
Telefon ekranımın ışığı yanıyor. “Arctic Monkeys bir gönderi paylaştı.” Bekliyormuş gibi, neredeyse panikle bildirime tıklıyorum. Maviye çalan bir turkuaz arka plan, dört maddelik bir gönderi, en üstteki harfler öylesine sıralanmış gibi gelip ne dediklerini çok iyi bilen iki basit kelimeye dönüşmüş, “TURKEY, Istanbul”.
Derin ve sesli, nefesimi tutup elimle ağzımı kapıyorum. “N’oldu?!” diyor, iş arkadaşım. İşini bölmemek için, önemli bir şey değil, deyip geçiyorum. Halbuki kalbim çarpıyor.
Bu ne ki?.. 8 sene önce, Bilgi Üniversitesinin efsanevi Tophane yurdunun mutfak masasında, köşedeki sandalyede otururken Rock’n Coke’a geleceklerini öğrenmiş, çığlık attığım için insanların benden nefret etmesine neden olmuştum. Kuzenime, “NEDEN BANA SÖYLEMEDİN?!” diye mesajlar atmış ama göğsümdeki kahkaha istediğinden, haber vermemesini çok da umursamamıştım. Grubun kendisinin deyişiyle, “Who the Fuck Are Arctic Monkeys?”. Arctic Monkeys benim için kim?
Yeni albümlerinin 2022’de geleceğini biliyordum, baterist Matt Helders bazı yayınlara söylemişti. Şarkıların tamamına yakınının yazarı ve solist Alex’in (Turner) uzun süre yazmadan duramayacağını biliyordum. 2018 tarihli, 6. ve henüz son yayımladıkları albüm Tranquility Base Hotel & Casino’dan sonra, (2013 tarihli 5. albüm) AM’deki gibi araya bir The Last Shadow Puppets veya Alexandra Savior yan proje albümleri girmemişti. Yeni bir sevgilisi vardı, Fransız, albümleri çıktıktan sonra sevgililerinden ayrılma döngüsünü devam ettirecek mi merak ediyordum. Yoksa (Alex sayesinde tanıdığım eski sevgilisi, moda tanrıçası) Alexa Chung’ın deyimiyle, erkek şarkı yazarı-şarkıcıların kutsanmış canavarlara dönüşmesini atlatacak kadar büyümüş müydü?
TBH&C’ye önceki albümleri kadar alışamadım. Spotify’ın yeni şarkı sözü özelliğiyle anlayabilmeyi istiyorum. AM’i ise, ne 3. albüm Humbug ne de 4 Suck It and See kadar sevebildim. Herkes, kelime anlamıyla herkes, AM’le sevmeye başladığı hâlde.
Ağustos 2022 konser biletleri birkaç dakika içinde bitti. Bu alanların hepsi AM’i, Do I Wanna Know?’u mu duymayı bekliyor? Ne zamandan beri seviyorlar onları? Cornerstone’dan, Crying Lightning’den, Only One Who Knows’dan haberleri var mı? 505 onlar için de absürd binlerce anının sebebi oldu mu? Şarkıları duyunca ne hissediyorlar?
2006 Haziran ayı Rolling Stone Türkiye’nin ilk sayısını, eski bir dosta kavuşmuş gibi satır satır okuyan Mersin’de küçük bir kızken; sayfaların birinin yarısında, dört ergen çocuğun fotoğrafını ve Britanya’yı ‘kasıp kavurmalarını’ anlatan yazıyı görmüş, müziği nereden dinlediğimi bile hatırlamadığım teknolojinin yetersizliğiyle şarkıları o an duyamayacağımı bilerek yaprağı çevirmiştim. Birkaç ay sonra, bir okul dönüşü klasiği, kanalı Dream TV’ye çevirme devresinde zaman duracak, ben ekran karşısında ağzım açık, duyduğum müziğin açtığı yeni dünyayı algılamaya çalışacaktım. Sayfanın yarısında bahsedilen dört ergen çocuğun müziği, The View From The Afternoon; ilk albüm, promo single. İlk albümün en iyi bilinen şarkısı dahi değil. Arctic Monkeys dışında sadece birkaç müzisyenin yaşattığı, evrensel yeni boyuta kayma hissi...
