Karaköy'de Rus Mirası: Çatı Kiliseleri

1917 Ekim Devrimi sonrasında İstanbul’a sığınan Beyaz Rusların ve Karaköy'deki çatı kiliselerinin hikayesi.
Karaköy'de Rus Mirası: Çatı Kiliseleri

Beyaz Ruslar Kimdir?

'Beyaz Rus' ifadesinin genellikle Beyaz Ordu'ya mensup Rus kökenli askerler, asiller ve hanedandan oluştuğu düşünülse de; Kafkasyalılar ve Tatarlarla birlikte farklı sınıf, din, etnik köken ve politik görüşten insanlar da bu grubun içinde yer alır.


1917 Ekim Devriminde Neler Oldu?

Birinci Dünya Savaşı pek çok insanın vatanından koparıldığı ve büyük imparatorlukların bölünmeye başladığı bir dönemdir. Savaş bitmeden başlayan 1917 Ekim Devrimi'yle birlikte Rusya'da Çarlık Sistemi devrilir ve Bolşeviklerin başa geçtiği yeni bir yönetim şekline geçilir. Bu dönem ve sonrasında yaşanan olaylar, 1922-1991 yılları arasında hüküm sürecek olan SSCB’nin temellerini atar. Savaştan kaçan Beyaz Ruslar çeşitli ülkelere sığınır ve önemli bir kısmının yolu İstanbul’a düşer.


Beyaz Rusların İstanbul'a Gelişi

6 Haziran 1920'de Bolşevikler'in Beyaz Ordu'ya yaşattığı mağlubiyet sonrasında Kırım'ın düşeceği belli olur. Böylelikle Kırım'a yönelik olası bir katliam öncesinde ordu ve siviller Fransa desteğiyle tahliye edilir. Kırım'dan ayrılarak İstanbul'a doğru yola çıkan gemiler, çoğunluğu Çarlık Rusya Ordusu mensubu olan mültecileri taşır.

İstanbul Hükümetinin üzerindeki Fransız baskısı nedeniyle Ruslar tutuklanmaz ve mülteci statüsünde kabul edilir. Ancak normalde birkaç parça eşya ve ziynet eşyasıyla göç eden mültecilere göre Rus askerleriyle dolu gemilerin İstanbul'a gelmesinin tehlike teşkil ettiği düşünülür. Böylelikle askerlerin teçhizatları toplanarak ilk olarak Osmanlı donanmasının depolarında muhafaza edilmesine; sonrasında ise Anadolu'daki sivil halka ve askere gönderilmesine karar verilir.

Beyaz Rus Mültecilerin İstanbul'a Gelişi
Fotoğraf: Library Of Congress Arşivi

Savaştan kaçan yüz binlerce mültecinin esasında İstanbul'a götürüldüğünden haberi yoktur. Devrimi desteklemeyen ve Rus Çarı'na yakın olan kişiler Avrupa'ya gitmeyi hedefleseler de; diğer Slav ülkelere geçişin kolaylığından ötürü İstanbul'a demir atmak tercih edilir. Böylelikle 1920'lerde Türkiye'deki Beyaz Rus nüfusunun yüz binleri aştığı tahmin edilir.


Kentin Değişen Çehresi

Devrimden bir süre sonra hafızalardan direniş fikri silinmeye başlar ve İstanbul'da kalan meslek sahibi mülteci Ruslar çeşitli işler kurarak hayata tutunmayı başarırlar. Özellikle Beyoğlu ve Galata bölgelerine yerleşen Ruslar, kentteki kültür, edebiyat, sanat, eğlence, moda ve yemek gibi sektörlerin gelişmesine katkıda bulunur. Ahmet Hamdi Tanpınar, Beyoğlu'nun değişmeye başlayan çehresini şu şekilde ifade eder:

"Beyoğlu’nda bir yığın lokanta, bar, dansing açılmıştı, ağırbaşlı İstanbul efendilerinin bir vakitler gazetelerini okuyarak, alçak sesle dünya gidişi hakkında bedbinliklerini birbirlerine naklettikleri, sabah kahvesi ve akşam çayı içtikleri İstanbul kahveleri manzaralarını değiştirmişlerdi. Beyaz Kafkas ceketli, ayağı siyah çizmeli, bol pudra içindeki kumral ve beyaz yüzleri düz çizgili, ince, eski hanımlarımızın kullandığı yemenileri andıran eşarplara sarılmış narin Rus kadınları ve kızları, çoğu prenses, kontes, yahut, yüksek burjuva ailesine mensup olduklarını iddia ediyorlardı!"

Ruslar Beyoğlu'nun modernleşmesine katkı sunan mağazalar, pastaneler, fırınlar, kasaplar, çamaşırhaneler, avukat büroları, dişçi ve doktor muayenehaneleri gibi yüzlerce işletme açarlar. Bununla birlikte seçkin restoranlar, kabareler, kafeteryalar da kentte görülmeye başlar. Ruslar tüm bu yönleriyle Beyoğlu'nun sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında derin izler bırakır.


Beyaz Ruslara Kalan Kiliseler

Yüzyıllar boyunca liman özelliğini koruyan Karaköy, tarihsel süreçte pek çok inançtan insanın bir arada yaşadığı bir bölge olur. Bölgenin kentsel kimliğini oluşturan dar sokaklarda pek çok kiliseye rastlamak mümkündür. 1880'li yıllarda Odessa Limanı'ndan Yunanistan'daki Aynaroz Dağı'na veya Kudüs'e giden Rus Ortodoks hacıların konaklaması için Karaköy civarında dört adet Han inşa edilir. Bu hanların en önemli özelliği çatı katlarında bulunan kubbeli Rus Ortodoks Kiliseleridir.

