Bir sürdürülebilirlik retoriği: Gezegeni gelecek nesiller için kurtarmak

Gelecek, şimdiki zamana musallat olan görünmez bir varlık olarak her zaman bizimledir. Bu durum başka hiçbir yerde, sürdürülebilirlik söylemlerinde karşımıza çıkan yüzü daha iyi bir yarına dönük, el değmemiş potansiyellerle dolu çocuk imgesinden daha belirgin değil. Politikacılar, kurumsal kampanyalar ve aktivistler çocukları eylemin –ya da sıklıkla erdem kisvesine bürünmüş eylemsizliğin– nihai gerekçesi olarak öne sürüyor. "Gezegeni çocuklarımız için kurtarmak" söylemindeki duygusallık onu eleştiriden azade kılıyor.
- 2021’de siyasi konuşmaların analiz edildiği bir çalışmada, küresel liderlerin %64'ünün iklimle ilgili tartışmalarda gelecek nesillere atıfta bulunduğu ve genellikle çocukları geleceğin sembolü olarak kullandığı tespit edildi.
Ancak bu tavır tarafsız değil. Tüm gösterilerde olduğu gibi dikkatlice kurgulanmış; acıma duygusu uyandırmak ve eleştirel düşünceyi uyuşturmak için tasarlanmıştır. Çocukları geleceğin sembolleri olarak merkeze almak, sürdürülebilirliği şimdiki neslin yardımsever vasi rolünü oynadığı, beyan ettikleri niyetlerinin ışığında hatalarının affedildiği duygusal bir drama dönüştürür. Bu, sorumluluğun yerine getirilmesinin değil, sorumluluğun estetik performansıdır; bugün verilmesi gereken katı tavizlerin el sürmediği bir geleceği romantikleştiren duygusal bir anlatıdır.
Sürdürülebilirlik söylemindeki çocuk figürü, bir eylem çağrısından ziyade bir günah çıkarma biçimi olarak işlev görür. Sorumluluğu hayalî bir geleceğe kaydırarak şimdinin aciliyetini belirsizleştirir. Basitliği ile baştan çıkarıcı olan bu çerçeveleme, çocuğu masumiyet ve umut ışığı olarak konumlandırırken gerçek değişim işini yarının belirsiz sınırlarına bırakır. Bunu yaparken de bir çözüm değil, bir mazeret sunar.
Masumiyetin baştan çıkarıcılığı: Sürdürülebilirlikte duygusal söylem
Sürdürülebilirlik siyasetinde çocuk bir taşıyıcıdır; öylesine güçlü, öylesine tartışmasız saf bir imgedir ki her türlü muhalefeti şüpheli, hatta zalim kılar. Çevresel söylemde çocukların anılması bir tür ahlaki kısa yol olarak işler. Bu geleceğin yüzü melek gibi, büyük gözlü bir çocukken kim "Bizim" geleceğimizi korumanın aciliyetini sorgulamaya cüret edebilir?
Bu o kadar yaygın bir anlatıdır ki, neredeyse ilkel bir his uyandırır; beslemeye ve korumaya yönelik en derin içgüdülerimize refleksif bir çağrıdır. Pew Araştırma Merkezi'nin anketleri, çocukları koruma sorumluluğu olarak çerçevelendiğinde insanların %72'sinin iklim eylemini destekleme olasılığının daha yüksek olduğuna işaret ediyor.
Peki bu söylemin altında yatan ne?
Bu sahnelerde çocuk, bir bireyden ziyade bir soyutlama, iklim değişikliğinin muazzam karmaşıklığını duygusal bir zorunluluğa dönüştüren sembolik bir idealdir. Küresel zirvelerin gösterişli salonlarından taban hareketlerinin coşkulu seslerine kadar kampanyalar ve konuşmalar, çocuğu evrensel bir umut ve masumiyet simgesi, varlığı her türlü eylemi ya da çoğu zaman eylemsizliği haklı çıkaran bir figür olarak konumlandırır. Greta Thunberg'in hesap verilebilirlik için yaptığı çağrılar, oyunu bozmaya çalışan bir istisnadır. Gençliğe yapılan çağrıların çoğu yıkmaya değil yatıştırmaya hizmet eder.
Bu duygusal çekicilik, söylemin hem gücü hem de sınırıdır. Sürdürülebilirliği, izleyicinin yalnızca doğru tarafı desteklemesi gereken ahlaki bir drama olarak kurgular. Anlatı çocuk imgesine indirgenerek, günümüzün dağınık, sistemik başarısızlıkları duygusal basmakalıp sözlere dönüştürülerek yumuşatılır. Soru artık, “Bugün ne yapmalıyız?” değil, “Yarınlarını nasıl güvence altına alabiliriz”dir ve bu, özen gösteriyormuş gibi görünürken bile sorumluluğu erteleyen dilsel bir el çabukluğundan öteye gidemez.
