
Söylemesi de yapması da oldukça zor olan ayrıklaştırma, decoupling teriminin Türkçesi. Tabii ki biz burada iklim özelinden bakarak, karbon emisyonlarının ekonomik büyümeden ayrıklaştırılmasını konuşacağız.
Türkiye’nin İklim Değişikliği Komisyonları’nın tutanaklarını incelerseniz, maalesef hala ekonomik büyümenin “güvenilir” olmayan yenilenebilir enerji kaynakları ile değil, fosil ve nükleer kaynaklı enerji üretimi ile mümkün olduğu görüşünü görebilirsiniz.
Bununla beraber ayrıklaştırma prensibi, üretim verimliliğinde artış sağlayarak daha azıyla daha çok üretebilme durumunu ifade etmek için kullanılıyor.
Mesela, son yapılan çalışmalar ABD genelinde 2005 ile 2018 tarihleri arasında GSYİH’nin %25 arttığı ama enerji bazlı karbon salımının %12 azaldığı görülmüş.
Araştırma emisyonları azaltmaya yönelik en fazla yatırım yapan ülkelerin, GSYİH bazında da en fazla geri dönüşü aldığını açıklıyor.

Bazı çalışmalar, nüfus artışının azaldığını ve ekonominin yalnızca çok düşük bir artış hızı ile büyüdüğünü varsayarak, geçmişte yapabildiğimiz düzeyden 10 kat daha hızlı bir şekilde iyileştirmeler yapmamız gerektiğini ortaya koyuyor.
Aslında dünya genelinde de böyle bir yönelimi görmek mümkün, son 50 yıl boyunca her bir birim ekonomik çıktıyı üretmemiz için gereken enerji miktarı sürekli olarak azalmakta.
Ama ayrıklaştırma tartışmaları detaylara girince biraz karışmakta.
Birincil olarak bahsettiğimiz örnekleri sadece ABD ve AB ülkelerinde gördüğümüzü söyleyebiliriz. Sürekli ve iki basamaklı büyüme peşinde olan Çin ve Hindistan gibi ülkelerin sistemleri üretim bazlı hem karbon hem de enerji miktarını artırmakta.
Buna ek olarak tüketim konusunu da ayrıklaştırma formüllerinin içine katarsak, aslında her bir GSYİH artışında karbon emisyonlarının da arttığını görüyoruz.
Bununla beraber her bir GSYİH için kullanılan su, odun vs. gibi doğal kaynakları da eklediğimiz zaman işler iyice karışıyor.
Böyle bir durumda ise ekonomik büyüme için doğaya verilen zararın azalmasının mümkün olmadığını söylemek de olası.

Konu hakkında tartışmalar devam etmekte, ama belki de konuya farklı bir yerden bakmamız gerekiyor.
Belki sormamız gereken Türkiye’nin ne şekilde büyümesi.
Sürekli yeni bir şeyler yaparak mı büyümeliyiz, ya da elimizdeki kaynakları en verimli şekilde kullanarak ve kaçakları kapatarak mı veya bazen hiç bir şey yapmayarak mı?
Bu soruları bence her bir konu için ayrı ayrı sormak lazım.
Araştırmalar, Türkiye’nin yalıtımsız binalara yalıtım yapması ile ısınma bazlı enerji üretiminin %40 oranında azalacağını gösteriyor.
Yeni doğalgaz borularını döşemeden önce belki ilk önce bu adımı atabiliriz, ne dersiniz?
Kaynak: EKOIQ, Fast Company
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
ABD'de düzenlenecek zirve iklim krizi için son şanslardan biri olabilir
20 Nis 2021

YAZARLAR

Çevreci Geek
İklim haberleri üzerine yorumlar.
İLGİLİ OKUMALAR


