Ben Bile

"26 yaşındaysanız, herkes tarafından oldukça rahat/özgür/umursamaz görünen bir tipseniz, bir de feministseniz 'evlilik' size asla yakıştırılamayan bir kavram oluyor."
Ben Bile

Ben ne yapıyorum ya?

Yasmin’in 20’li yaşları sorgulamayı özetleyen en güzel cümlesi sanırım bu. 26 yaşında biri olarak her bir yaşımı farklı şekilde sorguladım ama benim de sorum hep “Ben ne yapıyorum ya?” oldu. İyi ki yaptım ve keşke yapmasaydım dediğim en temel konu ise “ilişkiler”im oldu. Hatta sadece kendi özelimde kalmadı birçok arkadaşım için “Bu ne yapıyor böyle ya?!” dedim. 

Pişmanlıklar, mutluluklar, hayal kırıklıkları, gözyaşları ve kahkaha. Dönüp bakınca gerçek bir “keşke” bulamıyorum kimsenin hayatında. Üstünden yeteri kadar zaman geçince herkes için iyi bir tecrübeye dönüşüyor ilişkiler. "Yeteri kadar"ın süresi konusunda herkesin tarifi farklı. Kimisi için 1000 içki -ne kadar sürede içtiğinin önemi yok- kimisi için 6 ay/1 yıl gibi net süreler. Kimisi için ise “Yeni biriyle tanışmak.” Benim için de böyle oldu. Lise dönemimden kalan toksik bir ilişkimi 20 yaşımda yeni tanıştığım biriyle aştım. 6 yıl oldu, yeni tanıştığım kişiyle ilişkimiz hâlâ sürüyor. Bazen hâlâ yeni tanışmışız gibi bir tazelikle bazense az sonra ne diyeceğini bilen bir iyi tanımışlıkla.

Annemle babam 27 yaşında evlenmiş. Küçüklüğümden beri bu yaş benim için psikolojik bir sınır. 60’larda doğmuş bir çift 27’sinde evleniyorsa bizim dönemimizin minimum 30’lu yaşlarda evlenmesi gerekir diye düşündüm hep. Sonra zaman geçti ve evlilik kavramından git gide daha da uzaklaştım. Bir de feminizmle tanışınca evliliğin her ritüeli benim için korkunç bir toplumsal baskı anlamına geldi. “Beraber olduğumuzu söylemenin belediye izinli yolu” olarak baktığım bu kavram, zamanla “birlikteliğini dostlarıyla kutlayan iki insanın seremonisi” hâline geldi. 

Birinden etkilenmem için her zaman en önemli unsur zeka ve sohbet oldu. “Ben sapyoseksüelim yeeeaa” klişesini ortaya koymayacağım ama kimsenin suratına bakmayacağı insanlar bana bir şeyler katabiliyorsa her zaman çekici geldi. Bu yüzden hiçbir zaman “öylesine takılabilen” bir insan olamadım çünkü takılabilmem için bile etkilenmeyi bekledim, etkilendikten sonra ise konu takılmayı çoktan geçmişti. Yaşadığım tüm ilişkiler kısa süreli ilişki periyodunu aştı. Özetle, ben arkadaşlarımın tabiriyle tuttuğunu kurutan bir insan oldum.

26 yaşındaysanız, herkes tarafından oldukça rahat/özgür/umursamaz görünen bir tipseniz, bir de feministseniz “evlilik” size asla yakıştırılamayan bir kavram oluyor. Yalan yok, ben de yakıştırmazdım. Hâlâ da yakıştırıyor muyum şüpheli. Burada sanırım evlilik kavramına odaklanmak gerekiyor. Başta ben de olmak üzere herkesin bu kadar evliliğe karşı olmasının belli başlı sebepleri var: Evlilik çatısı altında sosyal hayatta farklı birine dönüşmek, toplumsal zorunluluklar sebebiyle bu yola girmek, güzel giden ilişkilerin evlilikle sarpa sarması vb. Bu sebeplerin hepsi de hâlâ çok makul bulduğum ve evlilikten nefret eden herkesi onayladığım maddeler. “Hayat sen planlar yaparken başına gelenlerdir” mottosuyla, bu kadar laf kalabalığının üzerine söyleyeceğim şey şudur ki: EVLENİYORUM

27’yi psikolojik sınır yapmışken, 27 yaşımda evli olacak olmam beni hâlâ şaşırtıyor. Bütün arkadaşlarım, ailem, iş arkadaşlarım, herkes şokta. “Sen Hazırkart reklamındaki özgür kızdın, nasıl 27’nde evleniyorsun” diyen de var, “Feministliğine zeval getiriyorsun heheh” diyen de. Peki ben nasıl mı hissediyorum: Muazzam.

Kolaylıkla en yakın arkadaşım olduğunu söyleyebileceğim bir insanla 6 yılımı mutlulukla geçirdim. Beraber güldük, ağladık, büyüdük, değiştik. Son 1 yılımızı aynı çatı altında geçirdik. “Sanırım bir yerde ayrılsak iyi olacak, ayrılık ilişkinin tutkusunu artırır” gibi çılgın öneriler getirsem de ilişkimiz hiç sekteye uğramadı. 30’larıma 20’lerimden daha yakın olduğum zamanda verdiğim bu kararı hâlâ “Ben ne yapıyorum ya?” diye sorguluyorum. Ama mutluyum. “Bir ömür mutlu olun!” söylemi çok iddialı. Umarım herkes, birlikte olduğu kişiyle birlikte olduğu süre boyunca çok mutlu olur. Gerisi mühim değil. 

Tamamen sürpriz olan evlilik teklifinden önce çok güzel bir otelde ve çok güzel bir restoranda vakit geçirdik. Bütün hesapları ödemek için canla başla savaşsam da yenik düştüm. Üzerine bir de yüzük çıkınca inanılmaz mahcup hissettim. Neticede bu doğum günü gibi bir şey değil, ikimizi de ilgilendiren bir olay. Yine de işin hem mental hem de maddi bütün sorumluluğu erkeğin üstüne yıkılmış durumda.

Yaşadığım bu mahcubiyet yüzünden yüzüğü çıkarıp teklif ettiğinde ağzımdan “Evet” “Aaaa” “İnanamıyorum!” gibi tepkiler yerine, “Ee ben sana bir şey almamıştım” tepkisi çıktı. Akıllarda büyük soru işareti yaratan ve herkes tarafından “Aptal mısın kızım sen” tepkisi aldıran bu cevabıma hiç pişman değilim. Bu benim teklifim olduğu kadar onun da teklifi. Hayat müşterek yaşanır! Benim yıkadığım bulaşıklar kurumadan onun ütüleyeceği kıyafetler dizildi, eve kim önce gelirse o yemek yaptı, en zor, en çekilmez anlarımızda bile yan yana durduk ve umarım acısıyla tatlısıyla durmaya devam ederiz. Instagram’da görüp “Yuh herkes evleniyor yeter artık” dediğim herkesten özür dilerim. Siz de ne yaptığınızı bilmiyorsunuz ama eminim siz de mutlusunuz. 20’li yaşlarında evlenme kararı almış herkesin de evli kaldığı süre boyunca mutlu olmasını diliyorum.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

20'lik20'lik

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

💥 Aşk Meşk Fişek 💥

Bu hafta 20'likte seviyoruz ve sevgimizi çaktırıyoruz.

29 Eyl 2022

Aylin Tiktaş

YAZARLAR

Ceren Kurt

Ceren Kurt, feminist aktivist avukattır. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Hacettepe Üniversitesi Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarında yüksek lisansa devam etmektedir. Uçan Süpürge Vakfı'nın genel koordinatörü ve yönetim kurulu üyesidir.

20'lik

20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.

İLGİLİ OKUMALAR