Bir Burdan Bir de (O)Burdan

Müziğini bugünlerde en çok Bubituzak ve Gaye Su Akyol gibi isimlerle duymaya alıştığımız Karabudak’ı daha eskilerde belki birçoğumuz Çilekeş ile tanıdı. Zaman içinde Korhan Futacı & Kara Orkestra, Yasemin Mori gibi başka birçok müzisyen ve grupla da ismini duyduk. Eğer izlediyseniz ya da soundtrack albümüne denk geldiyseniz, Dip dizisinin müziklerinde de kulağınıza çalınacaktır. Ezcümle, birçok üretimde yer alan çok enstrümanlı ve bence disiplinlerarası bir isim olan Görkem Karabudak ile görüşmemiz, çoğu derdin aslında ne kadar ortak olduğunu ve ne kadar benzer yerlerden yara verdiğini, çözüme dair duygunun da fikrin de yine büyük ortaklıklar taşıdığını bir kez daha hatırlattı. Üstelik bir araya gelinemediği “sıkça” dile gelse de…
Görkem Karabudak ile yeni teklisine göz kırparak başladığımız sohbetimiz müzik dinleme alışkanlıklarımızdan gündeme ve problemlere, kişisel alan ve empatiyle kurduğumuz ilişkiye, problemli gördüklerimizin olası çözüm niyetlerine uzandı. Geçtiğimiz haftalarda Gaye Su Akyol ile birlikte Kiev’de bir festival kapsamında pandemi sürerken başka bir ülkede / atmosferde konser verme deneyimini yaşadılar... İlginç bir duyguyla performansı ve orada olma hâlini yaşamışlar. Buralara kapı aralamadan edemedim. Biraz kendisinden ve deneyimlediklerinden havadis aldıktan sonra memleketteki krizin yönetilememesine döndük ve ‘geçtiğimiz süreçte neler yapılabilirdi’yi konuştuk.
Ve fragman girer:
“…Bence yine mesafeli konserler açık havada, daha fazla yapılabilirdi. Bir ara bir otopark konseri serisi vardı. O daha da geliştirilebilirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin bir projesi var. Şimdilik sadece performans sanatçılarının içinde bulunduğu bir şey gibi görünüyor ama duyduğum kadarıyla uzun vadede evde müzik yapanların, aranje veya belki miks yapanların dahi, hepsinin zamanla kademe kademe dahil olabilecekleri, kapsayıcı bir proje. Yani umarım buna gerek bile kalmadan hepimiz kendi işimizi istediğimiz gibi yapabilmenin yollarını buluruz…”
“Ne yapılabilirdi?” sorusunun yanına elbette sonrası sürece dair sorular da hepimiz için önemli diye düşünüyorum. Hem müzik dünyasına dair hem de kişisel dünyalarımızda neler olacağını / sırası gelince olduğunu daha çok paylaşmamız güzel olmaz mı sizce de?
“…Türkiye’deki müzik endüstrisinin müzisyenler için daha konforlu bir alan haline gelmesi adına hâlâ çok fazla şey yapmak gerekiyor. Yani belki diğer ülkelere göre Türkiye’de böyle şeylerden bahsetmek için çok daha derinlere inip derin analizler yapmanız falan gerekiyor…”
“…Mevcut yönetimi beğenmiyor olmamız, küsüp de haklarımızdan feragat edeceğimiz anlamına gelmez. … bu gibi konularda birbirimizden uzaklaşmanın, birbirimize düşman olmanın hiçbir yapıcı tarafı olduğunu sanmıyorum. Bizim yapamadıklarımızdan çok, yapabileceklerimize odaklanmamız gerekiyor…”
“…müzisyenlerin, bir kurumdan medet ummayacak duruma gelmek adına bir şeyler yapmaları, daha sonra o bahsedilen kurumların müzisyenlerin menfaati için var olmalarını beklemeleri gerekiyor. Bu denklem maalesef tersten işliyor. Bu kurum derken müzik/eser sahipleri birliklerinden söz etmiyorum bu arada. Daha çok major plak firmalarından filan bahsediyorum…”
Her görüşme bir diğerini tamamlıyor ya da bir diğerine habersizden cevap oluyor. Umarım bu seri tamamlandığında bu bakışla görüşmelere tekrar bakar, kendimize bir hatırlatma notu bırakmışız gibi işe koyuluruz. Görkem’le yaptığımız bu söyleşi bana üretime dinleyici gözünden de sorumluluk almaya dair başka bir şeyi hatırlattı. Seçici olmayı, talep etmeyi örneğin… Sanıyorum maruz kaldıklarımız bize birçok şeyi unutturmuştu. Üretim sahiplerinin isimlerini, tüketenler olarak görmemek bile rahatsız etmez olmuştu belki. Daha çok konuşup daha çok hatırlayarak, maruz kalmayı bırakıp aktif dinleyiciler olmak önemli. Gözlemim, şu an üreten müzik insanlarının özeleştirilerini yapma çabası içinde oldukları. Beklentileri de buralardan doğuyor. Biz dinleyicilerinin de bunu yapabildiğini düşünmek gibi delilikler içindeyim.
