Boğaziçi’nin Daimi Hatırası: Nazmi’nin Yeri

Yazı: BERK EMEK
Tüm resimler Raşit Emek’in gazinoya dair elinde bulunan koleksiyondan alınmıştır.
Osmanlı döneminden beri süregelen Boğaziçi’nin eğlence kültürü bilhassa 18. yüzyılda belirgin bir hal almaya başlamıştır. Zaman içinde artan rağbetin de etkisiyle yeme-içme yerleri ve eğlence hayatı ön plana çıkmıştır. Tanzimat ile beraber Boğaz’da açılan mekânların artış göstermesi ilginin zamanla Boğaz hattına doğru yayıldığının belirgin bir göstergesidir. Esasen, 16. yüzyıldan beri kademe kademe başlayan bu süreç, Tanzimat ve sonrasında yerli yerine oturmuştur. Salah Birsel, Boğaz’daki hareketliliği ve git gide beliren mekanları anlatırken meyhanelerin izini 16. yüzyıla kadar sürmektedir.(1)
Bu yazıda ise daha çok Cumhuriyet Dönemi’ne odaklanacak ve yaklaşık kırk senelik bir zaman diliminde Boğaz’ın en uğrak mekanlarından olmuş, Bebek Yalıboyu’nda “Nazmi’nin Yeri” olarak bilinen sahil gazinosu temel alınarak Boğaziçi’nin eğlencemekân kültürünün ve semtin dönüşümü anlatılacaktır. Nazmi’nin mekanının öyküsü, o dönemi tecrübe etmiş kişilerin hatıralarına atıf yapılarak değişen, betonlaşan ve belirli ölçekte kent kültürünü yitiren İstanbul’un da tasviri olarak ele alınacaktır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Boğaziçi
Osmanlı’nın son döneminde saray mensupları ve yönetici elitin yaptırdığı konaklar ve yalılar Boğaz’ın iki yakasında da artmaya başlarken, yabancı devletlerin konsolosluk binaları ve yazlık mekânları Boğaz hattının kuzeyine doğru yayıldı. Almanların Tarabya, Avusturyalıların Yeniköy ve Rusların Büyükdere’deki yazlık sarayları başlıca örneklerdir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise yeni Osmanlı burjuvazisi başta olmak üzere, orta sınıfın Boğaz’a ilgisi arttı. Bu dönemden itibaren mekânlar ve oteller de yaygınlaşmaya başladı. Tarabya’da bulunan Summer Palace ve Tokatlıyan otelleri bu durumun yansımasıdır. 1900’lerin başında ise Boğaz kıyılarında gazinoların artmaya başladığı görülür. Anadolu Yakası Kuzguncuk’taki Yani, İspiro, Kiyako gibi mekânlar ilk örnekler olarak belirtilir.(2) Avrupa tarafında da Arnavutköy ve Ortaköy mekanları göze çarpar.
Cumhuriyet’in ilanını izleyen yıllarda Boğaziçi’nin sosyo-kültürel dönüşümü başladı. Osmanlı’nın başkenti olan İstanbul’da elçiliklerin bulunduğu, kozmopolit ve zengin bir zümreyi ağırlayan Boğaziçi’nin eğlence mekânları Cumhuriyet rejimiyle beraber 19. yüzyıldaki ihtişamını kısmen yitirdi. Yeniköy, Tarabya, İstinye, Bebek gibi mahallelerde artık orta sınıfın uğrak adresi olan sahil gazinoları ve meyhaneler bulunmaktaydı. 19. yüzyılda başlayan Boğaz’ın mimari yapılanması birçok mekânın açılmasına yol açtı ve bu yerler Cumhuriyet devrinde de varlıklarını sürdürdüler. II. Meşrutiyet sonrasında simgesel anlamda “Millet Bahçesi” olarak oluşturulan alanda açılan ve hemen hemen 1980’li yıllara kadar hizmet vermeye devam eden Bebek Belediye Gazinosu da bu noktalardan biridir.(3)
Yazının ana konusu olan Nazmi’nin Yeri ise Cumhuriyet rejimi ile birlikte değişen sosyo-kültürel dinamiklere ve günümüze değin süregelen, İstanbul’un gitgide farklılaşan çehresine ışık tutmaktadır. Mekân, uzun yıllar boyunca edebiyat ve kültür-sanat çevrelerinin uğrak yeri olması bakımından ayrı bir öneme sahipti. Selim İleri’nin ustalıkla ifade ettiği gibi: “Burası, Edip Cansever, Behçet Necatigil, Selahattin Hilav, Rıfat Ilgaz, Tomris ve Turgut Uyar, Leyla Erbil ve daha nice edebiyat insanının müdavimi olduğu sofraların kurulduğu yerdi.”(4) Yahya Kemal Beyatlı’nın köşesi hususi olarak ayrılmıştı, zira kalabalık arkadaş gruplarıyla sık sık Nazmi’de buluşmaktaydı. Keza Ahmet Hamdi Tanpınar ve Kutsi Tecer’in sıklıkla uğrayıp Bebek’ten Boğaz’ı izlediği başlıca mekanlardan biri olarak bilinirdi. Bahsedilen isimlere bakıldığında, dönemin edebiyat çevrelerinin rağbet gösterdiği Nazmi’nin lokantasının 1970’lerin başlarına kadar uzanan kırk yıllık hikayesi sadece bir mekânın tasviri değil, İstanbul’un kent kültürünün de ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.