Devam eden yıllarda Alexa Chung School of Fashion’dan mezun olacağım ve kuytu köşelerden grubun ve Alexa’nın fotoğraflarını bulup röportajlarını çevireceğim 10B takipçili Tumblr kızına dönüşmüştüm. İnternet gençliğine Alexa’nın sokak stili ve Alex’in sahnede zıplayan fotoğraflarını kazandırdığım için gururlanıyordum. Julian Casablancas’ın (The Strokes) birkaç hafta önce bu cümleye geri mesaj gönderdiği, Alex’in, belki de gelmiş geçmiş en iyi albüm açılış mısrası, “I just wanted to be one of The Strokes // Now look at the mess you made me make,” diyerek Nâzım boyutunda özetlediği şey; dünyanın her yerinden o küçücük birkaç 10 bin kişilik Tumblr ahalisinin hikâyesiydi. The Strokes, Alex kadar bizim için de bireysel vizyonumuzun ilk yapı taşlarını kuran grubumuzdu. Julian (Jules...), 2015’te yeni grubuyla İstanbul’a geleceği zaman sırf onunla tanışmak için Erasmus’tan 1-2 günlüğüne dönmeyi düşünmüştüm, sonra tacizci grup arkadaşını savunduğunda hepimiz kırılmıştık. Alexa’nın Alex’in ismini vermeden anlattığı kalp kırıklığını biz de neredeyse onunla yaşamıştık. Bir Glastonbury gecesi, sabağa karşı kızı bırakıverdiğini tesadüfen öğrenecektim, yıllar sonra. Üzerine utanmadan The Ultracheese’i yazacaktı.
Alex ve Miles Kane’in çağdaş bromance’inin ismi “Milex”i biz bulup yaymıştık. Şu an Instagram’da dönen şakaları 10 sene önce yapmıştık. The Last Shadow Puppets’ın ikinci albümünü biz yıllarca beklemiştik. Büyümüştük de. Artık Tumblr’ı geride bırakmamız gerekiyordu. Caanım, dâhi Lorde’un Stoned at the Nail Salon’una inat, 15 yaşında aşık olup hâlâ sevdiğim grup için ergen fan takibini geride bırakmam gerekiyordu. Müzik bir yerlerde kalacaksa da...
2013 konseri öncesi, AM sonrası, şimdi hâlâ giydiğim Arctic Monkeys tişörtünü Atlas Pasajında bulduğum için neredeyse üzüldüm. AM olmasaydı kimsenin merch talebi olmayacaktı. Orijinal tasarımın aksine çoğu tişörtte grup ismi altındaki AM amblemi sinirlerimi bozuyordu.
Rock’n Coke öncesindeki hafta, staj yaptığım yerde, festivalin sadece tek bir günü için davetiye geleceğini öğrendim. Lütfen Cumartesi olsun, lütfen lütfen lütfen... Pazar için de kapıdan sıyrılmayı, hatta akşamında sahte basın kartı ayarlayıp kulislere sızmayı başaracaktım; ama masama bırakılmış bilet Cumartesi içindi. Zaman gelmişti.
Hava karardı. Sahne karardı. Önlerde yerimi aldım. Neden bu kadar kalabalık olduğunu anlamıyordum. Matt’in sandalyesine yerleştiğini hatırlıyorum. Nick, tatlı uzun saçlarıyla basta yerini aldı. Jamie neredeydi? Alex geldi. O sevmediğim ukala karakterine büründüğü hâli, havalı 50’ler saçları, siyah takımı... The sacred monster, kutsanmış canavar. Muhtemelen sadece bir kez İstanbool diye seslenişi... Yanımdaki çocuğun, şarkıları benden iyi bilmesinden nefret etmiştim. O da Do I Wanna Know’un gelişini, Humbug’dan duyabilmiş miydi?.. Kendime sürekli, karşındalar işte, oradalar, diye seslendim. Bak tam karşındalar. Neden bu kadar boş hissediyorsun?
Tanışsam ne diyebilirdim bilmiyorum, sadece teşekkür ederdim herhalde, kimseyi kulisin yakınına dahi almamışlardı. Birkaç gün sonra, rehberliklerini yaptığını öğrendiğim bir kız; Alex araçta sürekli Arille’le yazışıyordu ve keyfi yoktu, ayrılacaklar bence, demişti. Ayrıldılar da. Ardından Alexa’nın Arctic Monkeys tişörtleriyle gezişi, yeni kız arkadaş, yeni albüm, yeni ayrılık. Alex, BRITS 2015’te rock’n roll will never die deyip mikrofonu yere düşürürken benim popla barışacağım dönem başlayacaktı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR



