‘Biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce’

Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Bir hafta önce, 12 Ocak akşamüstü, Hrant Dink'in arşivlerde kalmış konuşmalarının Ümit Kıvanç tarafından biraraya getirilip kurgulanmasıyla oluşturulan “Hafıza Yetersiz” videosu üzerine konuşmak üzere Hrant Dink 23,5 Hafıza Mekanı'na davetliydim. Sağlığında tanıdığım, gazetesinde yazdığım, kaybının acısını en derinden duyduğum, ölümünün ardından Agos'u taşıyanlara omuz verdiğim, yapıp ettikleriyle ve ne yazık ki ölümüyle tüm Türkiye'ye mâl olmuş, yakın tarihimizin mihenk taşlarından biri olmuş Hrant Dink üzerine konuşmaktan son yıllarda sakınıyordum. Yıllar yılı gazetelerde, televizyonlarda, türlü toplantılarda onunla ilgili yazıp konuşmanın, onu türlü yollarla anlatmanın ve tartışmanın getirdiği tekrar hissinden kaçınmanın, ona ve onun önem verdiği meselelere yabancılaşmaktan korunmanın suskunluğuydu bu benim için. Memleket ve dünya ahvalinin, cinayet davasının gidişatının verdiği bıkkınlık da yeni bir söz söylememi güçleştiriyordu. "Söz gümüşse sükut altındır" diye düşünerek kenarda duruyor, olan biteni izlerken onu iç dünyamda anıyor ve hatırlıyordum.
Ancak bu sefer daveti yapan onun mirasını yaşatmak için kurulan Hrant Dink Vakfı'ydı ve bu çağrıya icabet etmemek olmazdı benim için. Düşünmeye başladım. Hakkında her şey söylenmiş gibiydi. Ben ne anlatabilirdim? Hangi yeni sözü edebilirdim? Üstelik Hrant ağabey yazıları ve konuşmalarıyla kendini her zaman çok iyi anlatabilmişken? Etkinliğe mekanda veya çevrimiçi katılacak ve muhtemelen her biri onun dert edindiği meseleleri yakından bilen izleyicilere hangi özgün fikri sunabilirdim? Sorular sökün ediyor ama pek iç ferahlatıcı bir yanıt bulamıyordum.
Sonra birden, onun gazetesi önünde katledildiği 19 Ocak 2007 tarihinin bugüne kadar farkına varmadığım bir yönünü idrak ettim. Büyük bir keşif değildi, ama yine de bana bir şey söylüyordu. Sağlığında bir hakikat anlatıcısı, zamanları aşmış bir bilge gibi ortak dertlerimizin kaynağına inmeye çalışan Hrant Dink, öldürüleceğini bilmiyordu. Son iki yazısında, ruh hâlinin güvercin tedirginliğini anlatsa, gelmekte olan tehlikelerden haberdar olduğunu ilan etse de nihayetinde bu ülkede insanların güvercinlere dokunmayacağını yazmamış mıydı? Evet, üzerinde yoğunlaşan baskı ve tehditlerin fazlasıyla farkındaydı ama yine de umudunu kesmiyor, geleceğe dair hayaller kurabiliyordu. Birlikte yaşadığı insanların onun hayatını koruyacağına inanmış ve biraz da kendini onlara emanet etmişti.
Ve bizler ondan fazlasını biliyorduk. Hayatın onun umduğu gibi gelişmediğini, onun öldürüldüğünü görmüştük. Bir devlet cinayetiyle, eline silah tutuşturulmuş bir çocuk tarafından hem de… O öldürüleceğini bilmiyordu, biz yaşayıp görüp öğrenmiştik. Dolayısıyla, 19 Ocak 2007’den sonra olanları da görmüştük. Ölümünden üç ay sonraki Malatya Zirve Yayınevi katliamını, Rahip Santorini’nin öldürülmesini, birtakım darbe planları kapsamında planlanan başka cinayetleri, Gezi Ayaklanması'nı, 7 Haziran-1 Kasım sürecini, Suruç ve Gar katliamlarını, hendek çatışmalarını, Tahir Elçi'nin öldürülmesini, kontrollü darbe girişimini ve sonrasında gelen olağanüstü hâli, KHK terörünü, Barış İçin Akademisyenler'e reva görülenleri, Selahattin Demirtaş'tan Osman Kavala'ya, Çiğdem Mater'den Can Atalay'a binlerce siyasi tutsağı… Hiçbirini, hiçbirini bilmiyordu Hrant Dink. Zorlukları, meydan okumaları, başarı ve başarısızlıklarıyla bir hayatı doya doya yaşama şansı onun elinden alınmıştı.
O mayınlı bir alanda kalem oynatıyor, kamusal bir figür olarak Türklerle Ermeniler arasında barışın sağlanması için geçmişle ilgili muhasebenin hakkıyla yapılması, barışçıl bir gelecek kurulabilmesi için çaba gösteriyordu. Bunu "Ermeni davası"nın bir taşıyıcısı olarak değil, bir yurttaş olarak, demokrasi, adalet ve özgürlükler etrafında yeni bir Türkiye'nin kurulması mücadelesinin neferlerinden biri olarak yapıyordu. İnsanların duygularına sesleniyor, onları biraraya gelmeye, birbirlerini dinlemeye, birbirlerinin acılarını duymaya çağırıyordu. Tüm bunları, sert resmî söylemlere ve devlet propagandasına karşı farklı halk kesimleriyle temas ederek, insanları o zehirli milliyetçi ve devletçi söylemlere karşı uyandırarak, farklılıklarımızla birarada yaşamı kurmak için önyargıları kırmaya çabalayarak yapıyordu.
Bütün bu zorlu uğraş, dikenli yollarda yol almasına neden oluyordu elbette. Kah Sabiha Gökçen'in bir Ermeni yetimi olduğu iddiasını haberleştirdiği için hedef gösteriliyordu, kah Ermeni kimliğiyle ilgili bir yazısından yola çıkılarak Türklüğü aşağıladığı savıyla mahkemelere çıkarıp cezalandırılıyor, kah İstanbul valisinin makamına çağırılarak MİT mensupları tarafından üstü kapalı tehdit ediliyordu. Tehlikelere göğüs geriyordu ama etrafındaki cendere de giderek daralıyordu. Hrant Dink'in, bir Ermeni ve bir sosyalist olarak devlet aklının o çelikten özünü, tunç elini tanımaması düşünülemezdi. O hâlde nasıl oluyordu da bütün bu tehditlere rağmen geri adım atmıyordu? Tedbirsizlikten, idraksizlikten, düşüncesizlikten değil şüphesiz. Öyle olsa, son yazısını "Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz. Güvercinler kentin ta içlerinde, insan kalabalıklarında dahi yaşamlarını sürdürürler. Evet biraz ürkekçe ama bir o kadar da özgürce" sözleriyle bitirir miydi? O, birlikte yaşadığı insanlara, onların irfanına retorik bir jest, bir samimiyet gösterisi, bir hoşluk olarak değil, gerçekten güveniyordu. Onu gerçek bir yurtsever ve hümanist yapan, sözünün etki alanını yükselten motor güç de bu güvenin, insana olan inancının bu hakikiliğiydi.

