Beyin göçü: Türkiye geleceğini kaybediyor

Beyin göçünün nedenleri, maliyeti ve tersine göç için bazı öneriler
Beyin göçü: Türkiye geleceğini kaybediyor

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye’den giden veya gitmeyi düşünen eğitimli insanların sayısında maalesef gözle görülür bir artış var. Beyin göçünün somut sonuçları yeni yeni hissedilmeye başlasa da Türkiye'nin eğitimli ve nitelikli nüfusunun ülke dışına gitmesi veya gitmeyi hedeflemesi yakın gelecekte negatif sosyolojik ve ekonomik sonuçlar doğuracak.

Kaç kişi gitti?

Son TÜİK verilerine göre 2019'da 330 bin 289 kişi Türkiye’den yurt dışına göç etti. Gidenlerin %15,2’si 25-29, %13’ü 30-34 ve %12,6’sı 20-24 yaş grubu arasındaki gençlerdi. 2018’de 323 bin 918 kişi, 2017’de 253 bin 640 ülkeden gitmişti.

Neden gidiyorlar? 

Yıllar önce ülkenin en başarılı liselerinden birinin son sınıf öğrencisi canlı yayında en büyük hayalinin Almanya vatandaşı olmak olduğunu açıkladığında spiker gülmüş ve toplumun bazı kesimleri gence tepki göstermişti. Bu münferit olay, Türkiye'de beyin göçü olgusunu anlamak için çok güzel bir örnek oluşturuyor.

Her bireyin motivasyonu  farklılık gösterse de beyin göçünün temel nedenleri daha yüksek refah seviyesine ulaşma, daha nitelikli işlerde çalışma, girişim ve eğitim olanakları, ülkenin geleceğine dair umutsuzluk, hayat pahalılığı, liyakatin önemini kaybettiği düşüncesi, ifade özgürlüğü talebi ve yaşam tarzına müdahaleden duyulan rahatsızlık olarak sıralanabilir. Tüm bu nedenlerin arasında, “gelecek kaygısı” beyin göçünün temel motivasyonu olarak ön plana çıkıyor. Türkiye'nin en fazla göç verdiği ülkelerin sırayla Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya ve ABD gibi hem refah seviyesinin yüksek olduğu hem de ifade özgürlüğüne önem verilen ülkelerin olması bu tezi doğruluyor. Yurt dışına giden nüfus büyük oranda bilişim teknolojisi çalışanları, doktorlar, akademisyenler ve mühendislerden oluşan nitelikli işgücünden oluşuyor. 

Beyin göçü zorunlu göç olarak tanımlanmasa da her zaman gönüllü de olmuyor. Doğrudan siyasi sebeple gitmeyenlerin de aslında dolaylı olarak siyasi iklimin etkisi altında kaldığı söylenebilir. Buna kanıt olarak, Türkiye ile benzer otoriter siyasi rejimlere sahip olan Macaristan veya Brezilya gibi ülkelerde de beyin göçü sayılarının artması gösterilebilir.

Öğrenci göçü: yurt dışında eğitim

Şu an on binlerce genç yurt dışında lisans ve yüksek lisans eğitimi alıyor ve büyük çoğunluğu geri dönmek istemediğini belirtiyor. British Council’in araştırması, her 100 gençten 95’inin lisans ve lisansüstü eğitimlerini yurt dışındaki üniversitelerde almak istediğini gösteriyor. Sosyal Demokrasi Vakfı’nın araştırmasına göre Türkiye’deki gençlerin %62,5’i, imkânları olsa yurt dışında yaşamak istediklerini belirtiyor.

UNESCO verilerine göre her yıl 50 bin öğrenci yurt dışına eğitim almaya gidiyor. 2019’da İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının %52,6’sı, Alman Lisesi mezunlarının %94‘ü yurt dışında üniversite eğitimi almaya gitti. Lise eğitimi için çocuğunu yurt dışına göndermek isteyen ailelerin sayısında ciddi bir artış var. Birçok yurt dışı eğitim danışmanlığı şirketi de liseli öğrenciler için ayrı bir birim kurmuş bile.

Beyin göçünün maliyeti

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı'nın (TEPAV) 2015’te yaptığı araştırmaya göre yurt dışına göç eden bir kişi, göç veren ülkeden dışarıya giden 90 bin dolarlık doğrudan dış yatırıma karşılık geliyor. Yüksek eğitimli göçmenler için bu tutar 250 bin dolara çıkıyor. Bu değerler üzerinden hesaplandığında, Türkiye’nin OECD üyesi 20 ülkede yaşayan insanlarının “doğrudan dış yatırım karşılığı” 230 milyar doları buluyor

TÜSİAD’a göre Türkiye’den giden öğrenciler ABD ekonomisine yılda 824 milyon dolar katkı sağlıyor. Yani, vatandaşları yurt dışından en çok emlak alan dördüncü ülke olan Türkiye, beşeri sermayesini ve maddi kaynaklarını kaybediyor.

Türkiye'de son aylarda sıklıkla tartışılan konut satışı karşılığında yabancılara vatandaşlık verilmesi konusunu beyin göçü kapsamında ele almak mümkün. Daha önce 250 bin dolar olan vatandaşlık bedeli yükselen tepkiler üzerine 400 bin dolara çıkarılmıştı. Türkiye'den göç eden iyi eğitimli kişilerin , gittikleri ülkelerde 250 bin dolar tutarında yabancı yatırıma denk olduğu göz önüne alındığında nitelikli insan gücünün yabancılara konut karşılığında satılan vatandaşlık bedelin eş olduğunu görüyoruz. Yurt dışına giden her bir vatandaşın yüksek teknolojili katma değer üreten sektörlere yapacağı katkılar göz önünde bulundurulduğunda bu açığın inşaat sektörüyle kapatıldığını da görüyoruz. Beyin göçü konusunda sadece ekonomik perspektiften bakıldığında bile kısa vadeli döviz kaynağı yaratmak için kullanılan vatandaşlık satışı yerine beyin göçünü önleyecek önlemler alınmasının ülkemize çok daha faydalı olacağı sonucunu çıkarıyoruz.

