
Başıboş bir kuzu, bir sabah erkenden ormanlık bir nehrin kıyısında durmuş su içiyormuş. O sırada nehrin kenarından geçen bir kurdun gözleri kuzuya takılmış. Karnı aç olan kurt, normalde hiç düşünmeden afiyetle yiyeceği kuzunun masum görünüşüne dayanamamış ve onu mideye indirmek için bir bahaneye ihtiyaç duymuş.
“Nehrimde dolaşıp suyumu bulandırmaya nasıl cüret edersin?” diye öfkeyle bağırmış kurt. “Düşüncesizliğin için en ağır şekilde cezalandırılmayı hak ediyorsun!”
“Ama efendim,” diye yanıtlamış titreyen kuzu, “kızmayın! Orada içtiğiniz suyu bulandırmam mümkün değil. Siz nehrin yukarısındasınız, ben ise aşağısındayım.”
Kurt vahşice karşılık vermiş: “Bulandırıyorsun! Ayrıca geçen yıl benim hakkımda yalanlar söylediğini duydum!”
Kuzu yalvarırcasına “Ama bunu nasıl yapabilirim ki? Geçen yıl daha doğmamıştım bile!”
“Sen değilsen, o hâlde kardeşindi!”
“Ama benim kardeşim yok.”
“Her neyse! Senin ailenden biriydi işte.” diye hırlayan kurt, daha fazla söz söylemeden zavallı kuzuyu yakalamış. Kuzudan bir daha haber alan olmamış.
Fabl türünün öncülerinden olan Ezop tarafından yazılan “Kurt ve Kuzu” isimli bu eser, verdiği ahlaki ders ile günümüzde bile geçerli mesajlar içeriyor. Aralarında “Karga ile Tilki” ve “Tavşan ile Kaplumbağa” gibi daha tanıdık olanların da yer aldığı, masal benzeri ancak daha kısa edebî eserler olan fabllar, süje olarak hayvanları ele alıyor.
İlk başlarda “yalan, hile” anlamında kullanılan fabl kelimesi, 14. yüzyılın başlarında Ezop fabllarının popülerleşmesi ile yaygın olarak “hayvan hikâyesi” anlamı ile anılmaya başlandı. Fransızcadan lügatimize giren fabl kelimesi, günümüzde TDK tarafından “Kahramanları çoklukla hayvanlardan seçilen, sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum hikâye, öykünce” olarak tanımlanıyor.
M.Ö. 4. yüzyılda Batı’da fabl geleneğini başlatan Ezop’un yukarıda ele aldığımız “Kurt ve Kuzu” adlı eserinde vermek istediği ders ise zalimin zalimliğine her zaman bir bahane bulabileceği.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş


