıldı.
Adalet gözeten bir şair olarak Keçeli kendi topraklarının hakkını arıyordu onurlu bir duruşla. Kendi kişisel tarihini de hak arayışını da besleyen bir kitaptır Çarşılar İmgeseli ki uzun süre kimse basmak istemedi belki de politik nedenlerle. Sonuçta Heterotopya’dan basıldı. Bu kitap aslında Hastalık Şiirlerinden önce yazılmış bir kitaptır pek bilinmese de. Sanırım ilk defa açıklamış oldum. Kapalıdan ziyade mahrem bir kitaptır. Keçeli’nin deyişiyle “Kapalı şiir yoktur mahrem şiir vardır.” Mahremiyeti politik oluşundan önce kendi acısına ve bazı otobiyografik unsurlara dayanmaktadır. Bu durum karşısında duyduğu acı o kitabı kapalı değil mahrem kılmaktadır.
Bülent Keçeli'nin kronolojisinde bulunan (Gen Tecrübeleri, Hastalık Şiirleri, Çarşılar İmgeseli, Herkesin Çirkini, Sorgusual'siz) sıralamasıyla düşünürsek şiirinde nasıl bir evrim gözlemlediniz?
Kitabın ön yazısında da belirttim sanırım. Gen Tecrübeleri çoğunlukla Ücra ve Heves dönemini içerir. Tam da çeşitlilik, akış ve çoğulluk kavramlarını içimizde hissettiğimiz dönemlerin ruh hâlini taşır. Eski olanla yeni olan arasındaki gerilimin travmasını yansıtır. Keçeli o travmayı yüklenen bir şair olarak yapbozun neresinde olduğunu düşünür ve sorar kendine. Sonra Yazmaşiiri kitabı gelir. Yapıbozumuna şerh niteliğinde bir kitaptır sanki. Sonraki üç kitabı ise yapbozyap sürecinin ürünleridir. Şair bu üç kitapla yapıbozumunu anlamlandırmaya çalışır, onlara kendi kişisel yorumlarını ve bakışını yükler, daha çok bir iç konuşma sürecidir. İç hesaplaşma ve kaos yerini kurduğu ve kuracağı yeni dünyalara dikkat kesilmeye bırakır. Şair yıkıntılardan kendi söylemini ve imgeselliğini kurmaya çabalar. Evrimin kendisi yapboz sonrası yapbozyap sürecine geçmesidir. Sorgusual’siz ise şairin diğer şairlerle yüzleştiği bir sorular ve yanıtlar kitabıdır, bir şiir kitabı değildir.
Şairin erken kaybı hepimizi üzmüştü, peki ütopik olarak sorsam yaşasaydı sizce şiiri nasıl evrimleşirdi?
Benim için bile zor bir soru. Onu tanıyan biri olarak zihninin galerilerinde sayısız mesele ve tema olduğunu biliyorum. Zihin galerilerinden yansıyan her bir imgenin ve metaforun ortaya çıkışı her seferinde yeni bir şiir karnavalı olurdu kuşkusuz. Öngörülemez ve şiir dışında ifade edilemez tanrı parçacıkları…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bülent Keçeli’nin 1997-2020 arasında kaleme aldığı bütün şiirleri Düş Görgüsü başlığı ile yayımlandı. Hazine, yeni vergi paketiyle Türkiye'nin GSYH'sinin %0,7'si kadar ek gelir yaratmayı hedefliyor.
21 Haz 2024

YAZARLAR

Uğur Ugan
Editör ve içerik üreticisi. Gazetecilik eğitiminin ardından habercilik ile başlayan profesyonel kariyeri görsel, işitsel ve dijital medyada editörlük, kültür-sanat muhabirliği, web editörlüğü ile devam etti. Ayrıca kültür-sanat organizasyonları, yayıncılık dünyası, üniversitelerarası işbirliği, doğa, iklim ve çevre temalı etkinliklere basın danışmanlığı ve proje yöneticiliği yapıyor.

Aposto Kitap
Kitap incelemeleri, edebiyat haberleri, editörden okuma önerileri.
İLGİLİ OKUMALAR



