📚 Bir Buenos Aires sabahı

Yok edilicilik; empanada'lar; umutsuzluk ve keşfetmeye dair alınan ilhamlar üzerine kısa bir günün hikâyesi.
📚 Bir Buenos Aires sabahı

Sabahları asla uykumu alamadığım, sıcak ve rutubetli hava nedeniyle uyandığım Buenos Aires’te biraz serin bir köşe bulurum umuduyla kendimi sokağa atıyorum. Kaldığım Palermo semtinin gölgeli sokaklarında kuytu bir köşe arayışındayım. Günlerdir arşınladığım semtte belki keşfetmediğim bir kahve, bar bulur; köşesine çöker, hem biraz çalışır hem de Arjantinlileri izlerim diye hayal kuruyorum. 2 adım atıp terlemeye başlayınca "güzel havalar" anlamına gelen Buenos Aires’te havanın yazları o kadar da güzel olmadığını birilerinin Arjantinlilere anlatması gerektiğine karar veriyorum.

Her sabah gittiğim büfede Güney Amerika'nın poğaçası sayılabilecek empanada'mı yerken şehre ilk gelişim aklıma düşüyor. Bu şehri neden bu kadar seviyorum? Daha ilk dakikadan itibaren başıma gelen talihsizliklere bakınca aslında yerlilerin kısaltmasıyla Baires, benim için uğursuz bile sayılabilir. Ancak yer yer 20-30 yıl öncesinde zamanın durduğu izlenimi veren bu kent, her kaldığım gün bana iyi hissettiriyor ve kıtada en sevdiğim şehir hâline geliyordu.

✏️ Baires sokaklarında Borges'in çocukluğunu geçirdiği evin duvarı


Buenos Aires, neden bu kadar sevilir?

Şehre 1900'lerin başında âdeta yağan İtalyan göçmenlerin taşıdığı Akdenizlilik mi, nostaljik dünyası mı, yoksa içerisindeki dostlarım mı bana bu hissi yaşatıyordu? Sokakta yavaş hareket eden, sabahları geç uyanan, öğleden sonraları kahvelerde gazete okuyup şaraplarını yudumlayan, müzikalleri tiyatroları kaçırmayan, akşam 9’dan önce yemek yemeyen kentli yaşlıların yerinde olacağım emeklilik hayalleri kurduruyor bana bu şehir. 

Kafamdan yıldırım gibi geçen düşünceler sonrası Borges gibi bir dehaya ilham veren sokaklarda kayboluşlarımı ve sürüklenişlerimi anımsıyorum. Bir günümü onun izinde harcayışım, çocukluğunun geçtiği evi birkaç sokak ötede keşfedişim, sokakta bir sağa bir sola yürüyüp onunla aynı yerlere adım atmaya çalışmam canlanıyor gözümde. Ardından başlayan yağmurla beraber şehrin geniş Libertador Caddesi'ndeki görkemli binalar arasından yürüyüp Millî Kütüphane'ye varıyorum. 

Hem yağmurdan kaçmak hem de Borges’in zamanında müdürlüğünü yaptığı kütüphaneye girip onun havasını içime çekmek istiyorum. Kapıdan girer girmez görevlinin meraklı bakışları üstüme dönüyor. Benim bozuk İspanyolcam onun bozuk İngilizcesiyle bütün oluyor. Anlaşıyoruz. 

Kafamı çevirdiğimde âdeta bir piyangoyla karşılaşıyorum: Borges’in el yazısıyla yazdığı metinler sergileniyor sergi salonunda. Hemen asansöre atıyorum kendimi, sergi salonuna giriyorum. Biraz ıslak biraz terli. Klima gürül gürül çalışıyor, üşüyorum. 

Camekânlara yaklaşıyorum: İspanyolca yazılmış uzun, A4 sayfaları. Gözüm metinlerde değil. Metinlerin hemen altında yer alan o tanıdık imzayı görünce heyecanlanıyorum. Sanki yıllardır belgesellerde izlediğim çok ender bir canlıyı canlı görür gibiyim. Labirentlerinde kaybolduğum, pampalarında dolandığım Borges, sanki karşımda. 

Kerimcan, Borges'in evinin önünde


Borges'in çocukluğunu geçirdiği evi artık yok mu?

