Beş Şehir: Ankara'nın Yönetmenleri Gökçin Dokumacı ve Alper Kaya

Beş Şehir: Ankara belgeselinin yönetmenleri Gökçin Dokumacı ve Alper Kaya ile filme dair.
Beş Şehir: Ankara'nın Yönetmenleri Gökçin Dokumacı ve Alper Kaya

34. Ankara Film Festivali devam ederken, festivalin bu yılki seçkilerinden Ankara Filmleri kapsamında gösterilecek Beş Şehir: Ankara belgeselinin yönetmenleri Gökçin Dokumacı ve Alper Kaya ile filme dair konuştuk.

Film fikrinin ortaya çıkış ve ekibin bir araya geliş hikayesini öğrenmek isteriz öncelikle.

Gökçin Dokumacı: Alper’in yapımcısı, benim yönetmeni olduğum Kuyudaki Taş sonrasında Alper sıklıkla Ankara üzerinden bir şeyler yapmak istediğini söylüyordu. Öncesinde birkaç başka fikir üzerinde acaba mı desek de tam anlamıyla içimize sinen bir şey olmamıştı. Tanpınar’ın okumadığım az sayıda eserinden biri Beş Şehir ile Taner Akvardar ısrarıyla tanıştım. Okumaya başladım, Ankara bölümü bittiği anda Alper’i aradım dedim böyle böyle, bunu yapalım. O da dur ben de bir okuyayım dedi ve başladık. Alper ile ben üniversiteden hem sınıf ve hem ev arkadaşıyız, o günden bugüne sayısız iş yaptık birlikte. Dolayısıyla teknik anlamda ekip de hazırdı.

Alper Kaya: 5 yaşından beri Ankara’da yaşıyorum. Her bir sokağında, caddesinde, parkında anılarım ve anlatacaklarım var. Ankara, başkent olması dışında insan ve mekan birleşiminde fazlasıyla hikayeleri olan bir şehir. Sadece siyasi, gri bir şehir değil; kendine özgü dinamikleri ve dertleri olan bir şehir. Ben de Ankara için dertleniyordum ve bir şeyler yapmak istiyordum. O sırada Gökçin imdadıma yetişti ve Tanpınar’ın Beş Şehir’ini önerdi. Bugün işte filmiyle karşınızdayız.  

Birinci bölüm başta olmak üzere o günlerin Ankara’sını bugünkü kent görüntüsünde nasıl yakaladınız? Bu sırada sizleri şaşırtan noktalar oldu mu?

AK: Tanpınar, Beş Şehir’in Ankara bölümünü 1928-1946 tarihleri arasında Ankara’da yaşarken farklı zaman dilimlerinde yazar. Biz de belgeselimizi bundan dolayı 5 farklı üslupta tasarladık. O günlerin Ankara’sından bugünlerin Ankara’sına bir köprü kurmaya ve Tanpınar’ın yazdığı zaman dilimiyle günümüz şehir görselini birleştirmeye çalıştık. Ankara’da uzun zamandır yaşamama rağmen keşfetmediğim birçok şey olduğunu öğrendim. Şehrin spesifik eserler olmadan cumhuriyeti hissettirdiğine şahit oldum.

GD: O günlerin Ankara’sını yakalamak maalesef oldukça güç. Tanpınar’ın kaleyi, Ankara’nın hemen hemen her yerinden aynı hissiyatla görebileceğimizi söylediği kısım aslında işin özeti. Hayır, tüm ihtişamıyla Ankara Kalesi'ni nereden bakarsak bakalım artık göremiyoruz. Beni en çok şaşırtan, dört tarafı binalarla çevrildiği için hapsolmuş Bizans bazilikası kalıntıları oldu. Bir şehir bunu kendine nasıl ve neden yapar?


Tanpınar’ın derinlikli ve kendine has dilini anlamak kalburüstü okur için bile zaman zaman zor hale gelebiliyor. Hüseyin Avni Danyal’ın sesi, bu "Tanpınar okumak tabusu"nu yıkmak bakımından mükemmel vurgu ve tonlamalarıyla özel bir seçim olmuş. Tanpınar, Evliya Çelebi, Akşemseddin ve Hacı Bayram Veli karakterlerini çalışırken oyuncularla birlikte karakter yaratmada özellikle dikkat ettiğiniz noktalar neler oldu?

AK: Belgesel ile aldığımız en riskli karar Tanpınar’ın kendine has diline ve kitabın orijinaline sadık kalmaktı. Dili yalınlaştırmak metnin şiirselliğine zarar verecekti. Kısaltmak ise Tanpınar’ın gözlem ve görüşlerini manipüle etme ihtimalini ortaya çıkarıyordu. Bundan dolayı metne sadık kaldık.

GD: Hüseyin Avni Danyal, sınırlı süreye rağmen dersine hakikaten çalışıp gelmişti. Telaffuz notları, tonlama soruları, basım ve bizden kaynaklı harf hatalarını not etmişti. Stüdyo öncesi o ana kadar çekilenleri izledik. Metin okunduğunda kafada canlanan kadar klasik bir yapı kurmadığımızı izah ettik, sonrasında stüdyoya geçtiğimizde aktı gitti.