Ancak dedim ya, ne yazık ki artık bizler, en azından bir şeyi ondan daha iyi biliyoruz: Onun öldürüldüğünü. Bunca barışçı görüşleri savunan bir Ermeni gazetecinin dahi suikasta kurban gittiği ve onu katledenlerin cezasız kaldığı bir ülkede yaşadığımızı. Bu bilgi, ona ve onun gibi bu ülkede barış içinde birarada yaşamamız için çaba gösteren, bu nedenle katledilen veya hapsedilen insanlara karşı borçlu olduğumuzu düşündürüyor bana. Geçmişle hakkıyla yüzleşildiği, Türk-Kürt, Ermeni-Türk barışının sağlandığı, her alanda özgürlüğün ve adaletin sağlandığı, kaynakların hakça dağıtıldığı bir Türkiye'nin kurulması konusunda belki 19 Ocak 2007'den bile daha geri durumdayız bugün. O hâlde sormak meşrudur: Hrant Dink boşuna mı öldü? Onun cenazesine katılan yüz binler boşuna mı "Hepimiz Hrant'ız, hepimiz Ermeniyiz" diye bağırdılar?
Hrant Dink bize ilham vermeye devam edecek, ancak memleketin gam ve kasavet yüklü ahval ve şeraitini güneşli günlere çevirmek için yeni yollar arayacak, biraraya gelecek, aramızdan hiçbirini geride bırakmadığımız bir mücadeleyi ayağa kaldıracak olanlar bizleriz. Bugün bunun nasıl olacağını bilmiyor olabiliriz. Ümitsiz, sinik, hayal kırıklığına uğramış olabiliriz. Ancak geri adım attığımızda olabileceklerin fragmanını gördüğümüz şu son yıllar dahi, daha iyisini yapmaya, üzerimizdeki ölü toprağını atmaya sevk etmeli bizleri. Ancak o zaman Hrant Dink boşuna ölmemiş, aklını ve alın terini o aydınlık geleceğin harcına katmış bir kurucu yoldaşımız olabilir.
Hrant Dink’i kendi sözünden hatırlamak için
• Ümit Kıvanç'ın tasarlayıp kurguladığı, Hrant Dink'in sözünü renge, şekle ve sese büründürerek aktaran "Hafıza Yetersiz" filmi, Hrant Dink Vakfı'nın Youtube kanalından izlenebiliyor. Film, Hrant Dink'e ve onun sözüne yaşam alanı tanımayan "sistem"in nerelerde "hata verdiğini" gözler önüne seriyor. Hrant Dink'i hedef hâline getiren tutkusuna tanık olurken şu zor günlerde onun kendi sesinden dinleyeceğimiz Türkiye ve dünya hayalini izleyebileceğiniz filme buradan ulaşabilirsiniz.
Hrant Dink’in yazıp ürettiği mekanı sanal olarak gezebilirsiniz
• 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı, kapılarını ziyaretçilerine 17 Haziran 2019’da üç dilli olarak açtı. Mekan, Hrant Dink'in hayatına, onun mücadelesine, Agos gazetesinin hikayesine, cinayete giden sürece ve cinayet sonrasında yaşananlara ışık tutarken aynı zamanda azınlık hakları, insan hakları ve demokratikleşme bağlamında yakın Türkiye tarihine de bir bakış fırsatı sunuyor. 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı'nın internet sitesine buradan ulaşabilirsiniz.
• Hrant Dink’in çalışma odasını ve onun hayatının önemli dönüm noktalarını gösteren 23,5’u bir sanal turla gezmek de mümkün.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bekir Bozdağ, AK Parti milletvekillerinin Meclis bahçesindeki mangal partisine ilişkin soru önergesine yanıt verdi. Türkiye, kişi başına düşen ortalama günlük sigara tüketiminde dünya birincisi oldu. Pakistan, İran'a saldırdı.
19 Oca 2024

YAZARLAR

Rober Koptaş
Yazar. Daha önce Aras Yayıncılık ve Agos’ta Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapan Koptaş, bağımsız kitap editörlüğü yapıyor; çeşitli gazete ve dergilerde yazmaya devam ediyor.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR



