Bir Kömür İşgali Hikayesi: İkizköy Akbelen Ormanı

Türkiye'nin pek çok yerinde yaşanan ve geleceğimizi belirleyecek bir seçimin parçası
Bir Kömür İşgali Hikayesi: İkizköy Akbelen Ormanı

Kara kömür mü, kızılçam ormanı mı? 7 Eylül günü İkizköy’e gelecek bilirkişilerin aklında bu soru olacak.

740 dönümlük Akbelen Ormanı, Türkiye’de Yeniköy ve Kemerköy gibi termik santrallerin büyümesine karşı kaybedilen yüz binlerce dönümlük doğal ekosistemlerden sadece biri.

İklim krizine ve ekosistem kaybına yol açan en büyük kaynaklardan biri olmasına rağmen, Türkiye hala enerjisinin %50’sini fosil kaynaklardan, %30’unu ise doğaya etkisi denetlenmeyen hidroelektrik santrallerinden üretmekte.



Bu Ağustos ayında ise kuraklıktan dolayı hidroelektrik üretimi düşmüş ve fosil kaynakların elektrik üretimindeki payı %60’ları geçmiş durumda.

Bununla beraber Türkiye fosil kaynaklarda %80 oranında dış ülkelere bağımlı. Her ne kadar elinde dünyanın sayılı güneş, rüzgar ve (düzgün işletildiği zaman) jeotermal kaynakları olsa da, Türkiye yerli ve milli dediği kömür kaynaklarını genişletmek için devlet teşvikleri vermekte.

Yerli kömürden elektrik ürettikleri için “öncelikli yatırımlar” tarifesi üzerinden çalışan bu termik santraller, KDV istisnası, Gümrük Vergisi Muafiyeti, Vergi İndirimi, Sigorta Primi İşveren Hissesi Desteği, Yatırım Yeri Tahsisi ve Faiz Desteği’nden yararlanıyor.

2017 alım garantisi kapsamında satın alınan toplam elektrik miktarının yüzde 30’u, 1 milyar 105 milyon TL karşılığında Yatağan, Yeniköy, Kemerköy santrallerini işleten şirketlerden alındı.

Ocak 2018’de yürürlüğe giren Kapasite Mekanizması Yönetmeliği dahilinde, Ocak-Temmuz ayları arasında, bu üç santralin belli bir kapasitesinin işletmede kalabilmesi için sağlanan kapasite ödenekleri devlet bütçesine yaklaşık 134 milyon TL’ye mal oldu.



Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 2 Ocak 2020'de filtre ve baca gazı arıtma gibi çevresel yatırımları tamamlaması gereken santralleri listelerken bu listenin içinde Yeniköy ve Kemerköy santralleri de vardı.

6 ay sonra ise çevre mevzuatı kapsamında çevre izinlerini almış gözüken bu termik santrallerin, hangi önlemleri aldıkları ve hangi yasal sorumlulukları gerçekleştirdikleri konusunda ise elimizde veri yok.

Bu termik santraller herhangi bir bilimsel çalışma yapılmadan sadece idari kararlar üzerinden çalıştırılmakta ve şimdi ise daha da büyümesine yönelik adımlarına 2018’den beridir destek verilmekte.

2018’de bölgedeki kömür madenlerinin genişletilmesiyle birlikte İkizköy istimlak edilerek boşaltılmaya başlandı. Burada yaşayanlar evlerinden tarım alanlarına taşınmak zorunda kaldılar.

Buna rağmen bu bölgede de su kullanımı üzerinden yaşanan soğuk savaşlar olsun, bölgede yaşayanlara bazen direkt olarak yapılan taşınma baskıları olsun termik santral işletmeleri kendilerini daha da büyütmek için her yolu denemekte.

Bu süreci ben de Doğal Muhabbet programında İkizköy Direniyor hesabının sosyal medya yöneticilerinden ve kendisi de İkizköylü Esra Işık ile konuşmuştuk.



Zaten Akbelen Ormanı’nda yapılan kesimler de bunun habercisiydi. Bu durumun çözümü için Muğla 1. İdare Mahkemesi’nde Tarım ve Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğüne karşı dava açılmış durumda.

Ama hukuki sürecin devam etmesine rağmen geçtiğimiz ay izinsiz bir kesime başlandı. Bölgede yaşayanların çabaları ile çalışma durduruldu ama benzer olayların önüne geçmek için burada nöbet tutulmaya başlandı.

Temmuz ayı sonlarında doğru ise Türkiye tarihinin en büyük orman yangını süregelirken, Akbelen Ormanı’na daha yangınlar yaklaşmadan, güvenlik adı altına bu ağaçların kesilmesi için sivil bireylere kesim aleti verildi. Bu girişim de nöbette bekleyenler tarafından engellendi.



Nöbet tutan bireyler 9 Ağustos gecesi ise jandarma müdahalesi ile karşılaştı. İzinsiz bölgede kamp kurulduğu bahane edilerek, insanlar iteklenerek ve yerlerde sürüklenerek bölgeden çıkarılmaya çalışıldı. Ama nöbet bu engellere karşın tüm gücü ile devam etti.

Dava sürecinin devam etmesine rağmen bu kadar sorunla başa çıkan bölge halkına, çevre dostlarından, çevredeki illerden destek gelmeye başladı. Bölgede bazı şenlikler düzenlendi.

Jandarmanın sınırlamalarına rağmen, hala bölgede birçok STK’dan bireyler ve çevre dostları bulunmakta ve süreci yakından takip ediyorlar.

12 Ağustos günü alınan bir karar ise bölge halkına ve çevre dostlarına biraz umut oldu. Entegre Tesis ÇED Muafiyeti iptal ve Muğla 1. İdare Mahkemesi’ndeki orman kesimi iptal davalarında yürütmeyi durdurma kararları verildi ve ikinci bir bilirkişi heyeti gönderilmesine karar verildi.

Aslında bölgedeki ilk bilirkişi ziyareti 30 Temmuz olarak belirlenmişti. Ancak İkizköylülerin içerisinde halk sağlığı uzmanı, hidrojeolog, ziraat mühendisi, biyolog, iklim değişikliği uzmanı gibi kişilerin yer aldığı daha geniş bir bilirkişi heyeti talep etmesi üzerine bilirkişi keşfi iptal edildi. Yeni tarih ise 7 Eylül olarak belirlendi.



Ben bülteni hazırlarken bilirkişi ziyareti hala sürmekteydi. Büyük ihtimal ile karar hemen verilmeyecektir ama burada alınacak kararın Türkiye’nin geleceğini belirleyecek emsal bir karar olacağı kesin.

Zira İkizköy’de yaşanan durum, Türkiye’nin bir çok köşesinde benzer şekillerde yaşanmakta. Ama bu durumun değişmesi lazım, çünkü Türkiye’nin önünde sadece iki seçenek var.

Bir tarafta dünyada kullanımı hızla biten, doğanın, insanın ve iklimin sağlığını bozan bir enerji kaynağı var.

Bu kaynakta dışarıya bağımlılığımızı azaltmak adına doğayı mahveden, yerel tarımı bitiren ve insanları köylerinden eden şirketlere, ömrü dolan, filtre teknolojisi sorgulanan santrallere, vergilerimizle  destek vermeye devam edeceğiz.

Bunu yapmak zorundayız çünkü devlet teşviği olmadan kömürlü termik santraller “kârlı” bir iş değil.

Diğer tarafta ise milyonlarca liranın enerji verimliliğine, dünyanın en ucuz enerji kaynağı olan yenilenebilir enerji teknolojilerine, yerel ekonomi ve tarımı geliştirecek projelere harcamayı öneren sürdürülebilir bir gelecek ve adil bir kalkınma var.



Küresel olarak Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı, büyük yatırımcıların artık kömür santrallerini desteklememesi, ekonomik olarak ikinci seçeneğin dünyada baskın olacağını bize gösteriyor.

Her ay yeni bir buluş, yenilenebilir teknolojileri daha verimli ve daha ucuz hale getiriyor.

Türkiye’nin bu geleceğe geç adım atması, hem yurtiçinde hem de yurt dışında yaşanacak ekonomik ve politik sorunları daha da artıracak bir risk taşıyor.

Dünya’da şu an kömürlü termik santrallerinin tek alıcısı Çin ve hayata geçen projelerin sayısı giderek azalıyor. Türkiye’nin elindeki kömür santralerine yatırımı almak için uluslararası alanda Çin’e nasıl teşvikler sağlayabileceği konuşulmakta.

O yüzden sadece bölgeyi ziyarete gelen değil, hükümet politikalarına da yön veren “bilir kişilerin” kısa planlar yerine uzun dönemli düşünmeleri önemli.

Türkiye’nin elindeki yenilenebilir enerji kaynakları, hiçbir ülkeye bağlı kalmadan, uluslararası alanda kendisini önemli bir rol sahibi yapacak kadar verimli.

Umarım, Akbelen Ormanını Vermeyeceğiz çağrıları, burada ele aldığımız gerçek anlamı ile bilirkişilerin kulağına ulaşır. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Çevreci GeekÇevreci Geek

BÜLTEN SAYISI

Bir Kömür İşgali Hikayesi: İkizköy Akbelen Ormanı

Türkiye'nin pek çok yerinde yaşanan ve geleceğimizi belirleyecek bir seçimin parçası

07 Eyl 2021

Bir Kömür İşgali Hikayesi: İkizköy Akbelen Ormanı

YAZARLAR

Çevreci Geek

İklim haberleri üzerine yorumlar.

İLGİLİ OKUMALAR