Bizans Sivil Mimarisinin Kapadokya’daki Seçkin Örnekleri

Kapadokya'nın bir manastırlar merkezi olduğunu doğrulayacak fiziksel veri sınırlıdır ve yazılı belge bulunmamaktadır. Öte yandan, Kapadokya ile ilgili olarak yaratılan bu algı çok önemli başka bir konunun dikkatlerden kaçmasına neden olmuştur: Bizans sivil mimarisi.
Bizans Sivil Mimarisinin Kapadokya’daki Seçkin Örnekleri

Yazı: Fatma Gül Öztürk Büke

18. ve 19. yüzyıllarda Batılı gezginler Doğu’ya yaptıkları seyahatleri sırasında Kapadokya’dan geçerler. Bu gezginlerin öncülerinden olan Paul Lucas, 1714 tarihli bir gravürde, bugün ‘peribacası’ olarak adlandırılan volkanik oluşumları, tepelerinde çeşitli Hristiyan figürlerinin büstlerinin olduğu koniler olarak resmeder. Lucas, Kapadokya’nın bu ‘tuhaf’ doğasının büyük bir manastır topluluğunu barındırmış olabileceğini düşünür.(1) Gerçekten de, eşine az rastlanılan kaya oluşumları, bu kayaların yontulması yoluyla açılmış çok sayıdaki kilise ve buradaki duvar resimleri nedeniyle, Batılı gezginler tarafından ilk kez keşfedildiği 18. yüzyıldan 20. yüzyılın sonuna kadar, Kapadokya münzevi keşişlerin ve manastır topluluklarının barındığı bir inziva ve ibadet yeri olarak görülmüştür.(2) Kapadokya’nın bir manastırlar merkezi olduğu fikrinin yerleşmesinde ayrıca iki etmen etkili olmuştur. Bunlardan biri, 4. yüzyılda Doğu’da manastır sisteminin oluşumunda önemli rol oynamış olan Büyük Basileios’un Kayserili olmasıdır.(3) Diğeri ise, bölgede ‘yeraltı şehirleri’ olarak bilinen ve en tanınmışlarının Derinkuyu ve Kaymaklı’da bulunduğu çok katlı yeraltı yerleşimlerinin varlığıdır. Tüm bunlar; yüzlerce kayaya oyulmuş kilise ve henüz tamamına ulaşılamamış yeraltı şehirleri Kapadokya’yı ruhani veya dünyevi nedenlerle başvurulacak bir sığınak olarak öne çıkarmıştır. Ne var ki, Kapadokya’nın bir manastırlar merkezi olduğunu doğrulayacak fiziksel veri sınırlıdır ve yazılı belge bulunmamaktadır.(4) Öte yandan, Kapadokya ile ilgili olarak yaratılan bu algı çok önemli başka bir konunun dikkatlerden kaçmasına neden olmuştur: Bizans sivil mimarisi.

Zelve, vadi yerleşimi, günümüzde Açık Hava Müzesi. Tüm fotoğraflar yazara aittir

Uçhisar, kale yerleşimi


Bizans dini yapılarına göre sivil mimarisi ve yerleşimleri hakkında bilgimiz çok daha sınırlıdır. Bu durum sadece hinterland için değil, önemli merkezler, hatta başkent Konstantinopolis için de geçerlidir. Cephesi ile birlikte ayakta kalarak günümüze ulaşmış yapılar çok nadirdir. Arkeolojik kalıntıların belgelenmesi konusunda da alanlar arası nicel ve nitel farklılıklar Bizans konutu üzerine karşılaştırmalı çalışmalar yapmayı zorlaştırır.(5)