Nazmi’nin bahçesinde kapanış yemeği; Bebekliler ve personel, 1972
Balkanlar’dan göç ve kuruluş
1920’li yıllarda genç Cumhuriyet’in sosyal yapısına önemli bir etkisi olan göçler, Avrupa’da yükselen milliyetçilikle paralel olarak Balkan coğrafyasında artan gerginliğin ve bu topraklarda yaşayan azınlık nüfusun üzerindeki baskının sonucuydu. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan ulus-devletlerin homojen bir yapıyı hedef alması geniş ölçekte demografik değişimlere sebebiyet verdi. İki savaş arası dönem olarak bilinen 1920’ler ve 1930’lar boyunca birçok Müslüman Türk, Balkanlar’dan Türkiye’ye göç etmek durumunda kaldı. Türkiye Cumhuriyeti ise bu göçleri teşvik ederek uzun yıllar süren savaşlar sonunda ziyadesiyle seyrekleşen Anadolu nüfusunu arttırmayı hedefliyordu. Vatandaşlık hakkı verilen Balkan muhacirleri ağırlıklı olarak Trakya ve Batı Anadolu olmak üzere birçok alanda iskan edildi.
Bu dönemde, Nazmi Emek ve ailesi de bahsedilen göç kafilelerine katılarak o zamanlar Yugoslavya dahilinde bulunan Manastır şehrinden 1929 tarihinde İstanbul’un Bebek mahallesine gelmiştir. Muhacirlerin o yıllarda karşılaştığı geçim gailesi onlar tarafından da yaşanmış, aile Bayram Efendi’nin 1929 yılında Bebek Bahçesi (günümüzde Bebek Parkı) girişinde kiraladığı küçük bir aşçı dükkânı ile çalışmaya başlamıştır. 1933’te yaşanan Bebek yangını ise sonrasında Nazmi’nin Yeri olarak bilinecek lokantanın ilk adımının atılmasına sebebiyet vermiştir. Yangında aşçı dükkânı zarar gördüğünden, yerine günümüzde sahil kesiminde Coşkun Apartmanı’nın bulunduğu alanda yeni bir mekân açılmıştır. 1936 yılına gelindiğinde ise Küçük Bebek’te Yalıboyu olarak bilinen sahil yolunda, 1972’ye kadar hizmet verecek asıl mekân hizmete girmiştir.

Nazmi Emek ve mekanın sahil tarafından görünümü

Şarkıcı Alpay (cam kenarı) dostlarıyla yemekte (yanında Burhan Karaçam)