Hacı Bayram Veli ve Akşemseddin konusunda izahat daha çok Alper’de idi. Alper uzun süre bir Hacı Bayram Veli filmi üzerine hazırlık yaptığı için o dünyaya çok daha hakimdi. En temelinde bu iki karaktere sadece tasavvufi bir yerden bakmadığımızı, bu karakterlerin Ankara günlük yaşantısına, çiftçiye, esnafa kazandırdıkları üzerinden bir şeyler de anlatmamız gerektiğini aktardık.

AK: Sanırım bu konuda en büyük golü Reha abiye attık. Çünkü metnin dışına en çok çıktığımız ve başka bir şey denemeye çalıştığımız bölümdü. Bir şeyler denedik, bence keyifli de oldu.


Evliya Çelebi gibi birini Tanpınar’ın da deyişiyle eleştirmek için değil, inanmak için okumak okura yeni kapılar açar. Filmde Çelebi’yi absürt gibi görünen ancak bugün yaşasaydı kentte belki de deneyimleyeceği mekanlara sokmak fikri filmi enteresan bir mizah noktasına ulaştırmış. Bu mizah sizler için neyi ifade ediyor?

GD: Bunu bence Evliya Çelebi ile sınırlandırmamak lazım, eleştirmek için vakit ayırdığınız herhangi bir şeyden verim ya da keyif almanız bence pek mümkün değil. Hata bulmak için film izlemek, önyargıyla bir kitaba başlamak ayrıntılarda boğulup bütünün büyüsüne girememek demektir. Zıtlıkların olduğu yerde absürtün, absürtün olduğu yerde de komedinin neşet etmesi kaçınılmaz. Çelebi’yi bugünün Ankara’sında gezdirme fikri de böyle bir durum. Filmin de bu ağır metnin altında ezilmemesi için böyle bir bölüme ihtiyacı olduğunu düşündük ve yapmaya çalıştık.

AK: Çelebi ile günümüz Ankara sokaklarında gezmek hem çekim esnasında Ankaralılar için hem de bizim için farklı bir deneyim oldu.

Tanpınar’ın 1928 yılına ait izlenimlerini ve kenti tarihle anlamlandırışını bugüne taşıyarak günümüz izleyicisi ve okuruna nasıl bir mesaj vermeyi amaçladınız?

AK: Tanpınar şehri iliklerine kadar hissetmişti. Hissettiği her bir duyguyu da bu şehir için kaleme aldı. Bu belgesele giriştiğimizde Çelebi’den Tanpınar’a, oradan günümüze 400 yıllık tarihi bir köprü kurmak istedik. Belgesel için Ankara’nın farklı noktalarını dolaştıkça fark ettik ki Ankara her bir sokağında, her bir merdiveninde, her bir binasında tılsımlı bir şekilde cumhuriyeti hissettiriyor. Ve bu tılsım bizi nerelere götürmez...

GD: Muhafazakarlık ve gericiliğin aynı şey olmadığını anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Soruya alakasız bir girizgah yapsam da bence temel bir problem. Muhafazakarlığı gericilikten ya da siyasal İslamcılıktan ayırabildiğimiz noktada ideal vatandaşın sahip olması gereken duygulardan birinin de muhafazakarlık olması gerektiğini tartışabiliriz. Din, yabancı karşıtlığı ya da cinsiyet eşitliğinin dışında bir yerden bakarak söylüyorum bunu. Kent tarihi, mimari, şehir planlaması, eğitim, sanat gibi konularda biraz daha muhafazakar olmamız gerekiyor. Her yirmi yılda bir yeniye yeni bir açlık ithal ediyoruz. Şehirler yeniden yaratılıyor, kimliksizleştiriliyor. Eğitim, sanat yine aynı durumda. Bir milat belirlenmeli ve o milat üzerinde geliştirilmeli birçok şey. Cumhuriyet Dönemi şehir planları ve mimari eserleri üzerinden bir yol izlenseydi bugün led ışıklı apartmanlarla, metrekare kazanmak için yapılmış Fransız balkonlarla ya da saçma sapan alüminyum ferforjelerle doldurmazdık canım şehri.

*Beş Şehir: Ankara belgeseli bugün saat 14.00'te Büyülü Fener Salon 2'de gösterilecek.


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Aposto AnkaraAposto Ankara

BÜLTEN SAYISI

Kenny Garrett şehirde, bir prömiyer yolda

Bu hafta, devam eden Ankara Film Festivali için Büyülü Fener'deyiz, bir yandan şehre gelen iyi oyunlara yetişmeye çalışıyoruz.

06 Kas 2023

Kenny Garrett şehirde, bir prömiyer yolda

YAZARLAR

Ayşen Alpasar

https://aposto.com

Aposto Ankara

Her pazartesi saat 18.00'de Ankara'dan özenle seçilmiş etkinlikler, haberler ve hikayeler.

İLGİLİ OKUMALAR