Dünyanın en sürdürülemeyen şehri: Doha

Bugün 23 Mayıs Pazartesi, sıcaklık 37℃ hissedilen ise çok daha fazla. Dışarıda sabah 9’dan sonra yürüyüşe çıkmak için koca bir çılgın olmak gerek. Bunun tek nedeni hava sıcaklığı değil; kıyafetlerinizin içine bile kum doldurabilen rüzgar. Rüzgar her zaman hayatı zehir etmese de Eylül ortasına kadar insanı hayattan bezdiren sıcaklar artık başladı.
Dünyanın en sürdürülemeyen şehri: Doha

Bu genel resmin sonrasında yazıyı nasıl devam ettireceğimi çok düşündüm. Bu sabah asansöre bindiğimdeyse cevabı tam karşımda buldum: "Go Green" başlığı altında “Dünyayı” nasıl kurtaracağımızı anlatan  afiş.

Afişteki ilk  madde recycle and reuse” yani “geri dönüştür ve yeniden kullan” diyor. Aslında bunun burada yazması bana epey ironik geliyor. Çünkü, yaklaşık 250 dairenin, yüzme havuzunun, spor salonun, oyun alanlarının olduğu kocaman binada bilin bakalım ne yok? Tahminleri alalım?  Evet bildiniz, bir tane bile çöp ayrışma kutusu yok! Yani eğer siz atıklarınızı ayrıştırmak konusunda "hassassanız" kendiniz atıklarınızı ayrıştırıp, evin içinde biriktirip sonra da eve en yakın atık ayrıştırma alanına kendiniz götürmek durumundasınız. Bu ayrıştırma yerleri de öyle adım başı olan yerler değil, bunun için fosil yakıtla çalışan arabanızla, epey bir mesafe kat etmeniz gerek. 



Bu da bizi ikinci adıma götürüyor; emisyonu azaltmak! Bu başlık altında yapılan öneri ise, yürümek, bisiklete binmek ve mümkün olduğunca araç paylaşımı yapmak. Valla uzaktan bakınca çok tatlı öneriler, yemin ederim. Ama tahmin edin bu önerilerle ilgili en büyük sorun ne? Birincisi, yürümeye bayılan benim gibi biri için bile Mayıs-Eylül ayları arasında hava dışarıda yürümek için fazla sıcak (ortalama olarak 40℃ ). İkincisi, hava sıcak olmasa da rüzgarın olduğu günler kum fırtınaları yüzünden -özellikle alerji, astım ve bronşiti olanlar için-  dışarıda yürümek ciddi bir sorun. Üçüncüsü, bisiklet yollu sadece parklarda var ve trafikte bisiklete bisiklet kullanmayı seçmek sadece cesurların(!) yapabileceği bir tercih. Peki bu öneriler yerine, gerçekte olan nedir, diye sorarsanız, yüksek beygir gücüne sahip muhtelif SUV ve 4*4’lerin yolları kapladığı bir ulaşım mantığı. Alışveriş yapmak -ki burada bahsettiğim market alışverişi- için bile 10 dakikalık araba yolculuğu yapmanızın gerektiği mesafelerde marketler. Çok zayıf bir toplu taşıma ağı, yapımı halen devam metro ve kısıtlı otobüsler. Haaa bir de unutmadan, bu tablo nedeniyle, pek çok ailenin iki arabası var. Elektrikli ya da hibrit araç kullanmak alım gücü olarak çok büyük sorun yaratmasa da trafikteki kocaman araçların ortasında büyük bir güvensizlik yaratıyor. Ayrıca bakım ve yedek parça açısından sorun yaratması da ufak bir detay olarak kalıyor. Kısacası sistem sizi fosil yakıtla çalışan, kocaman araçlar kullanmanız için "teşvik" ediyor. Bu arada şu bilgiyi de vermeden geçmek istemiyorum; 2.9 milyona yaklaşan nüfus olmakla birlikte Katar'daki kayıtlı araç sayısı 1.7 milyon ve artmaya devam ediyor. 

