Bir kış gezmesi...

Soğuk memleketlerin sıcak insanları.
Bir kış gezmesi...

Dünyanın minik başkentlerinden Belgrad, Türkiye’den yurt dışına ilk çıkışların sık durakları arasında. Kim bilir coğrafi yakınlığın ruhani yakınlığa iltimastır belki de.

Baharın müjdeleri etrafımızda uçuşsa da bir kış sabahını hayal etmekle başlayalım bugüne. Sıkı sıkı giyinip sadece gezip dolaşmak, başka yerler tanımak için hazırladığın çantanı yanına alarak yeni heyecanlara erişmek için çıkarken yola, çok da uzun olmayacak bir uçak yolculuğu yapacaksın. 

Havaalanı otobüsünden hikayelerin akın akın koştuğu o koca terminalde koşturanlardan biri olarak, içerideki telaş deviniminin yarattığı garip sıcaklık kısmen rahatsız edecek seni. Fakat önünde uzun sıralar aşacağın sadece iki kapı var. Bırak zamanı akışına.

Başka bir toprağa gitmek için verdiğin o uzun bürokratik çabaları tamamladıktan sonra artık kanatlanmaya hazırsın. Çok da uzun olmayan bu yolculuk başkalarının memleketinde heveslere tutku olacak. Bir öncekine benzer bürokratik işlemler tamamlandıktan sonra kalacağın yere yol alırken, gözlerin önce yapılara takılacak. 90’lardan kalma bir hüznü taşıyan küt, beton mimari sana eskiyi hatırlatırken çerçeveye daha geniş baktığında göreceksin dünyanın benzerliğini bir kez daha.

Nikola Aleksic - Unsplash

Gri hava heyecanını soğutmayacak, merakını belki de daha da açacak. Yalnız gezinin etkisine kapılmadan dikkat etmen gereken bir konuya değinmek isterim. Toplu taşıma ve bilet konusu. Toplu taşımada insanların bilet almadığını görüp yanılma. Belgrad yalnızca kendi vatandaşlarından yol ücreti almıyor. Sen bir turistsin ve otobüs camlarına yapıştırılmış “Sırpça” uyarıları dikkate almalısın (!) Bunu takip eden görevliler var ve ceza yazmaya can atıyorlar. Biletlerini alıp yolculuk sonuna kadar sakladığın taktirde tramvay ve otobüs kullanımı rahat. Hostellerin fiyatları ise gayet uygun, merkezde kalabileceğin konforlu ve güvenli bir hostel bulmak zor değil kaygın olmasın.

Toprakta soğuğun kurusu, yerde kar olmasa da henüz, ürkütüyor insanı. Kış tatili için doğru bir seçim miydi benimki sorguluyorum bazen. Bu küçük kentin soğuğu yabancı olsa da merkezi çok tanıdık. İlk gördüğün kafeye gir sıcacık bir kahveyi hak ettin. Bu aşamada sana çok da uzak olmayan bir tarihi hatırlayacak ve oldukça garip hissedeceksin. Kapalı alanlarda sigara içilebiliyor burada... Biraz şaşırtıcı olsa da gülümsetecek seni, kendi ülkenin geçmişini hatırlayacaksın. Fakat gün bitiminde kıyafetlerini çıkarırken kapalı alanlarda sigara içilmemesinin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha farkına varacaksın inan... Hatta bazı mekanlarda yoğun dumana bulunan çözümün mekanın içine yapay duman püskürtmek olduğunu gördüğünde belki de benim gibi Bernard Malamud’un “Tamirci” kitabını anımsayacaksın. (Bu arada umarım bu uygulamadan vazgeçilmiştir.)

Bir soruna ya da olaya bulunan çözümlerin bu kadar anlamsız olmasını en net anlatan kitaplardandır “Tamirci” bence. Buradaki dumanla alakalı olmasa da insanlığın çözüm yollarını ve amaçlarını tartıştığın biraz da öfkelendiğin bir kitabı okumayı anımsatacak belki sana da.

Merkezdeki Knez Mihailova Caddesi benim İzmir’in Kıbrıs Şehitler’ine benzettiğim, geçmişi Roma’ya dayanan uzun, kafelerin ve alışveriş yapabileceğin yerlerin bulunduğu cadde. Burada mimari daha da eskiye Avrupa’nın sıklıkla gördüğümüz yapılarına benzemeye başlıyor. Bolca fotoğraf çekmelisin.

Mirko Jeremić - Unsplash

Sokaklar kısmen kalabalık ama dikkat etmen gereken en önemli şeylerden biri çantana sahip olmak! Elbette turistik bölgeler için çok tanıdık bir söylem bu. Benim deneyimimde; sırtıma taktığım, içinde nedenini anlamadan attığım bir kitap (çünkü delicesine gezerken kitap okuyamazsın :)), pasaportum, cüzdanım ve telefonum olan küçük çantam başrolde. 

Yürürken hafif arkamdan itiliyorum, anlamsız bir itiş kakış bu çünkü etraf o kadar da kalabalık değil gibi... Derken birkaç kişi gereksiz yakınlaşıyor ve en sonunda sinirlenip duruyorum. Arkamda biri çok uzun erkek, diğeri de bir o kadar kısa bir kadın, duruyorlar benimle. Garip giyimli, yüzlerinde ağır yara bereler olan bir çift. Duruyoruz ve çantama elimi atıyorum. Yarıya kadar açılmış fermuarı ve ben sadece “polis” diyebiliyorum. Arayışım bitmedi ve arkadaşım çifti bir şekilde tutmuş bırakmıyor. Erkek olan bir şeyler söylüyor, kadın olan sadece bakıp galiba küfür ediyor :) Çantamdan bir şey eksilmemiş en üstte duran kitap küçücük çantanın tüm alanını kaplıyor çünkü. Ellerim titrerken etrafımızda biriken kalabalığın da verdiği boğuk histen uzaklaşmak için “tamam sorun yok” diyerek yolumuza devam etmeyi seçiyorum. Bu anlamda yaşadığım ilk deneyimi kriminallikten çok da uzak olmayan kendi ülkemde değil de burada  yaşamak korkutuyor açıkçası. Ait olmakla ilgili sanıyorum. Bu arada dağılırken kadın küfürler savurarak bizden ayrılıyor ve ben şaşırmıyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

LineLine

BÜLTEN SAYISI

Başka hayatın yolları: Belgrad!

Hiç bilmediğin topraklarda...

09 May 2021

Kapak - Ahmet Akkurt

YAZARLAR

Line

Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!

İLGİLİ OKUMALAR