Bizans coğrafyası genelinde hal böyleyken, Kapadokya’da kayaya oyma yerleşimler, kısmen cepheleri yıkılmış olsa da büyük oranda günümüze ayakta ulaşmıştır. Bu yerleşimlerin birçoğunda, 1950’lerde heyelan tehlikesiyle zorunlu olarak tahliye edilene kadar oturulmaktaydı. Bunlardan, bugün açık hava müzesine dönüştürülmüş olan Zelve, en eskisi Erken Hristiyanlık dönemine tarihlenen kiliseleri,(6) yaşam ve üretim mekanları ve bir camisi ile bölgeye özgü bir kaya yerleşimidir. Gerek, Zelve gibi vadilerin iki yakasına açılan yerleşimlerde, gerekse Uçhisar gibi kale yerleşimlerinde, konutları bağımsız birer birim olarak ayırt etmek zordur. Bu yerleşimlerde komşu ailelerin yaşam alanları arasındaki sınırları çizemediğimiz gibi, konutlar arasında hiyerarşik farklılıklar da tespit edemeyiz. Bu yerleşimlerin birçoğu Orta Çağ’dan 20. yüzyılın ortalarına kadar benzer biçimlerde kullanılmaya devam etmiştir. Yerleşimin sürekliliği Bizans dönemi özelinde değerlendirme yapmayı zorlaştırmaktadır.

Avlulu Konutlar

Yakın zamana kadar, Kapadokya’da tarım topluluklarının yerleşimleri dışında kalan ve belli bir düzenin izlerini taşıyan çoğu mekan grubu yeterince tartışılmaksızın manastır olarak tanımlanmıştır. Bu genel kabul ilk olarak 1990’larda sorgulanmaya başlanmış ve daha önce ‘avlulu manastır’ olarak tanımlanmış olan bir yapı türünün aslında Bizans seçkinlerinin konutu olabileceği gündeme gelmiştir. Hem Kapadokya özelinde hem de Bizans coğrafyası genelinde dikkat çekici olan bu yapı türü literatüre ‘avlulu kompleksler’ veya ‘avlulu konutlar’ olarak girmiştir. Avlulu konutlar, kayaya oyma süslemeli cepheleriyle bölgedeki diğer mekanlardan ve genel olarak Bizans kırsal mimarisinden hemen ayrışmaktadır. Doğal veya oyularak açılmış bir avlu çevresinde konumlanan bu mekanlar grubu, çevrelerindeki plansız olarak gelişmiş diğer mekanlardan hiyerarşik olarak da farklılaşır. Bu konutların, kentlerde artık izini süremediğimiz Bizans seçkinlerinin konutlarına öykünülerek kayaya oyulduğu düşünülebilir. Bizans coğrafyasında bu derece ve bu sayıda korunmuş başka benzerinin olmaması Kapadokya’nın Bizans sivil mimarisi çalışmalarındaki yerinin önemine işaret eder.

Çok katlı yapı izlenimi veren kayaya oyulmuş cepheleri ve bunların ardına açılmış büyük salonları ile avlulu konutlar, mütevazi ve gözlerden ırak bir manastır yaşantısından çok gösterişin öne çıktığı, konukları etkilemek ve ağırlamak üzerine kurgulanmış seçkin bir yaşam tarzına işaret etmektedir. Dahası, her avlulu evde kilise bulunmazken, bulunduğu durumlarda da kilise salona göre daha küçüktür ve ikincil bir konumda yer alır. Bütün bu sivil yaşantıya işaret eden özelliklere rağmen, bu konutların yakın zamana kadar ‘avlulu manastırlar’ olarak anılmış olması, başta bahsedilen Kapadokya algısı ile ilişkilidir.

Kapadokya’da Aksaray, Niğde, Nevşehir ve Kayseri illeri arasında kalan alanda 50 kadar avlulu konut tespit edilmiştir. Bunların 10 kadarı farklı noktalarda tek başına karşımıza çıkarken geri kalanı dört ayrı yerleşimde toplanmıştır: Açıksaray, Selime-Yaprakhisar, Çanlı Kilise ve Gökçe (Momoassun).(7) Selime-Yaprakhisar, Çanlı Kilise, ve Gökçe kenar uzunlukları 10-14 km arasında değişen bir üçgenin üç köşesinde yer almaktadır. Açıksaray, bu gruptan kuş uçuşu yaklaşık 60 km kuzeydoğuda, Kızılırmak yakınında yer almaktadır.

Kapadokya haritası
Çizim: Yazar


1990’ların ortalarından itibaren avlulu konutların bulunduğu yerleşimler üzerine yürütülmeye başlanılan yüzey araştırmalarına dayanarak bugün bunların 10. ve 11. yüzyıllarda bölgede yaşamış askeri aristokratların ve ailelerinin konutları olduğu düşünülmektedir.(8) Tarihleme için yerleşimlerde bulunan kilise mimarisine ve duvar resimlerine başvurulmuştur. Avlulu konutlarda veya yakınında sıkça görülen ve Orta Bizans dönemine özgü olan kapalı Yunan haçı planlı kilise tarihleme için önemli bir veri olmuştur. Önerilen dönem, 8. ve 9. yüzyıllardaki Arap akınlarından sonra ve 11. yüzyıl sonunda Anadolu’nun Selçuklu hakimiyetine girmesinden önce, Bizans sınırının tekrar Kapadokya’nın doğusuna kaydığı ve dolayısıyla bölgenin görece olarak güvenli ve refah içinde olduğu bir dönemdir. Yerleşimlerin bir kısmında kullanımın 13. yüzyıla kadar Selçuklu hakimiyetinde devam ettiğini gösterir izler vardır.(9)

Açıksaray, Alan 5’in cephesi


Avlulu konutlara tipik bir örnek olarak Açıksaray yerleşiminden Alan 5 verilebilir. Konutun merkezinde, zemin kotunda büyük oranda tahrip olmasına rağmen halen anıtsallığını koruyan at nalı biçiminde kemerlerle süslü cephe bulunur. Kayaya oyma bu cephe üç katlı yapı izlenimi verse de sadece zemin kotunda mekanlar yer almaktadır. Bunlar, U-şeklinde bir avlu oluşturacak biçimde mevcut kayaya açılmışlardır. Hemen cephenin arkasında ona paralel olarak uzanan kemerli beşik tonozlu bir salon (vestibül) ile bu salona dik olarak konumlanmış ikinci bir salon (ana salon) bulunmaktadır. Cepheyi karşınıza alarak avluda durduğunuzda sol tarafta tek nefli beşik tonozlu bir kilise ile iki adet beşik tonozlu oda bulunur. Bunlar, doğrudan avluya açılırlar. Avlunun sağ tarafında ise mutfak olabilecek koni bacalı kare planlı bir mekân bulunmaktadır. Avlulu konutlar geneline bakıldığında buradakine benzer bir düzenin tekrar ettiği görülür. Bazılarında ek olarak avlunun bir yanına açılmış at ahırlarına da rastlanmıştır. Avlulu konutların en dikkat çekici özelliği mekanların belli bir düzen çerçevesinde bir araya gelmesi ve sınırlarının belirgin olmasıdır. Konutun merkezinde yer alan cepheler ve büyük salonlar bu yapılara anıtsallık kazandırmaktadır. Cephe ve mekanların açılmasında ve süslemelerdeki özenli işçilik de ayrıca dikkat çekicidir.

Açıksaray

Açıksaray, Nevşehir’in merkezinden 16 km kuzeyde, Gülşehir (antik Zoropassos) ilçesinde bulunmaktadır. Açıksaray yerleşiminin yer aldığı vadinin hemen kuzeyinden Kızılırmak Nehri (antik Halys) geçmektedir. Yerleşim Orta Çağ’da önemli askeri yolların kesişiminde konumlanmıştır. Tipik bir avlulu konut örneği olarak bahsettiğimiz Açıksaray’daki Alan 5, yerleşimdeki 9 avlulu konuttan biridir. Konutlar vadinin iki yanındaki kayalara avlu oluşturacak şekilde oyulmuştur. Bunlardan 7 adedi batıda 2 adedi ise doğuda yer alır. Çoğunun kısmen günümüze ulaşmış süslemeli cepheleri vardır. Açıksaray’ın diğer yerleşimlerden farklılaştığı nokta, burada 100’e yakın atın aynı anda barındığına işaret eden beşik tonozlu kayaya oyulmuş ahırlardır. Geniş düzlüklere ve nehirden beslenen su kaynaklarına sahip olan Açıksaray Vadisi atların yetiştirilebilmesi için uygun bir ortam sunmuş olmalı. Bu nedenle, Açıksaray’ın ilk sakinlerinin orduya at yetiştiren askeri aristokratlar olabileceği düşünülmekte. Açıksaray’da belli bir düzen içerisinde açılmış avlulu konutların arasında ve yerleşimin sınırlarında plansız biçimde birbirine eklenmiş mekân grupları bulunmakta. Bunların arasında yaşam alanı olabilecek mekanların yanında şaraphaneler ve depolar yer almakta. Açıksaray’da ayrıca konutlardan bağımsız 10’un üzerinde küçük kilise, bir keşiş hücresi ve mezarlık tespit edilmiştir. Bütün bunlar, Orta Çağ’da, Açıksaray’da askeri aristokratlar, onlara tabi olanlar ile din adamları ve keşişlerin hiyerarşik bir düzen içinde birlikte yaşamış olduğuna işaret etmekte.(10)

Açıksaray, Alan 5’in planı. Rölöve/çizim: yazar ve Aykut Fenerci
Açıksaray, vestibül


Selime-Yaprakhisar

Selime-Yaprakhisar’da içine girilebilinen avlulu konutların hepsinde konuta ait bir kilise bulunduğu tespit edilmiştir. Yine hepsinde mutfak olduğu düşünülen koni bacalı mekânlar bulunmuştur.

Açıksaray, mutfak


Selime ve Yaprakhisar kasabaları Ihlara Vadisi’nin kuzey girişinde, Melendiz Çayı’nın iki yakasında karşılıklı olarak konumlanmıştır. Civarda 14 adet avlu etrafında düzenlenmiş mekân grubu vardır. Ne var ki, bunların büyük çoğunluğu günümüz yerleşimleri içinde kaldığından ve köylüler tarafından kullanıldığından sadece 4 tanesinin iç düzenlenişleri hakkında fikir sahibiyiz (Alan 2, 5, 7-8). Bunlardan Selime Kalesi (Alan 2) olarak bilinen en büyük kompleks güneye bakacak şekilde açılmışken, Yaprakhisar’daki avlulu konutlar kuzeye bakmaktadır. Selime Kalesi’nin üstünde yer alan platoda hisar olduğu tahmin edilen kalıntılara rastlanmıştır. Burada yüzey araştırmaları yürütmüş olan Veronika Kalas, hisarın ordunun yerel güçlerle, yani çiftçi-askerlerle buluşabileceği bir konuşlanma alanı olduğunu öne sürmüştür. Burası aynı zamanda Ihlara Vadisi’nin girişinin kontrol altında tutulabileceği bir noktadır.(11) Selime Kalesi yan yana açılmış ve birbiriyle bağlantılı 2 avlu çevresinde organize olmuştur. İki avlunun da merkezinde ters-T biçiminde vestibül ve salon organizasyonu vardır. Birinci avluya yandan büyük bir mutfak açılırken ikinci avluya diğer yandan bir kilise açılmaktadır. Birinci avluda yer alan ana salon iki kat yüksekliğinde açılmış olup, orta boşluğu U şeklinde çevreleyen bir galerisi vardır. İkinci avludaki ana salondan aynı aks üzerinde yer alan kare planlı daha küçük bir salona geçilmektedir. Selime Kalesi bugüne kadar belgelenen avlulu konutlar içerisinde en büyük ve gösterişli olanıdır. Burada konuk ağırlama alanlarının çeşitlendiği ve öne çıktığı görülmektedir. Selime-Yaprakhisar’da içine girilebilinen avlulu konutların hepsinde konuta ait bir kilise bulunduğu tespit edilmiştir. Yine hepsinde mutfak olduğu düşünülen koni bacalı mekânlar bulunmuştur.(12)

Açıksaray, vestibül

Açıksaray, at ahırı


Çanlı Kilise

Çanlı Kilise yerleşimi, Aksaray’ın güneyinde, Akhisar ve Çeltek arasında bulunmakta. Daha iyi bilinen ve sıkça ziyaret edilen Selime Kalesi ve Ihlara Vadisi’ne uzak olmamasına rağmen turistlik rotanın dışında kalmaktadır. Çanlı Kilise’de masa biçiminde bir platonun güney-batı yönüne bakan yamacına yaklaşık 1 km boyunca mekân gruplarının açıldığını görüyoruz. Burada 1994’ten itibaren yüzey araştırmaları yürüten Robert Ousterhout, yerleşimi, yakındaki Akhisar Kalesi (Arap kaynaklarında Hisn Sinan) ile ilişkilendirerek, Çanlı Kilise’nin Kapadokya’nın Araplara karşı savunulmasında stratejik bir öneme sahip olduğunu ileri sürmüştür. Buna göre kale Arap saldırılarına karşı Bizans erken uyarı sisteminin bir parçası olabilir.(13) Çanlı Kilise’de 23 adet alan tespit edilmiştir. Bunlardan 9 adeti avlulu konut özellikleri taşırken sadece bir alanda (Alan 17) Göreme Açık Hava Müzesi’ndeki gibi kayaya oyulmuş uzun yemek masası ve banklar (trapeza) tespit edilmiştir; dolayısıyla bu alanın manastır olabileceği düşünülmektedir. Yerleşimin geri kalanı ise sivil mimari özellikler taşımaktadır. Çanlı Kilise’de, avlulu konut olarak tespit edilen komplekslerin çoğunluğunda, cepheye paralel uzanan bir vestibül ve buna dik olarak uzanan ve konutun merkezinde yer alan dikdörtgen bir salon bulunmuştur. Vestibül ile birlikte bu ana salon avlulu konutlarda en dikkat çeken planlama prensibi olan ters-T planını oluşturmaktadır. Vestibüle dik uzanan salonların çoğunun kapıya bakan karşı duvarına bir niş açılmıştır. Bu da mekanları kullananlar arasında hiyerarşik bir düzen olduğuna işaret etmektedir. Çanlı Kilise’ye özgü bir durum olarak, konutların çoğunda vestibül ve ana salon dışında merkezi planlı üçüncü bir salon bulunmuştur. Yine konutların çoğunda konuta ait bir kilise vardır. Bunların yarısı kapalı Yunan haçı planlı tipik Orta Bizans yapısıdır. Çanlı Kilise yerleşiminde, kayaya oyma kiliselere ek olarak yığma yapı bir kilise de günümüze ulaşmıştır. Yerleşimin bugünkü adı bu kiliseden gelmektedir. Bunun yanında, civarda kayaya oyulmuş çok sayıda küçük kilise tespit edilmiştir. Kiliselerin girişlerinde (narteks) mezarlar vardır. Ayrıca, sıklıkla ana kiliseye mezar odaları, şapeller eklenmiştir. Kiliselerin üstüne denk gelecek şekilde platoya açılmış mezarlara da rastlanmaktadır. Kapadokya’da, avlulu konutlar ve civarında çocuk mezarlarına sık rastlanmaktadır. Bu da buralarda ailelerin yaşadığına başka bir işarettir.(14)

Selime-Yaprakhisar, cephe


Gökçe (Antik Momoasson)

 Selime-Yaprakhisar, salon

Çanlı Kilise, cephe (veya vestibül)


Selime-Yaprakhisar’ın yaklaşık 14 km kuzeyinde Melendiz Çayı üzerinde yer alan Gökçe, avlulu konutların tespit edildiği bir başka yerleşimdir. Burada, Rainer Wahrland 2006’da gerçekleştirdikleri yüzey araştırmasında avlu çevresinde organize olmuş 7 adet mekân grubu tespit etmiştir. Bugünkü Gökçe kasabasının antik dönemde Momoasson olarak bilinen yer olduğu ve buranın doğrudan bir antik yol üzerinde olduğu düşünülmektedir.(15) Yaprakhisar’da olduğu gibi burası da köylüler tarafından ahır, samanlık benzeri amaçlarla kullanıldığından iç mekanlarla ilgili sağlıklı bir belgeleme henüz yapılamamıştır. Ancak tespit edildiği kadarıyla, diğer yerleşimlerdekilere benzer şekilde merkezde ters-T oluşturan vestibül, ana salon düzenlemeleri ve cephe detayları görülmektedir. Gökçe’de bulunan dört tarafı kapalı olacak şekilde tamamıyla kayaya oyulmuş iç avlulara Kapadokya genelinde nadiren rastlanır.(16) Yerleşimde konutların bir parçası olan kilise ve mezar şapelleri bulunmuştur. Warland, burada özellikle 13. yüzyıla tarihlenen duvar resimlerinin sayıca çokluğuna dikkat çeker.(17) Gökçe yakınında bir Orta Çağ hisarı tespit edilmiştir, civarda avlu etrafında organize olmuş mekân grupları tespit edilmeye devam etmektedir.(18)

SONUÇ

Görüldüğü üzere, Kapadokya bölgesinin öne çıkarılan dini kimliği gerçek anlamda ancak 20. yüzyıl sonunda sorgulanmaya başlanmış, bölgede yürütülmeye başlanan yüzey araştırmaları dikkatleri sivil yerleşimlere çevirmiştir. Bu çalışmalar neticesinde, Kapadokya’da 10.-11. yüzyıl Orta Bizans dönemine tarihlenen bazı yerleşimlerin birçok açıdan Kapadokya yerleşimlerinin geri kalanından ayrıştığı görülmüştür. Kiliseler yerine büyük salonların öne çıktığı bu yerleşimler Kapadokya’daki birçokları gibi daha önce manastır yerleşimleri olarak tescil edilmiştir. Ancak, bu yerleşimler kayaya oyulmuş süslü cepheleri ve bunların arkasındaki büyük salonları ile mütevazı ve münzevi bir yaşantının aksine gösterişe ve güce işaret etmektedir. Mekânların büyüklüğü, çeşitliliği, süslemedeki ayrıntılar ve işçiliklerindeki özenle, diğer sivil ve dini yerleşimlerden açık bir biçimde ayrışmaktadır. Buradaki yapı, manastır ve köy topluluklarındakinden farklı, seçkin bir yaşantıya işaret etmektedir. Çok sayıda atın aynı anda yetiştirildiğini gösteren büyük ahırları, askeri yollara ve hisarlara yakınlıkları, bu yerleşimlerin 10.-11. yüzyılda bölgede etkili olmuş büyük toprak sahibi seçkinlere, askeri aristokratlara ev sahipliği etmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Gerçekten de, avlulu konutların tarihlendiği zaman aralığı, kırsal bölgelerin yeniden yapılandığı döneme denk gelir. Bu süreçte köy topluluğunun yıprandığı, köylerin kilise ve toprak sahiplerinin özel mülküne dönüştüğü bilinmektedir.(19) Nitekim 10. yüzyılda büyümekte olan aristokrasinin çok sayıda mülkü vardı, köylüler ve askerler denetimleri altındaydı. Aristokrasi kırsal bölgelerde askeri aristokrasi, başkentte ise sivil aristokrasi olarak biçimlenmişti.(20) Buna göre, birkaç Kapadokyalı aile ordunun önemli bir bölümünün eğitildiği geniş arazilere sahipti.(21) Bu ailelerin mülklerine dair günümüze ulaşmış kesin bir veri yoktur. Avlulu konutların kimler için yapıldığını hiçbir zaman kesin olarak öğrenemeyebiliriz. Ancak, bunların manastır olarak planlanmadıkları kesin. Gösterişin öne çıktığı bu yapıların dönemlerinin güç sahibi, arazi sahibi ailelerinin konutları olması çok olası.

Gökçe (Antik Momoasson), avlu


Bizans dönemine ait ayakta kalarak günümüze ulaşmış bu yoğunlukta ve düzeyde bir sivil yerleşim başka yerde yoktur. Gerekli ilgi gösterildiği takdirde, Kapadokya’daki bu seçkin sivil yerleşimlerin Bizans sivil mimari çalışmalarında, Antik Roma kenti Pompeii’in Roma sivil mimari çalışmalarındakine benzer bir yer edinebilme potansiyeli vardır. Ancak, Kapadokya avlulu konutları Kapadokya’nın 18. yüzyıldan beri kemikleşen dini kimlik algısı nedeniyle akademik camiada dahi henüz yeterince yankı bulamamıştır.

FATMA GÜL ÖZTÜRK BÜKE - Çankaya Üniversitesi, Mimarlık Bölümü

Yazının dipnotlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

NEREDE YAYIMLANDI?

Toplumsal TarihToplumsal Tarih

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

Bizans Kapadokya'sında Mimari ve Ziraat

Toplumsal Tarih'in 334. sayısından “Bizans Kapadokya’sında Yaşam ve Maddi Kültür” dosyası devam ediyor.

24 Mar 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih

Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.

İLGİLİ OKUMALAR