Sonraki madde ise, su kullanımı; damlayan muslukları kapatmayı, küvette keyif yapmak yerine duş almayı ve son olarak da bulaşık ve çamaşır makinesini dolmadan çalıştırmamayı öneriyor bize asansördeki afiş. Ve yine bireysel kullanıcının insafına kalmış sistem söz konusu oluyor. Çünkü bazı evlerde -bu şaka değil- bulaşık makinası yok. Hatta mutfaklarda bulaşık makinası koymak için yer bile yok. Çok tatlı değil mi? :) Bunların dışında dış mekan yeşil alanlarının sulama zorunlulukları da var.  Çünkü yılda sadece bir iki kez - o da denk gelirse- yağmur yağdığı düşünüldüğünde yeşil alan yaratmak için yapay sulama yöntemleri kullanılıyor. 

Thameur Belghith - Own work

Neyse biz bir sonraki madde ile devam edelim; gereksizse söndürün, klimaları 24℃’ye ayarlayın ve son olarak da elektronik gereçleri kullanmadığınız zamanlarda çalışır durumda bırakmayın. Şahsen itiraz edebileceğim tek bir nokta yok. Amaaaa (ben bu ama’ları çok seviyorum) ev içi klimaları belli bir dereceye sabitlemek çok mantıklı olsa da yeterli olup olmadığı açısından ciddi soru işaretlerim var. Çünkü, rezidans tarzı binalar dışındaki pek çok binada yalıtım çok kısıtlı. Eğer büyük bir binada yaşıyorsanız binanın kendi sistemi genelde 17-19 derece arasına sabit oluyor. Yok eğer merkezi sistem olmayan olmayan bir yerde yaşıyorsanız tek bir klimayı 24℃’de sabitlemek size hiçbir şekilde serinlik sağlamıyor cehennem sıcaklarında ve bu nedenle pek çok evde oda sayısına eş ya da daha fazla sayıda klima var. Kişisel konutları geçtik diyelim ortak alanlar olarak kullanılan yerlerde (okul, hastane, AVM vs.) zaten hırka ile dolaşmak durumunda kalıyorsunuz çünkü klimalar çoğunlukla 16 dereceye ayarlı. Bu arada, soğutmalı otobüs duraklarını zaten geçiyorum. Soğutma dışında da elektrik kullanımının tasarruflu yapıldığını söylemek  çok güç, çünkü şatafatlı aydınlatmalar maalesef her yerde.

Place Vendome Mall

Son maddeye geldiğimizde, yiyecek israfının önlenmesi tavsiyesi ile karşılaşıyoruz. Bu belki de bireysel olarak yapmanın en çok mümkün olduğu madde gibi görünüyor. Bununla beraber restoranlardaki büyük porsiyonlar, evde yemek yapman insan sayısının az olması ve eve siparişin yoğunluğu, bu siparişlerle ortaya çıkan paketleme atıkları ve taşıma sırasında kullanılan enerjiyi düşününce yine insanda ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Bunun önemli sebeplerinden biri meyve sebze fiyatlarının yüksek oluşu ve dışardan yemek söylemenin -bazı durumlarda, özellikle yalnız yaşayanlar için- daha ekonomik olması. Tüm bunların yanında yerel üretimin kısıtlı olduğunu belirtmeme gerek var mı, bilemiyorum. Pek çok tarımsal ürün başka ülkelerden geliyor ki, artık şu noktada bunların taşınmasının yarattığı etkiyi hesaba bile katmıyorum.

Şimdi bu maddelerin hepsini alt alta yazıp toplayınca Doha maalesef sürdürülebilirlik konusunda sınıfta kalıyor. Bu arada yüz ölçümü ile orantısız miktardaki AVM’yi, Dünya Kupası için yapılan ve yapılmaya da devam eden stadyumları, büyük pahalı otelleri saymadım daha. Onlara girdiğimiz anda işler iyice içinden çıkılmaz bir hale geliyor. 

Ezcümle, "Go Green" hareketi burada bir sistem ya da içselleştirilmiş bir kültür olarak yer almıyor. Sadece günümüzün “kabul gören akımı” şeklinde ele alınıyor.  Yani bireysel olarak ne yapabilirseniz, elinizden ne gelirse içinizi o kadar rahat ettirebiliyorsunuz. 



Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

BÜLTEN SAYISI

İki Şehrin Hikayesi: Kopenhag ve Doha

"Elinizden geleni yapın. Hayatı bazen boşa harcıyor olsak dahi, uğraşmaya değer" (Charles Dickens, İki Şehrin Hikayesi).

26 May 2022

İki Şehrin Hikayesi: Kopenhag ve Doha

YAZARLAR

Merve Apaydın

https://aposto.com

İLGİLİ OKUMALAR