Nazmi Emek ve bahçeden genel görünüm
Bir devrin hatırası
Nazmi’nin mekânı yıllar içinde İstanbul’un gelişen lokanta-gazino geleneği ile birlikte yoğrularak Boğaz hattında hizmet vermeye devam etmiştir. Mekân, 1950’lerden itibaren oldukça popüler olan büyük gazinoların aksine öğrenciler dahil her bütçeye hitap eden bir lokanta-gazino olmayı sürdürebilmiş ve bu özelliği sayesinde başta hemen yanı başındaki Robert Kolej olmak üzere birçok öğrencinin de uğrak adresi olmuştur. Nazmi, genel olarak üst kesime hitap eden gazinolardan farklı olarak öğrencilerin de rahatlıkla gidip Boğaz kıyısında yeme içmenin keyfini çıkartabileceği bir yer olma özelliğindedir.(5) Değerli şairlerimizden Ülkü Tamer, öğrencilik yıllarında Robert Kolej’den kaçamak yaptıklarında gittikleri Nazmi’yi “Fiyatlar haftada bir kere kaldırabileceğimiz düzeydeydi. Votka-limon, salata, patates kızartma, balık... 4 lira civarı.” şeklinde anlatır.(6) Bu yıllarda Nazmi’nin Yeri her kesime hitap etmesiyle ön plana çıkmaktadır.
1960’ların sonlarına kadar Boğaz hattında çalışan tramvay,(7) birçok kişiye olduğu gibi şair ve edebiyatçılara rahat bir ulaşım imkanı sağlayarak Nazmi, Yeni Güneş ve Şadırvan gibi mekânların birer buluşma noktası olmasını sağlamıştır.(8) Birsel’e göre bu dönemde bilhassa Nazmi ve Arnavutköy’deki Karamiço Edip Cansever’in yalnızlık köşelerindendir.(9) O yılları hatırlayanlardan biri olan yazar ve tiyatrocu Emine Sevgi Özdamar, Doğan Hızlan’a verdiği röportajda edebiyatın 50’li yıllar kuşağından bahsederken Bebek’teki Nazmi ve Papirüs gibi bohem olarak nitelediği lokantalarda gruplar halinde görüştüklerinden bahseder.(10) Özdamar gibi Cüneyt Ülsever de Yahya Kemal’in müdavimi olduğu Nazmi’de geçen gençlik yıllarından dem vurmaktadır.(11) Yazar Sevil Bayer de çocukluğundaki İstanbul’u anlatırken Bebek semtine ayrı bir parantez açar ve aniden yemeğe gelen misafirlerin genellikle Nazmi’nin gazinosunda ağırlandığını belirtir.(12) Benzer şekilde, Nevra Serezli de öğrencilik yıllarından bahsederken Nazmi’de geçen yılları oradaki düğünler, nişanlar, flörtler, ayrılıklar, dertler veya sevinçler ekseninden anlatmakta, bir nevi o mekanda büyüdüklerini ifade etmektedir.(13) Eski arkadaşlar arasında bahsedilen daha nice anı, günümüzde de o dönemleri bizzat yaşamış Bebekliler ve Bebek müdavimleri tarafından canlı tutulmaktadır.
Akademisyen Şeyla Benhabib Milliyet Gazetesi’ne verdiği röportajda, 1960’larda Nazmi’nin Yeri’nde yapılan sonu gelmeyen siyasi tartışmalardan ve sohbetlerden bahsetmektedir.(14) Siyasi sohbetlerin yanı sıra geleceğin siyasi figürleri de gençlik yıllarında Nazmi’de bulunmuşlardır. En çarpıcı örnek olarak, yıllar sonra merkez sağı paylaşamayan eski başbakanlardan Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller gösterilir. Yazar Cem Özmeral’in kitabında aktardığı üzere, özellikle yaz akşamlarında yirmili yaşlardaki öğrenciler ve tabii ki sanatçıların doldurduğu Nazmi’nin bahçesinde kalabalık gruplar rakı-balık keyfi yapmaktadır. Bu gruplar arasında Yılmaz ve Çiller’in de öğrenciliklerinde sık sık buraya uğradığı belirtilmektedir.(15)
Değişen İstanbul ve Boğaziçi
İstanbul’un 1950’lerde Demokrat Parti iktidarı ile başlayan ve ciddi derecede değişime uğrayan, diğer bir deyişle betonlaşan çehresi geçen on yıllar boyunca tahribata uğradı. Eski İstanbul’un ve kent kültürünün yerini, süregelen projelerin etkisiyle git gide farklılaşan bir şehir aldı. Değişen ve nüfusu artan İstanbul, her ne kadar son yıllarda bu ivme katlansa da, aslında ekonomik sebeplerin temellendirmesiyle uzun yıllar öncesinden keşmekeş içerisine girdi.
Bu doğrultuda, İstanbul’un eski lokantaları, meyhaneleri, gazinoları geçen yıllar içerisinde bir bir kapılarını kapattı ve yerlerine ekseriyetle yüksek bloklar dikildi. Boğaz’ın en güzel noktalarından birinde bulunan Bebek semti de dönüşüme uğrayan yerlerin arasında yer aldı. Yapılaşma artarak devam ettiğinden sahil hattı boyunca sıra sıra apartmanlar yükselmeye başladı. Bu dönüşüm, semtin uzun yıllar vazgeçilmez mekanlarından biri olmuş Nazmi’nin gazinosunun 1972’de yıkılıp yerine denize nazır lüks bir apartman yapılmasına sebebiyet verdi. Nazmi, 1970’lerden itibaren artan göçler, kalabalıklaşan ve betonlaşmaya başlayan İstanbul’un dönüşümü dahilinde ayakta kalamayan yerlerden biri oldu. Bebek semti ise zaman içinde değişerek daha çok üst sınıfa hitap eden mekanların bulunduğu bambaşka bir çehreye büründü. Ardından gelen yıllarda aralarında Rakı Ansiklopedisi gibi kapsamlı çalışmalarında arasında olduğu birçok çalışmada Nazmi’ye yer verilirken, mekânın hatırası çeşitli söyleşilerde söz konusu olmaya devam etti.(16)