Bu müthiş günü empanada'mı yerken sanki tekrar yaşıyorum. İçimi sıcağa rağmen bir heyecan kaplıyor. Son lokmalarımı bitirip yeniden bu rotanın başına, Borges’in çocukluğunu geçirdiği eve gitmeye karar veriyorum. Palermo sokaklarında yürürken hedefine odaklanmış bir aslan gibi çevremdeki hiçbir şeyi umursamadan tek noktaya hızlıca hareket ediyorum. Tam 2 yıl önce vardığım sokağa varıyorum. Sokak aynı, adres aynı. 

2 katlı kırmızı tuğlayla yapılmış eski evin olması gerektiği noktadan 3-4 defa bir aşağı bir yukarı yürüyorum. Ancak çok iyi tanıdığım ev, görünürlerde yok. "Acaba paralel sokağa mı geldim?" diye düşünürken sokağın adının Borges olduğu aklıma geliyor. "Herhâlde bir hata var," deyip eve dönüyorum.

Birkaç saat sonra konu tekrar kafama takılıyor. Bilgisayarı açıp Google’dan sokağı ve numarayı kontrol etmeye başlıyorum. Yaklaşık 15 dakika sonra ziyaretimden kısa süre sonra binanın yıkıldığını ve yerine modern bir apartman yapıldığını görünce gözlerime inanamıyorum. 

🕵️‍♂️ Google araması sonrası


Şehirle kurduğum bağın parçalarından birini kaybetmiş gibiyim. Satırlarında beni dünyadan koparıp başka yerlere götüren adamın hayata başladığı noktalardan birinin artık olmayışı içimi yakıyor. Dünyadaki yok ediciliğin karşıma en sevdiğim şehirlerden birinde çıkmasını hazmedemiyorum belki. İstanbul’da yaşadığım o hızlı dönüşümün dünyanın öbür ucunda tekrarlaması sinirimi bozuyor. Farklılık umutlarımın yok oluşuna hazır değilim belki de. 

Seyahatlerini anlattığı Atlas’ın başında yazdığı enfes paragrafla beni âdeta kamçılayan bu adamın mirasına sahip çıkılmayışını düşünüp içleniyorum. Evden çıkıp her zaman içine girince iyi hissettiğim dünyanın en güzel kitapçısı El Ateneo Grand Splendid’e gitmeye karar veriyorum. Borges’in dev bir kütüphaneden oluşan cennet tasvirine benzeyen El Ataneo’nun raflarında dolanıp birkaç kitap topluyorum. Ardından tiyatro eskiden sahnesi olarak kullanılmış kahvenin ahşap iskemlelerinden birine oturuyorum. 

Güney Amerika’nın en güneyini, Patagonya’yı anlatan kitaplara dalıp sinirimi yatıştırmaya çalışıyorum. Her şeye rağmen keşfetmenin güzelliği aklıma takılıyor. İnsan hep güzeli değil, yanlışı da keşfettikçe ilerliyor. "Belki de Borges, bugün bunu fark etmemi sağladı," diyorum içimden — Borges'in Atlas’ta yazdığı satırlar aklıma düşüyor:

Bilinmeyeni keşfetmek, yalnızca Sinbad'a, Kızıl Erik'e ya da Kopernik'e vergi değil. Her insan bir kaşiftir. Her insan, acıyı, tuzluyu, eğikliği, düzlüğü, sertliği, gökkuşağının yedi rengini, alfabenin yirmiden fazla harfini keşfetmekle başlar işe; ardından yüzleri, haritaları, hayvanları, yıldızları keşfeder. Sonunda ya kuşkuya erişir ya da inanca; ama her defasında hemen hiç şaşmayan tek bir sonuca, gerçekte ne kadar cahil olduğu sonucuna varır.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

RutaRuta

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

📚 Bir Buenos Aires sabahı

Ruta bu hafta sıcak ve rutubetli bir Buenos Aires sabahında Borges’in izini sürmeye çalışıyor. Yok edilicilik; empanada'lar; umutsuzluk ve keşfetmeye dair alınan ilhamlar üzerine kısa bir günün hikâyesi var menüde.

11 May 2022

El Ateneo Grand Splendid, Fotoğraf: Kerimcan Akduman

YAZARLAR

Kerimcan Akduman

Turizm profesyoneli, yazar, fotoğrafçı. İstanbul'da doğdu, yetişti. Reklamcılık yapmaktan sıkılıp 1,5 sene dünyayı dolaştı. Eve dönüp öğrendikleriyle turizm sektörüne girdi. Dünyanın uzak bölgelerinde deneyim odaklı turlar düzenliyor.

Ruta

Ruta hayatını genelde yolda geçiren ve not tutmak yerine fotoğraf çeken bir adamın seyir defteri.

İLGİLİ OKUMALAR