Çocuk söylemi merhamet uyandırır, evet, ama çoğu zaman iyi niyetin içi boş konforunda dolaşır. Masumiyete başvurarak, kendimizi suç ortaklığının suçluluğundan kurtarırız. Umudu çağırarak, bizi harekete geçmeye zorlayabilecek umutsuzluktan kaçarız. Nihayetinde, çocuk imgesi bir hareket çağrısına değil, bir aklama masalına dönüşür.
- Avrupa Tüketici Örgütü tarafından yapılan bir araştırma, küresel markalar tarafından yapılan çevreci iddiaların %53’ünün abartılı, yanlış veya aldatıcı olduğunu; iddiaların %40’ını ise destekleyecek herhangi somut bir veriye ulaşılmadığını ortaya koymuştur.
Fantezi olarak gelecek:
Romantikleştirilmiş bir yarının cazibesi
Sürdürülebilirlik söyleminde gelecek, zamansal bir ufuktan ziyade bir tablodur; üzerine umutlarımızı, kurtuluşlarımızı ve korkularımızı yansıttığımız bir düş manzarasıdır. Gelecek, makul bir şekilde ortaya çıkabileceği gibi değil, hayal etmek istediğimiz gibi bir gelecektir: Yemyeşil, uyumlu, bugünün tavizleriyle gölgelenmemiş. Berraklığıyla baştan çıkarıcı olan bu vizyon, bir tür kolektif hayal olarak işler, o kadar canlı çizilmiş bir ütopyadır ki, şimdinin kırıklarını ve çatlaklarını gizler.
Bu anlatıda çocuk hem kahraman hem de vekil, tehlikede olanın bir simgesi ve özlemlerimizin bir şifresidir. "Gezegeni gelecek nesiller için kurtarmak" yalnızca ahlaki bir direktif değil, aynı zamanda bir tür kaçış, bizi bugünün zorlu ikilemleriyle yüzleşmek yerine yarının hayali zaferlerinde yaşamaya davet eden bir retoriktir. Geleceği romantikleştirerek kendimizi sistemik değişimin acil taleplerinden soyutlar, eylemi duygulanımla, sorumluluğu hayalle değiştiririz.
- 2023 itibarıyla, 80'den fazla ülke 2050 veya sonrası için net sıfır hedefler belirlemiştir, ancak BM'nin Emisyon Açığı Raporu, çoğunun bu hedeflere ulaşmak için somut yakın vadeli planlardan uzak olduğunu vurgular.
Bu olgunun eleştirisi yeni değildir. Susan Sontag, gösterme üzerine yaptığı incelemede, sembolik imgelerin nasıl açıklığa kavuşturmaktan ziyade gizemlileştirme, harekete geçirmekten ziyade estetize etme işlevi gördüğünü ifade eder. Çevre akademisyenleri de bu endişeyi yineleyerek, geleceğin bozulmamış ve kurtarılabilir olduğu mitinin ataleti sürdürmeye hizmet ettiğini savunur. Kusursuz bir yarını hayal etmek, eldeki kusurlu araçlarla hesaplaşmaktan daha kolaydır.
Geleceği romantikleştirmek, paradoksal olarak ona ihanet etmektir. Yarının hayal edilen mükemmelliğini ne kadar fetişleştirirsek, bugünün getirdiği dağınık, eksik çabayla o kadar az ilgileniriz.
- Nature dergisinde yayınlanan bir çalışma, 1,5°C hedefine ulaşmak için 2021 yılında küresel emisyonların yıllık %7,6 oranında düşmesi gerektiğini, ancak emisyonların 2022’de %1,3 oranında arttığını göstermiştir.
Bu koşullarda asıl soru, geleceğin kurtarılıp kurtarılamayacağı değil, geleceğin kaçınılmazlığı efsanesini kesintiye uğratmaya ve bugünün uygunsuz gerçekleriyle yüzleşmeye istekli olup olmadığımızdır.
Sembol olarak çocuk: Pasif katılımcı mı, değişim aktörü mü?
Sürdürülebilirliğin özenle sahnelenen dramasında çocuk, genellikle dilsiz bir tanık, tarihin sonunda bizim sunabileceğimiz–ya da sunamayacağımız–çözümleri bekleyen pasif bir figür olarak rol alır. Bu tertemiz ve sessiz çocuk vizyonu, failliğin gerçeklerinden değil, retoriğin ihtiyaçlarından doğar. Sembol olarak çocuk, sesi olmayan, gücünü eylemlerinden değil başkalarında uyandırdığı duygulardan alan bir kurgudur.