Ekim Devrimi ile Çarlık Rusyası yıkılıp askerler ve siviller buraya göç edince; dini ihtiyaçlarının karşılanması için ilk olarak buradaki Çatı Kiliseleri kullanılır. Çatı Kiliselerinin en yoğun kullanıldığı bu dönem 1920-24 yılları arasındadır. Kilise çalışanlarından biri o dönemi şöyle anlatıyor:

"İlk göçmenler gelmeye başlamış. Biliyorsunuz Beyaz Ruslar, bizim Rusya’da vardı. O zaman ilk kez geldi göçmenler, burada yaşadılar. Çok kişi gelmiş, lojmanda yer yokmuş. Nöbetleşe yatanlar varmış. Ama gitmemişler. Çünkü bu kilise geldikleri yerde de var... En tanıdıkları yer kilise."

İlerleyen süreçte göçmenlerin bir kısmı Avrupa veya Amerika’ya giderken; bir kısmı Beyoğlu'nda kalmayı tercih eder.

Kiliselerin Konumları
Fotoğraf: Halil Kendir

Fener Patrikhanesi kontrolündeki Yunanistan Aynaroz Manastırı’na bağlı olan kiliselerin isimleri sırasıyla Aya Panteleymon, Aya Andrea, Aya Ilia ve Aya Zoni'dir. Karaköy’ün sıkışık sokak dokusunda görmesi zor olsa da bazı noktalardan başınızı kaldırdığınızda kiliselerin Rus Mimarisine atıfta bulunan kubbelerini görebilirsiniz. Aya Panteleymon aktif olarak açık; Aya Andrea sadece özel günlerde açık; Aya Ilia ve Aya Zoni ise genellikle kapalıdır.

Çatı katında kilise, alt katında papazın evi ve diğer katlarda hacıların konaklama birimleri bulunan bu yapılara mimari literatürde "Podvoriyes" denir. Canlı renklerde boyanmış duvarların üzerinde Ortodoks üslubunda çizilmiş geleneksel aziz freskleri bulunmaktadır.

Günümüzde Karaköy'deki Rus Çatı Kiliselerinin cemaati geçmişe oranla oldukça az; yaklaşık 50 kişi civarındadır. Buna rağmen halen geçmişten kalan kültürlerini korumaya çalışıyorlar.


Aya Panteleymon Kilisesi

Aya Panteleymon Kilisesi'nin diğer çatı kiliselerinden farkı; halen çoğunlukla göçmenlerin kullandığı aktif bir kilise olmasıdır. Aynı zamanda mevcut cemaat için bir toplanma mekânı ve sosyo-kültürel etkinliklerin yapıldığı bir merkez olma özelliği de taşımaktadır.

Kubbenin Altındaki İbadet Mekanı
Fotoğraf: Altuğ Gönülal

Merkezi Kubbe Üzerinde Hz. İsa Freski
Fotoğraf: Altuğ Gönülal

Duvarlardaki Freskler
Fotoğraf: Altuğ Gönülal


Aya Andrea Kilisesi

Beyoğlu, Mumhane Caddesi’nde, 65 numaralı Handa bulunan Kilise, 1888 yılında inşa edilir. Neoklasik üslupta inşa edilen tuğla ve taş malzemeden cephesiyle ilk bakışta Karaköy'de görmeye alışkın olduğumuz diğer hanlara benzer. Çatı katına dikkatli bakıldığında ise Rus Ortodoks mimarisini çağrıştıran kemer pencereli silindirik bir orta mekan ve üzerindeki soğan kubbe görülebilir.


Aya Andrea Kilisesi
Fotoğraf: Altuğ Gönülal 

Hanın en üst katında, Aya Andrea Kilisesi'nin giriş kapısının karşısındaki duvarda, kilisenin bağlı olduğu Aynaroz Yarımadası'nda yer alan Kutsal Manastır'ın freski görülür. Merdivenin hemen üstünde ise Rusya'da dökülüp İstanbul'a getirilen büyük kilise çanları yer alır.

Aynaroz Manastırı Resmi ve Kilise Çanları
Fotoğraf: Altuğ Gönülal

İç Mekandaki Freskler ve Mavi Duvarlar
Fotoğraf: Simon Wheeler


Aya Ilia ve Aya Zoni Kiliseleri

19.yüzyılda inşa edilen Aya Ilia Kilisesi ve Aya Zoni Kilisesi yine aynı cadde üzerinde yer almaktadır. Günümüzde bu yapılar ibadete kapalı durumdadır ve içeriye girilememektedir.



Aya Andrea ve Arkasında Aya Zoni Kilisesi
Fotoğraf: Mimarlık Dergisi Arşivi

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

Strolling IstanbulStrolling Istanbul

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Karaköy'de Rus Mirası: Çatı Kiliseleri

Karaköy’de çatı katlarında kubbeli Rus kiliseleri olduğunu biliyor muydunuz?

30 Ara 2022

Karaköy'de Rus Mirası: Çatı Kiliseleri

YAZARLAR

Strolling Istanbul

İstanbul’un kültürel mirasına dair araştırma ve keşif notları. Her ayın birinci ve üçüncü cuması.

İLGİLİ OKUMALAR