Siyaset göçe nasıl bakıyor? 

Beyin göçü çok uzun yıllardır bilinen bir sorun olsa da politika yapıcılar konuya daha çok 2001 ekonomik kriziyle birlikte eğilmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Eylül 2017’deki konuşmasında "En zeki öğrencilerimizi batılı eğitim kurumlarına kaptırıyoruz. Gençlerimiz kendi ülkelerinde, kendi üniversitelerinde parlak bir gelecek göremedikleri için giderek artan bir oranda batıya yöneliyorlar. Günümüzün en önemli güç kaynağı enformasyon ve bilgi teknolojileri konusunda üreten değil tüketen konumundayız. Bu durum bizi milli güvenliğimiz başta olmak üzere birçok açıdan kırılgan hale getiriyor" diyerek problemin varlığını kabul etmişti.

Erdoğan’ın bu çıkışının ardından beyin göçünü tersine çevirmek için bir proje hazırlandı, dönecekler için farklı teşvikler sağlandı. Ancak ne derece sonuç alındığına ilişkin bir veri yok. Öte yandan, Erdoğan’ın ülkeden giden doktorlara yönelik Mart 2022’de sarf ettiği “giderlerse gitsinler” sözleri, hükümetin artık beyin göçünü tersine çevirmeye yönelik bir hedefi olmadığını düşündürüyor.

Yazar Alev Alatlı’nın "Beyin göçü yanlış konumlanmış bir hayaldir. Amerika ve Avrupa'da başarılı olabilmek için dünyanın makus talihiyle uzlaşmış olmanız, yeni dünya düzeninin mazlum halklara reva gördüğü zulümle mutabık olmanız gerekir. Yüreğiniz Aylan bebekleri, Somali açlarını, gelir dağılımı bozukluklarını kaldırıyorsa, buyurun. Şiddete, işkenceye, gasba bigane kalabiliyorsanız, buyurun, kim tutar ki sizi” ifadelerinin hükümetin beyin göçü konusundaki resmi görüşünü yansıttığı yorumu dahi yapılabilir.

CHP de 2018’de konuyu "AK Parti'nin Yol Açtığı Büyük Beyin Göçü" başlıklı bir raporla gündeme taşıdı. Raporda “Beyin göçünün temel nedeni, AK Parti rejiminin otoriterliği ve baskıcılığıdır. Yurt dışına giden yurttaşlarımızın sayısı bir yılda %63 artmıştır. Yurt dışına göç edenler arasında eğitimliler ve kentliler geniş yer tutmaktadır. Türkiye dünyada en çok milyoner kaybeden 3. ülke olmuştur. 2017’de 5 binden fazla milyoner, son 3 yılda ise 13 bin girişimci ve iş insanı Türkiye'yi terk etmiştir. Yalnızca 20 OECD ülkesine göç etmiş yurttaşlarımız üzerinden ülkemizin kaybı 220 milyar dolar üzerindedir. Bu kaynakla yüzyılın projesi diye sunulmaya çalışılan İstanbul Havalimanı'ndan yedi tane yapılabildiğinin altı çizilmelidir” deniliyor. CHP konunun araştırılması için bir Meclis Komisyonu kurulmasını da istedi, ancak öneri reddedildi.

Politika önerileri

Akademisyen Şebnem Köser, 2006 tarihli makalesinde Avrupa Birliği reformlarının ülkeyi terk edenleri dönmeye teşvik ettiğini öne sürüyor. Bu, topluma AB reformlarından bahsedilmesinin bile atmosferi tersine çevirebileceği kanaatini doğuruyor.  

Başta akademik özgürlük alanının genişletilmesi, bağımsız araştırma ve geliştirme enstitülerinin sayısının artırılması, araştırma ve eğitim üniversitesi ayrımına gidilmesi önerileri çeşitli akademisyenlerce yapıldı. Ayrıca maddi akademik imkanların geliştirilmesinin ve üniversitelere aktarılan kaynakların arttırılmasının fayda sağlayacağı da aşikar.

Öte yandan geri gelmeme kararı ile yurt dışında geçirilen süre arasında bir korelasyon var. Bu, yeni gidenlerin daha kolay döneceği anlamına geliyor. Çalışmaların odağına yeni gidenlerin konması, başarı şansını arttıracaktır.

Akademisyenler Adem Yavuz Elveren ve Gülay Toksöz’e göre TÜBİTAK’ın tersine beyin göçü girişimleri ancak sınırlı bir etki yaratabildi. Sunulan cazip maddi imkanlara rağmen araştırmacıların Türkiye’deki akademik yapıya ve ifade özgürlüğüne ilişkin kaygıları giderilmediğinden istenilen sonuç alınamadı. Bu yalnız başına maddi teşviklerin ve yatırımların yeterli olmayacağının kanıtı. Ülkeyi birçok açıdan rahatlatacak normalleşme, insan hak ve özgürlüklerinde gelişme, ekonomik kalkınma ve teknolojik atılım bir bütün olarak uygulandığında beyin göçünün tersine dönmesi ancak mümkün olacaktır. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

NEREDE YAYIMLANDI?

SpektrumSpektrum

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Beyin göçü: En büyük zenginliğimizi kaybediyoruz

Beyin göçünü siyasi, ekonomik, bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ele alıyoruz.

26 May 2022

Onedio

YAZARLAR

Bartu Özden

Politics editor @ Aposto

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak