Bir kavramın talihsiz yolculuğu: Kültürel hegemonya kimin elinde?

Türkiye’de bazı kavramların anlam yolculuğu, başladığı noktadan bambaşka yollara sapabiliyor. Bu kavramlar, çoğunlukla politika sahnesinin kaosunun kurbanı olup nihayetinde güçten düşerek pek de bir şey ifade etmeyen yüzer-gezer gösterenlere dönüşüyor. Bu talihsizlikten payını alan kavramlardan biri de kültürel hegemonya.
Bir kavramın talihsiz yolculuğu: Kültürel hegemonya kimin elinde?

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

Türkiye’de bazı kavramların anlam yolculuğu, başladığı noktadan bambaşka yollara sapabiliyor. Çıktığı kaynakla, dönüştüğü son nokta arasında neredeyse tamamen zıt anlam dünyalarına hapsolan bu kavramlar, çoğunlukla politika sahnesinin kaosunun kurbanı olup nihayetinde güçten düşerek pek de bir şey ifade etmeyen yüzer-gezer gösterenlere dönüşüyor. Bu talihsizlikten payını alan kavramlardan biri de kültürel hegemonya.

Kültür, halihazırda belirsiz tarihsel yolculuğunun yanı sıra tanım olarak da sahip olduğu muğlaklıkla beraber sirayet ettiği yerlerin de bulanıklaşmasına sebep olan tehlikeli bir sözcük olarak varlığını gündelik hayatın her köşesinde sürdürüyor. Dolasıyıyla başına ve sonuna eklendiği her sözcük, onun bütünleştirici yapısının kurbanı olup kendi anlamının aşınmasına giden yola adım atmasına neden oluyor. Bu semantik soruşturma bir tarafa, kültürel hegemonya kavramının Türkiye’deki seyrini incelemeyi gerekli görüyorum.

Kültürel hegemonya kavramı, Türkiye’de kültür ürünleri etrafında tartışmalar, yasaklar veya göz önünde olan yeni dizi ve filmler söz konusu olunca hızlıca gündeme geliyor. Örneğin Tabii platformundaki büyük bir PR faaliyetiyle ortaya çıkan Gassal dizisinin ardından benzer tartışmalar ortaya çıkmıştı. Ya da Manifest grubuna yönelik yasak, yine kültürel hegemonya mücadelesi etrafında değerlendirilmiş ve bir çeşit mahalle kavgasının sonucu olarak görülmüştü.

Eski İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un “Siyasi hegemonyanız bitti, kültürel hegemonyanız da bitecek” minvalindeki meşhur paylaşımı da muhalif kesimi burada amansız bir çatışma olduğuna ikna eden işaretlerden biriydi. 

Burada iki kanadın kavramı kullanma biçimlerini incelemekte fayda var. İktidar tarafından kültürel hegemonya kavramı müzik, kitap, sinema ve bilimum kültür-sanat ürünlerinde veya akademi gibi alanlarda ayrıcalıklı bir kesimin haksız tahakkümüne işaret ediyor. Buradaki “siyasal ve kültürel” elitlerin birtakım ajandalarla yönlendirdiği, toplumun büyük kesiminin kültürel ve politik değerlerine aykırı bir egemenlik biçimine atıf yapılarak bir dışlama pratiğini de kapsayan hegemonya vurgusu, iktidar için bir başka cephe anlamına geliyor ve hâlâ sirayet edilmemiş alanlarda mücadele etmeyi salık veriyor. 

Muhaliflerin tarafında ise bu kavram, bütün siyasi yenilgiye ve sahip olduğu kudrete rağmen iktidarın sirayet edemediği, yeteneksizlik ve beceriksizliğin karşısında “liyakat” gerektiren kültür-sanat gibi köşelerin muhalifler tarafından tutulduğu bir çeşit teselli pratiği olarak işliyor. Bu alanlarda çalışan, üreten ve yaratan insanların özünde muhalif olması gerektiği varsayımını da besleyen bu anlatının bir anlamda günü kurtarmayı sağladığını söyleyebiliriz. Böylece yenilginin yıkıcılığı ile yüzleşmeyi bir süre daha ertelemek için belirli bir üstünlük duygusunun korunmasına yardımcı oluyor.

Fakat kavramın kökenine indiğimizde başka bir anlam sahasıyla karşılaşıyoruz. Burada önce hegemonya kavramına sonra da onun "kültürel hegemonya"ya dönüşümüne bakabiliriz. 

Özünde devletlerarası sistemin işleyişine dair ortaya atılan hegemonya kavramı etimolojik anlamıyla “önderlik” ve daha sonra “tahakküm” anlamıyla ortaya çıkıyor. Kavram, kökeninde devletlerarası güç ilişkilerini barındırsa da, Marksist teorisyen Gramsci’nin müdahalesiyle devletlerarası mücadeleden, devletlerin içindeki sınıfsal mücadeleler ve güç ilişkilerine doğru genişletilip kültürel bir nitelik kazanıyor. 

Gramsci'nin Hapishane Defterleri’nde karşıtı olan egemenliğin aksine hegemonya, sadece güce sahip olmanın yetmediği aynı zamanda bu tahakkümün rızasının da sağlandığı karmaşık bir güç ağının tespiti için kullanılıyor. Gramsci’nin formülüne göre bir iktidarın egemenliğini bütünüyle sağlaması için yalnızca zor kullanması yetmiyor, aynı zamanda sivil toplumda rıza inşası sağlayacak bir mekanizmayı da işe koşması gerekiyor. Bunu da yalnızca medya veya kültürel ürünler üzerindeki hakimiyetle değil, sivil toplumun büyük kesiminin gündelik hayatındaki yerleşik kalıplardan her türden alışkanlığına kadar bütüncül bir zeminde sağlanabileceğini belirtiyor. 

  • Gramsci’nin hegemonya mücadelesinde Marksistler için çizdiği rotada sendikacılar büyük bir rol oynuyor. Kısaca burada ideolojinin doktriner yapısından daha fazlasını ifade eden bir politik denklem söz konusu.

Razmig Keucheyan’dan alıntı yaparsak

"'Kültürel hegemonya' kavramı, entelektüellerin ya da muhalif yöneticilerin ana-akım medyadaki bitmek bilmeyen söylemlerini değil, bir partinin sınıf bilinci uyandırmak suretiyle geniş bir toplumsal kesim yaratma ve yönetme kabiliyetini ifade eder.”

Türkiye’deki tartışmaya dönecek olursak kültürel hegemonya kavramı hem iktidar kanadında hem de muhalifler nezdinde dizi/film, kitap ve müzik gibi kültürel ürünlerin etrafında şekillenen donuk güç ilişkileri olarak resmediliyor. Ancak Raymond Williams’ın Marksizm ve Edebiyat çalışmasında hatırlattığı gibi:

“Hegemonya, yaşamın tamamını etkileyen pratikler ve beklentiler bütünü; duyularımız, ve enerjimizi nelere harcayacağımızın seçimi; kendimizle ve dünyayla ilgili biçimlendirici algılarımızdır. Birer pratik olarak tecrübe edildiklerinde birbirlerini doğruluyor gibi görünen anlam ve değerlerden oluşan, yaşanan bir sistemdir.”

Dolayısıyla gündelik hayatın hareketli yapısına sızmış davranış ve kalıplarla şekillenen bütüncül bir iktidar pratiği söz konusuyken meselenin sinema, müzik, edebiyat veya medyadaki temsillerde sıkışması, yalnızca kavramın yanlış kullanımıyla sonuçlanmıyor aynı zamanda muhalifler açısından tutarlı bir politik perspektifin kaybına ve son tahlilde güçsüzleştiren geçici bir teselliye de neden oluyor. 

Perry Anderson’ın çarpıcı bir açıklıkla belirttiği gibi “Gerçek hegemonya, salt egemenlikten farklı olarak, yalnızca açık destekçilerinin değil, sözde muhaliflerinin de fikirlerini ve eylemlerini şekillendirme kapasitesiyle ölçülür.” Bugün muhalefet cephesinin topyekûn bir saldırı altında olmasına rağmen, hiç olmadığı kadar iktidarın dilini benimsemesi, onun yapay gündemlerine angaje olması ve hatta infiallerde dahi benzer bir retoriği sürdürmesi, bu konuda AK Parti iktidarının mutlak başarısını gösteriyor. 

Örneğin grev yapan işçilerin hak mücadelesi, çok kısa süre içinde hem iktidar hem de muhalif pozisyonda olduğunu düşünenler tarafından “hak edilmemiş talepler” olarak yaftalanıp bu konuda geniş bir uzlaşı sağlanabiliyor. Daha geniş hâliyle gelir eşitsizliğin zirve yaptığı ve uygulanan ekonomi programının ağırlıklı olarak emekçi kesime ağır bir yük bindirmesine rağmen sendikalı işçi oranının hiç olmadığı kadar düşük oranlarda seyretmesi de yine bu hegemonyanın önemli bir göstereni olarak değerlendirilebilir.