“… bizden daha çok ürettiğimiz şeylerin öne çıkması, ürettiklerimizin niteliğine önem vermemiz uzun vadede geçerli bir çözüm olacaktır…”
Bu güzel söyleyişinin tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Son olarak, birçoğumuzun malumu, Görkem Karabudak’ın sevenlerince epeydir beklenen solo projesi de yavaş yavaş bizimle buluşuyor. Geçtiğimiz günlerde ikinci single “Cinler Tepemde” yayınlandı! Kaçıranı varsa buyurun beraber afiyet olsun. Parça beni dinlerken ayık tuttu. Tam dikkatimi salacakken, yeniden yakaladı. Sözlerini de çok sevdim. Karabudak’ın müzikli aklına sağlık…
¨ ¨ ¨
Görkem’le her şeyin çok hızlı değiştiği vurgusuyla biten görüşmemizi bloga yükledikten sonra zamanı biraz yavaşlatmak isteyerek yüzümü yaşadığımız mahalleye döndüm. Sonra da evimizin hemen arkasında küçük bir parkta gerçekleşen açık hava konserinde buldum kendimi… ‘Nasıl’ından bahsetmek istiyorum, çünkü kültür çalışmalarının lokalde yürütülme biçimine dair ilgimi çeken bir örnek oldu.
Eindhoven’ın genelinde mahalle kolektifleri mevcut. Yan evindeki komşusunun ne kadar süre orada yaşayacağını, onunla ilişki kurabilip kuramayacağını merak eden doğma büyüme buralı insanlar için bu kolektiflerin önemi büyük. Güvenlik için sırayla gece yürüyüşleri yapmaktan, imeceyle hazırlanan (bir kutlama ya da sorun için olabilir) aklınıza gelebilecek her türlü amaca hizmet eden toplantılar ve tabii kültürel aktiviteler bu kolektiflerle yeşeriyor. İşte dün pandemiden bu yana izlediğimiz ilk canlı performans olan açık hava etkinliği de böyle bir kolektif girişimle organize edilmiş.
Afiş Tasarım:Remko Koeneman
Mahalle inisiyatifinin iş birliği ile gönüllü yürütücülerinin de müzik insanı olduğu ekip, üyelerinin bazısı mahallemizde doğup büyümüş çocuklardan (böyle dediğime bakmayın, komşu ağzıyla konuşuyorum) oluşan indie (rock / elektro-pop) müzik grubu Ilen Mer’i bizlerle buluşturdu. Etkinliğe katılma koşulu, herkesin kendi açılır kapanır sandalyesini ve içkisini kendinin getirmesiydi. Sahne birkaç renkli küçük bahçe lambası ve iki ana ışıkla albenili hale getirilmişti. Mütevazi bir ses düzeni ve ekipmanla, yine mahalleden bir abimizin yönettiği ses masasının mütevaziliğiyle, mekâna göre oldukça iyi duyumluydu. Sonuna kadar zevkle dinleyebileceğimiz bir ses dünyası mahalle iş birliği ile sağlandı desem yeri. Bu etkinlik ayrıca Remko Koeneman tarafından profesyonel olarak da fotoğraflandı. Buradan güne dair fotoğraf ve görsellere ulaşmak mümkün. Fotoğraflara bakıp grubun müziğini kayıttan dinleyince kafanızda nasıl bir atmosfer canlanacağını merak ediyorum. Bende kalan his, bayramda masaları mahallenin ortasına dizmiş komşu buluşması tadında bir şeydi diyebilirim. Doğum günü olan komşuların tebrik edilmesi, sunucu ve işin organizasyonunu üstlenen komşumuz olduğunu öğrendiğimiz Erik van Dijck’ın grup elemanlarını partnerlerine ve nereli olduklarına kadar tanıtması, tüm bunlara rağmen müthiş bir resepsiyon tavrı… Mahalleye taşınıp eli tadilattan çıkamamış sonra da pandemi patlak vermiş bizler için ilginç, keyifli bir buluşma ve tanışmaydı.
