
Geçtiğimiz haftalarda büyüdüğüm mahalleyi ziyarete gittim. Çocukluğumu geçirdiğim sokakta yürürken, o zamanların anları, anıları ve sesleri zihnime akın etmeye başladı. Kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı, meybuzun dişlerimde bıraktığı keskin acı, zincirini değiştirirken ellerimi yağ ile kaplayan bisikletimin tekerlerinde katılı süslerin çıkardığı sesler, 23 Nisan’da dans ederken arkada çakan “Bir barış bırakın biz çocuklara ulaşsın şarkımız güneşe ve aya” melodisi, parkta oynayan çocukların kahkahaları beni hayata masum bir merakla baktığım zamanlara götürdü.
Ancak yakınımdaki bir camda yansımamı gördüğüm an artık bir çocuk olmadığımı hatırladım. Bir yetişkindim ve bunun getirdiği tüm sorumluluklar ve baskılar üzerimdeydi. Yine de aradan geçen onca yıla rağmen kendimi hâlâ çocukluğumun anılarına ve hissettirdiği duygulara tutunurken buluyordum. Buluyorum.
Bunu Peter Pan sendromu olarak düşünmeyin. Çocukluğuma tutunmaya çalıştığımdan da değil, sadece onu bırakamıyormuşum gibi hissediyorum. Yetişkinlik labirentinde gezinirken bile, kendimi bir çocuğun gözünden yaşarken buluyorum çoğu zaman. Mucize, hayranlık, merak, sınırsız hayal gücü… Bunların hepsi, her yıl yeni yaş aldıkça bile hâlâ yanımda taşıdığım şeyler. Bilye torbama doldurduğum ve sakladığım hazineler.
Belki de böyle düşünmem, geleneksel anlamda büyümek zorunda olduğumu hiç hissetmediğim içindir. Ailem, ne kadar çocukça görünseler de, tutkularımın peşinden gitmem için beni her zaman teşvik etti. Beni toplumun yetişkinlik kavramı için çizdiği sınırlara ve beklentilere uymaya asla zorlamadılar.
Bu nedenle kendi tarzımda büyüdüm - dünyayı hâlâ bir çocuğun gözünden görmeme izin veren bir tarzda. Sıcak bir yaz gününde elinin üstüne damlayan dondurmanın tadı, uzaktan gelen okey taşlarının sesi eşliğinde geçen yaz akşamları, tavşana, koyuna, belki de bir dinazora benzeyen bulutların şekli ya da lunaparktaki bir hız treninin karnında oluşturduğu o his gibi küçük şeylerden keyif alıyorum. İster yaşadığım şehrin ara sokaklarındaki gizli bir cevher, ister dünyanın diğer ucundaki yabancı bir ülke olsun, yeni bir şey keşfetme olasılığı beni hâlâ çok heyecanlandırıyor.
Elbette yetişkinlerin dünyasında kendimi kaybolmuş hissettiğim zamanlar oluyor. Sorumluluğun ağırlığı ve toplumsal normlara uyma baskısıyla mücadele ediyorum. Ama o anlarda bile çocukluğumun anılarında teselli buluyorum. Bana farklı olmanın, kendi yolumu izlememin ve gerçekten önemli olan şeyleri asla gözden kaçırmamamın ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyorlar.
Sokakta yürümeye devam ederken, aynı anda hem çocuk hem de bir yetişkin olarak yaşadığım bu hayat için mutlu hissediyorum. Anılar, deneyimler ve beni bugün olduğum kişiye dönüştüren tüm insanlar için de minnettarım. Ve ne kadar büyüyüp değişsem de, çocukluğumun mucizelerine ve masumiyetine hâlâ tutunabildiğim için şanslıyım.
Evet, işte o çocukluğumu geçirdiğim sokaktayım.
Hâlâ çocuk gözünden hayatı deneyimleyen bir yetişkin olarak…
Tam da olması gerektiği gibi.
Şarkı önerisi: Keane – Somewhere Only We Know
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Cody Mehmet Çatal
Boğaziçi Uni. 🎓 @disneystudiosturkiye PR 💻 @20likbulten yazar ✍️ Sosyal medyada da birkaç videomu görmüş olabilirsiniz :)

20'lik
20’lik, kafada oluşan saçma soruların, açılmayı bekleyen ve bazen suratımıza çarpılan kapıların, gündem ile üzerimize çökebilecek fenalığın paylaşıldığı bir bülten.
İLGİLİ OKUMALAR




