
Belki taş belki bungalov kaldığın otelin ruhuyla güne selam vereceksin. Ormanın sesi, kokusu öyle keskin ki ciğerlerine çektiğin o nefesi bir uyarı olarak alıp güne erkenden başlayacaksın. Sabah kahvaltını yapmaya köye inebilirsin, sahil kenarına belki. Biz tercihimizi ormanın içindeki bungalov otelimizden yana yaptık. Toprağın kokusu kavurucu bugün, neyse ki motosiklet rüzgarla dansına eşlikçilerini (biz) rahatlatarak devam ediyor.
Toz kaldıran motoru yavaşça bırakırken yolun gidişatına, yanından geçtiğimiz neona çalan sarı uzantı durmamıza sebep. İnmeye henüz yeltenmeden arkamıza bakıyoruz ve büyülüyor bizi. Doğanın bu renkleri kendi eliyle sunması muhteşem diye konuşurken biz, o muhteşemlik bir anda başını kaldırıp bize doğru sürünmeye başlıyor. Telaşla kalkışı yapıyoruz, kurtuluşumuzu kahkahalarla kutluyoruz. Boyutunu hatırlayamadığım bu yılanın dünyasında bir süre de olsa bulunduğum fikrini hiç unutamıyorum. Verdiğimiz rahatsızlıktan şikayet etmesini makul karşılıyor, yoluma devam ediyorum.
Kerpe’ye gidiyoruz. Bu sefer kılavuzumuz dijital bir harita. Motosikletin verdiği keyfi iki katına çıkarmak için sahil yolunu tercih ediyoruz. Bu arada ana yolu tercih edebilirsin, daha rahat olacaktır emin ol. Dağların yamacından süzülüp toprak yola girdiğimizde yeşilin en koyusu karşılıyor bizi, yol kiremit rengine dönüyor ve doğanın yakaladığı bu renk paletine hayran kalıyor insan. Senin de tercihin buysa işte başlıyoruz en can alıcı kısma.

Yol gidiyor ve hava nedensiz bozuk atmaya başlıyor. Sabahın kurusunu özlercesine soğuk rüzgarın ve uzayan yolun kuşkusu kaplıyor içimizi.
Şimdi yol iyice daraldı, toprak ıslak ve balçığa saplanmış motorumuzdan inmek farz oldu. El yordamıyla bu çamurdan çıkarmaya çalışırken motoru, fark ediyoruz ki telefonlarımız çekmiyor bu noktada. Haritamız çalışmıyor bir anlamda. Bu içimize hafif bir korku salsa da devam ediyoruz çabamıza. Arada hışırdayan dalların güzelliğine kapılıp unutuyoruz kaygımızı. O sırada bir fotoğraf karesini canlandırırcasına en parlak turuncusuyla çıkıyor karşımıza ormanın bekçisi. Benim gördüğüm ilk yaban tilkiydi kendisi. Bilmiş tavrıyla alnımızdan dökülen terleri inceliyor ve yoluna devam ediyor umursamazca. Tilkiler biraz bilmiş canlılar galiba. Aklımdaki Küçük Prens’i doğruluyor bu kırmızı arkadaş.
Gördüğümüzün heyecanı vücudumuzda salgılananın gücüyle çıkardık motorumuzu. Şimdi yola devam... Bitmek bilmeyen orman yolunu kayalıklara bağlayan yere kadar hiç insan sesi duymuyoruz, muhtemelen sen de duymayacaksın. Ormanın korkunç ama şefkatli kollarında hafif tedirgin, açıklığa çıkacaksın. İçin rahatlasa da bu bitmeyen yolda hala yalnızsın. Ormanı bitirdiğinde eşiğine geldiğin uçurumda dur lütfen. Öfkeli dalgaların rüzgarla dansı seni sersemletecek ama anılarına en özellerinden birini eklemiş olacaksın. Anın tadını çıkardıktan sonra bir fotoğrafla dondurup heybene koymayı unutma bu kayalıkları.
Bizim telefonlarımız halen çekmiyor. Gürültü duyuyoruz biraz ileride, bir pikabın içinde 2 kişi yanımızda duruyor.
“Merhaba”
“Merhaba, abicim siz neden girdiniz bu yola?”
“Haritadan sahil yolunu seçtik. Biraz sakin, telefonlarımız da çekmiyor.” Burada her ikimiz de tedirgince gülümsüyoruz.
“İleride çekecek telefonlar, siz telefonumu alın bir şey olursa doğrudan beni arayın!”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Line
Bir bölgeye ait olmak ve ondan ilham almak, onun sahipleriyle aynı havayı soluyarak ortaklıkların ve farklılıkların getirdiklerine “merhaba” demek istersen, Line her hafta bir kenti, bir köyü, bir dünyayı dolaşıyor!
İLGİLİ OKUMALAR