Nazmi’nin Yeri’nin 1960’larda menüsü

Nazmi’de Bebeklilerin eğlencesi, Mayıs 1966

Avusturya Lisesi’nden beden hocası Nadi Bey ve arkadaşları
Nazmi kapansa dahi bugün halen süregelen anısı, geçmişin Boğaz eğlencelerinde bu gibi sahil lokanta-gazinolarının önemli bir yer kapladığını gösterir. Selim İleri, asırlık ağaçlar altındaki Nazmi’nin Yeri’ni “İstanbul’un en güzel meyhanelerinden biri” olarak nitelerken kendi deyimiyle: “Edebiyat yüklü sofralarından ve yaz mevsiminde açan manolyaların kokusundan” bahsetmektedir.(17) Robert Kolej’in efsanevi hocalarından biri olarak görülen John Freely, İstanbul ve Boğaz kültürünü anlattığı kitabında, Nazmi’nin Yeri’ne ayrı bir paraf açar ve “Eskiden Nazmi’nin Yeri olan mekâna baktığımızda içimizin çekildiğini hissederiz.” der.(18) Salah Birsel ise Boğaziçi’ni anlattığı eserinde, Nazmi’nin kapanmasıyla seçkin müdavimlerinin yoğun olarak Arnavutköy’e, özellikle Kaptan Nam Meyhane’ye geçtiğini belirtir.(19) Genel olarak, İstanbul’da birçok noktada görülen yapılaşma Boğaz’ı da etkisi altına alarak zamanla Nazmi gibi sahil mekânlarının kaybolmasına ve Boğaziçi’nin eğlence kültürünün temeli olan gazinoların birer birer eksilmesine yol açmıştır.
Nazmi’nin yıllarca hizmet verdiği ve yerine gösterişli bir apartman yapılmak için boşaltılan yer, Freely gibi birçok Boğaz tutkununun dimağında hiç şüphe yok ki acı bir tat bırakmıştır.(20) Örnek olarak, yazar Pınar Kür ve İsmet Kür Bebek deyince Nazmi’yi anmadan geçmez. Pınar Kür, eskiden Nazmi’nin mekânının bulunduğu yerden geçerken yaşadığı can sıkıntısını şu sözlerle aktarmışır: “Tabii, eski Nazmi’nin karşı kaldırımına vardığımda gene canım sıkıldı ama belli etmemeye çalıştım. Şu Nazmi’ye çok yazık oldu, dedim yalnızca, sesime herhangi bir sitem katmamaya çalışarak.”(21) Bu minvalde, İsmet Kür de Bebek deyince ilk Nazmi’yi ve “nefis mezelerini” hatırladığını belirtir. Nazmi’nin konuklarının dostane bir ortamda birbirleriyle ahbaplık etmelerini mekânın “hem ağırbaşlı olan hem de olmayan”, bir nevi her muhabbeti kaldıran havasına atfeder.(22)
Erken Cumhuriyet Dönemi’nden 1970’lere değin uzanan, Boğaz’ın yeme-içme ve eğlence kültürünün önemli bir parçası olarak birçok şair, yazar ve sanat dünyasından kişilerin buluşma adresi olan bu mekân, İstanbul’un kent tarihi açısından da göz ardı edilmemesi gereken bir yer olarak düşünülmelidir. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldur” derler ancak İstanbul’da yıllar içinde artarak yaşanan yabancılaşmaya rağ-men Nazmi’de kalan anılar, Boğaz müdavimlerinin ve tabii ki yeme-içme kültürü ile alakadar olan kişilerin hatıralarında baki kalmıştır. Okuduğunuz yazı da Nazmi’nin Yeri’nin kırk yıllık serüveni vasıtasıyla İstanbul’un tarihi bir değerinin hatırasını yansıtarak yıllar içinde değişen Boğaz kültürünü tasvir etme gayretini göstermiştir.
BERK EMEK - KOÇ Üniversitesi, Tarih Bölümü
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
NEREDE YAYIMLANDI?
Gençay Gürsoy ile söyleşi, Boğaziçi'nin tarihinden bir mekân ve Türkiye sinagogları
31 Mar 2023

YAZARLAR

Toplumsal Tarih
Tarih Vakfı'nın ülkemiz insanlarının tarihe bakışlarına yeni bir içerik, zenginlik kazandırmayı ve tarihi mirasın korunmasını köklü bir duyarlılıkla, geniş toplum kesimlerinin katılımıyla gerçekleştirmeyi amaçlayan dergisi Toplumsal Tarih'ten özel seçkiler her cuma 11.00'de Aposto'da.
İLGİLİ OKUMALAR