Yine de bu çerçeveleme gerçeği yalanlamaktadır. Çocuklar bizim onlar adına hayal ettiğimiz bir geleceğin atıl mirasçıları değildir; onlar, giderek artan bir şekilde, kabul etmeyi reddettikleri bir şimdiki zamanda direnişin özneleridir.
- 2018'deki başlangıcından bu yana küresel çapta 14 milyondan fazla genci harekete geçiren ve 2021 yılına kadar 7.500 şehirde protesto gösterileri düzenleyen Fridays for Future gibi hareketler, gençleri sadece yetişkinlerin kararlarıyla şekillenen bir gezegenin varisleri olarak konumlandıran anlatıların boşluğunu ortaya koymaktadır.
Greta Thunberg'in 2019 BM İklim Eylem Zirvesi'ndeki Bu ne cüret? başlıklı sert konuşması, gençlerin sabırla yetişkinlerin bir çözüm sunmasını beklediği iddiasını yerle bir etti. Çocuk, pasif bir sembol olmaktan uzak, aktif bir paydaş olarak ortaya çıkarken hesap verilebilirliği yarın değil, şimdi talep eder.
Anlatıdaki bu değişim, sürdürülebilirlik retoriğinin konforlu mitolojilerini tehdit etmektedir. Zira çocuklar katılımcı ise, talepleri acil ve spesifik hâle gelir, belirsiz bir geleceğe ertelemek yerine bugünle yüzleşmeye zorlar. Büyük gözlü çocuğun duygusal imgesi yerini vaatlerle yatıştırılmak istemeyen bir neslin tedirgin edici gerçekliğine bırakır. Bu hareketlerde çocuk bir umut sembolü olmaktan çıkıp bir eleştiri unsuru hâline gelir.
- The Lancet'te yayımlanan bir araştırma, dünya genelinde ankete katılan 16-25 yaş arası gençlerin %59'unun iklim değişikliği konusunda "çok endişeli veya "aşırı endişeli" hissettiğini ve birçoğunun tabandan gelen çabalarla harekete geçtiğini gösteriyor.
Gerçeklik her zaman tahmin edemeyeceğiniz bir şeydir. Paydaşlar olarak çocukların gerçekliği, ertelenmiş bir proje olarak sürdürülebilirlik yanılsamasını uzun süredir devam ettiren anlatı geleneklerini istikrarsızlaştırır. Çocukları değişimin özneleri olarak güçlendirmek, yalnızca anlatıdaki rollerinin yeniden tasarlanmasını değil, aynı zamanda özne olma hâllerinin gerektirdiği acil taleplerle hesaplaşmayı da gerektirir. Soru artık geleceğin gençlere ait olup olmadığı değil; onu şekillendirme yükünü paylaşmaya hazır olup olmadığımızdır.
Bozulmuş bir dünyayı miras almanın ahlakı
Gelecekten bahsetmek, bir tür ahlaki el çabukluğuna başvurmaktır. Sürdürülebilirlik söyleminde miras dili yaygındır. Sanki bugün, yarının kusursuz vaatleri için sadece bir bekleme salonuymuş gibi, gelecek nesillerin yaşanabilir bir gezegene sahip olabilmesi için şimdi harekete geçmemiz gerektiği söylenir.
- Ancak bu asil söylemin ardında rahatsız edici bir gerçek yatar: Sürdürülebilirliği bir miras olarak çerçevelemek, bugünün çözüme kavuşturulmamış başarısızlıklarını geleceğe yükler.
Politikaları belirleyenlerin çoğunun görev süresinin çok ötesinde bir zaman çizelgesi ile duyurulan–yüzyılın ortalarına kadar uzanan–net sıfır hedefleri, bu ahlaki ertelemenin en acı kanıtıdır. Matematik açık, projeksiyonlar planlı, ancak altta yatan mesaj nettir: Ağır işler daha sonra, başkaları tarafından yapılacak.
- Climate Policy Initiative, mevcut politikaların devam etmesi hâlinde iklimle ilgili felaketlerin maliyetinin 2050 yılına kadar 158 trilyon dolara ulaşabileceğini ve bunun da gelecek nesillere muazzam ekonomik ve sosyal yükler getireceğini tahmin etmektedir.
Nesiller arası adalet, bu mantıkla hesaplaşmayı gerektirir. "Onlar için" bir gezegen yaratmak, onlarla birlikte bir gezegen yaratmakla aynı şey değildir; bu ayrım sürdürülebilirliği bir hayırseverlik eyleminden dayanışma eylemine kaydırır. Geleceği çocukların miras alacağı bir şey olarak düşünmekte ısrar edersek onların rolünü geride bıraktığımız kutsal mirasın pasif alıcılarına indirgemiş oluruz. Ancak onlara borçlu olduğumuz şey, onarım yükü ya da değiştirmeye tahammül edemediğimiz şeylere katlanmaları görevi değildir.
Bazı anlatılar bizi niyetlerimizle aklandığımızı düşünmeye sevk eder. "Geleceğe bir armağan" olarak çerçevelenen sürdürülebilirlik, böyle bir anlatı olma riski taşır: Şimdiki neslin ataletini mazur gösterirken kendimizi erdemli hissetmemizi sağlayan bir hikaye. Bu çerçevelemenin ahlakiliği şüphelidir.
- Küresel Karbon Projesi’nin raporları, emisyonları sürekli kılan fosil yakıt sübvansiyonlarının 2022'de küresel olarak 7 trilyon dolara ulaştığını gösteriyor.
Yani, bedelini gelecek nesillerin ödeyeceği bugünkü yatırımlar. Oysa koruma ve onarım işinin burada ve şimdi bize ait olması gerekmez mi?
Sürdürülebilirlik etiği, mirasın kırılgan ön kabulüne yaslanamaz. Gelecek ne günahların affedileceği bir araç ne de ertelenmiş hesap verme sorumluluğu için bir sığınaktır. Nesiller arası adaleti gerçekten hesaba katmak, "onların sorumluluğu" retoriğini yıkmak ve 'bizim yükümlülüğümüz’ şeklindeki katı, romantik olmayan gerçeklikle yüzleşmektir. Daha azı hem bugüne hem de korunduğu iddia edilen geleceğe ihanettir.
Masumiyet mitosunun ötesinde: Şimdi ile hesaplaşmaya doğru
Çocukları ertelenmiş bir geleceğin emanetçileri olarak adlandırmak, başarısızlıklarımızı mazur gösterirken niyetlerimizi yücelten bir hikayeyi sürdürmektir. Bu, yarının vaadinin bugünün gerekliliğini gölgede bıraktığı dokunaklı, evet, ama aynı zamanda felç edici bir duygu gösterisidir. Paydaştan ziyade sembol hâline getirilen çocuk, hayal ettiğimiz umut ışığı değil, imgeleri harekete geçirmek yerine aklamak için başvurulan kullanışlı bir şifredir.
Ancak bu gösterinin son bulması gerekiyor. Kendimize anlattığımız hikayeler, ne kadar dokunaklı olursa olsun, çevresel çöküşü sürdüren sistemleri ortadan kaldıramaz. Gösterinin ötesine geçmek, romantik olmayan gerçekle yüzleşmeyi gerektiriyor: Geleceğin sorumluluğu tamamen şimdiki zamanda yatıyor. Çocukların daha iyi bir dünyayı miras alacağını hayal etmek yeterli değil; bir dünya yaratmak için gereken taviz ve fedakarlıklarla şimdi mücadele etmeliyiz.
- Intergovernmental Panel on Climate Change'e göre, ısınmayı 1.5°C ile sınırlandırmak için küresel emisyonların 2030 yılına kadar neredeyse yarı yarıya azaltılması gerekiyor; sadece altı yıl sonra.
ABD'li çevre aktivisti Wendell Berry'nin sözleriyle:
“Başarılı olup olmayacağımızı sormaya hakkımız yok. Sorma hakkına sahip olduğumuz tek soru, yapılacak doğru şeyin ne olduğudur.”
İçinde bulunduğumuz anın sarsılmaz aciliyeti budur. Umudun rahatlatıcı soyutlamalarında yaşamak değil, somut ve çoğu zaman rahatsızlık verici onarım faaliyetlerini hayata geçirmek.
Çocukların sembol olarak gösterilmesi yerini hesap verilebilirlik esasına bırakmalıdır. Söylemine yaraşır bir geleceğin olasılığını ancak şimdinin yalın ama gerçek çabasında bulabiliriz. Aksinde ısrar etmek, o geleceği hayal âlemine, kendimizi de niyet ile eylemsizlik arasındaki boşluğa mahkum etmek demektir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Zeynep Özar, "gezegeni gelecek nesiller için kurtarma" retoriğini ele aldı. Birleşik Krallık, yeni temiz enerji planı ile karbon nötr hedefine giden yolu biraz daha aydınlattı.
20 Ara 2024

YAZARLAR

Zeynep Özar Berksü
Editör ve hikaye anlatıcısı. 1986, İstanbul doğumlu. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde tamamladı. 2016 senesinde Türkiye’nin ilk yavaş moda markası one square meter’ı kurdu. Şu an iyi bir etki bırakmak isteyen işletmelere marka iletişimi danışmanlığı veriyor; Vesaire ve Vox Artistica’da da yazıyor.

Pareto Sürdürülebilirlik
Tarımdan enerjiye, kozmetikten turizme geniş bir perspektiften, uzman yorumlarıyla sürdürülebilirlik haberleri.
İLGİLİ OKUMALAR