Başka bir örnek vermek gerekirse yangınlardan, diğer toplumsal felaketlere kadar iktidarın bir şekilde müsebbibi olduğu konulardan sıyırılmasını sağlayan ahlaki kodlardan (iyiler-kötüler) hayali düşmanlara kadar birçok farklı tepki biçiminde iktidarın hegemonya konusunda ne kadar başarılı olduğunu görebiliyoruz. Yine sosyal medyadaki çoğunlukla ne olduğu belirsiz "haber hesapları" tarafından bir anda, iktidarın ajandasına uygun haberleri tuhaf bir dille yansıtarak gündemi dönüştürmesinin ne kadar kolay olduğunu akla getirelim.

Hatta iktidar, bir kültürel hegemonya cephesi açtığında, onunla orada kıyasıya bir mücadele içerisinde olduğunu düşünmek dahi ironik şekilde iktidarın kültürel hegemonyasının baskın olduğu bir resim sunuyor. Bu noktada bu yanlış kullanımın yaygınlaşması yerine topyekûn bir baskı altında olan muhalefetin, tutarlı bir politik mücadele yürütmesinin imkanlarını yeniden oluşturması hiç olmadığı kadar önem kazanıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Spektrum

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Enes Köse

Aposto'da sorumlu editör.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR

SpektrumSpektrum

HİKAYE

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?

Bir tarafta çocuğunu kaybetmiş aileler, suç makinesine çevrilmiş çocuklar, çocukları bünyesine alan çeteler; diğer tarafta cezaların ağırlaştırılmasının çok daha fazla çocuğun suça karışmasına yol açacağını, sorunları çözmeyeceğini dile getiren uzmanlar. Tüm bu tartışmaların ortasında iktidar, çocuklara verilecek cezaların artırılmasını içeren bir yasa teklifini TBMM’ye sundu. Peki bunun sonuçları ne olabilir?

Başka bir kader yoksa: Çocuklara verilecek cezaların artırılmasının sonuçları ne olabilir?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak

19 Mart sonrasında Türkiye’de kurulan yeni siyasal düzen, muhalefeti bütünüyle susturmayı hedeflemiyor. Onu ahlaki bakımdan iktidardan farksız, örgütsel olarak parçalanabilir, yerel aktörleri iktidarın saflarına çekilebilir ve seçim kazansa bile iktidara gelemeyecek bir yapı olarak yeniden tanımlamaya çalışıyor.

16 Tem 2026

Zalim iyimserlik: İktidar, muhalefet ve topluma Anadolu’dan bakmak
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?

Kamuoyunda yardım ve bağış kampanyalarıyla adından çokça söz ettiren Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent’in deprem bağışlarının kullanımı, şaibeli para transferleri ve usulsüz mali işlemleri hakkında soruşturma başlatılması şu soruyu gündeme getirdi: Türkiye’de dernek ve vakıfları kim denetliyor? Prof. Dr. Murat Batı’ya göre güçlü bir mali denetim yok, ne görev verilen mülki amirler ne de Vergi Denetim Kurulu bu kurumları denetleyebiliyor.

Pelin Cengiz

·

15 Tem 2026

Ahbap Derneği olayı: Türkiye’de dernek ve vakıflar nasıl denetleniyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?

Komedyen Deniz Göktaş'ın Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ne gönderilmesiyle yeniden gündeme gelen "kuyu tipi" cezaevlerine ilişkin İstanbul Barosu raporu, tutukluların maruz kaldığını belirttiği ağır tecrit koşulları ile havalandırma, sağlık hizmetleri ve temel haklara erişimde yaşanan sorunlara dikkat çekiyor.

Melisa Gülbaş

·

13 Tem 2026

İstanbul Barosu raporu: Kuyu tipi cezaevlerinde neler yaşanıyor?
SpektrumSpektrum

HİKAYE

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak

Ankara'daki NATO zirvesinde İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye önündeki şaşkın bakışlarının görüntüleri, sosyal medyada hızla yayıldı. Kısa süre içinde Frostadóttir'in Instagram hesabına on binlerce Türk kullanıcı ulaştı. Öte yandan İzlanda'nın onu başbakan yapmasını sağlayan, bir anlık görüntü değil uzun yıllara yayılan bir güven inşasıydı.

Uraz Kaspar

·

12 Tem 2026

Bir bakışın arkası: İzlanda'nın 'ekonomist' başbakanı Kristrún Frostadóttir'i anlamak