Parka girdiğimizde yetmişlik ablaların ellerinde biralarıyla, şezlong açarken “süper lüks, süper lüks” diye sevinçlerini izlediğim sıra; acaba konseri tamamen izlerler mi, diye içimden geçirmiştim. Konser sırasında da dikkat ettim, bayıra kendini salmış çocuklardan tekerlekli sandalyesinde parka gelen teyzesine, herkes canlı bir şeylerle buluşmanın keyfini çıkardı. Hem birbirlerini görüp hoşbeş ettiler hem de bütün dijital platformlarda şarkılarını yayınlamış, bir bavul mörçle gelmiş, tanıdık olduklarını düşünmenin iyi geldiği gençlerin müziğiyle yenilendiler.
Son olarak, eşim Barış ile bu etkinlik bizim için başka bir yerden tuhaf deneyimlerimiz hanesine yazıldı. Konser için ülke gezen, müziği aynı mekânda başka şekillerde deneyimleyip sonunda bunu bir buluşma hâline getiren bir çift olan bizin üzerine tuhaf bir çekingenlik çöktü… Konser bitince ne yapacağımızı bilemediğimiz bir hâlle biraz kaldık yerimizde. Buraya ait müzik dünyasını tanımayı çok istememize rağmen (biraz kapalı bir toplum yapısı var diyebilirim Hollanda’nın) sesçisi, müzisyeni kimseyle sohbet edemeden evimize döndük. Elbette yıllardır aynı yerde yaşayan, birbirini çok iyi tanıyan insanların yanında hâlâ biraz turist hissetmenin, Felemenkçemizin yeterli olmayacağı kaygısını taşıyorduk. Ancak öte yandan, pandemi hayatımıza girmemiş olsa hem mahalleliyle hem de sahne alan müzisyenlerle özellikle de böylesi sıcak bir ortamda sohbet etmeyi ıskalamazdık. Sanırım pandeminin bizde bıraktığı da bu…
Maske zorunluğunun bile esnediği, barların restoranların ve etkinlik mekânlarının normale döndüğü Hollanda’da, bu ufak etkinlik bizim için yumuşak bir geçişin başlangıcı olur umarım. Etkinlikler de bir süre devam edecek. Ölü toprağını atarız... Müzikle ilgili olanlarımızın bakmayı, dinlemeyi, daha çok merak öznesiyle karşılaştığı mahallerden uzak kalmaması gerektiğini hatırladık. Bahar geçişine denk gelen bültenlerimizden birinde “lazy sunday music” albümü tadında tınılar paylaşmıştım sizlerle… Bu etkinlik de bana inanılmaz tatlı bir sepya kapanışla günü sonlandırmamı sağlayan cumartesi müziği oldu.
Bu haftanın listesine de iliştirdiğim bir parçayla Dreamer ile sizleri Ilen Mer ile tanıştırmış olmayı umarak…
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Tuğçe Hakarar
Müzikli Mevzular

Müzikli Mevzular
Müzik dünyalarının farklı bakış açılarını; tarzlardan ve kalıplardan bağımsız haberler, okumalar ve dinleme alışkanlıklarıyla tartıştığımız paylaşımlar e-posta kutunda!
İLGİLİ OKUMALAR




