Boğaziçi’nin 'vazgeçmeyen' direnişi

SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi’ne 4 Ocak 2021'de Cumhurbaşkanı kararıyla Melih Bulu’nun kayyum rektör olarak atanmasının üstünden 3 yıl geçti. Boğaziçililerin o günden beri devam ettirdikleri direniş, üçüncü yıldönümüne yaklaşırken üniversite senatosu bu kez bazı fakülte ve bölümlerin yapılanmasında bir değişikliğe gitti. Üniversite bileşenlerinin karşıt görüşlerine rağmen alınan bu karara göre Fen-Edebiyat Fakültesi’nin “Fen Fakültesi” ile “İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi” olarak ikiye bölünmesi ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin kapatılarak İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ne dahil edilmesi bekleniyor.
Üniversite senatosunun 20 Aralık 2023’te aldığı bu kararı Boğaziçili öğrenciler “Demokratik Öğrenci Nöbeti” başlatarak protesto etti. Protestolar sırasında üniversite yönetimi herhangi bir disiplin soruşturması olmadan ve bir gerekçe göstermeden en az 14 öğrencinin kampüse girişini bir ay süreyle yasakladı. Öğrenciler bu kararı protesto etmek için Güney Kampüs kapıları önünde oturma eylemi başlattı ve 26 Aralık’ta Çağlayan Adliyesi’nde karar hakkında suç duyurusunda bulundu. Fen-Edebiyat Fakültesi bölümleri ise fakültelerinin bölünmesi kararına karşı ortak bildiri yayınlayarak “bu usulsüz, yıkıcı karardan bir an önce dönülmesini” talep etti.
Üç yıl sonra “Direniş 2.0”
Şimdi, Melih Bulu atamasından 3 yıl sonra, Boğaziçi Üniversitesi, kayyum rektör Naci İnci idaresindeki senatonun bu kararına karşı protestoların daha da canlanması ihtimali ile tekrar karşı karşıya. Öğrenciler forumlar ve yürüyüşler düzenliyor, ilgili senato kararlarını oyluyor, dilekçeler yazıyor, yönetimi temsilcileri aracılığıyla masaya oturtmaya zorluyor ve taleplerini “demokratik üniversite” çerçevesi etrafında tekrar yükseltiyorlar. Boğaziçi Direnişi ikinci faslına girecek mi? Bu kez hangi söylemlerle sesini yükseltecek? Hangi baskı araçlarıyla karşılaşacak? Henüz bu soruları cevaplamak zor.
Fakat direnişin bu aşamasında rol alan Boğaziçili arkadaşlarımız bu süreci Türkiye’nin içinden geçtiği daha büyük çoklu krizin içinde ele alıyorlar. Özellikle forumlar ve oturma eylemleri sırasında karşılaştığım Boğaziçililerle hem devam eden protestoları hem de üçüncü yılını bitiren direnişin gidişatını konuştuk.
Boğaziçililer ne diyor?
Görüştüğüm öğrenci arkadaşlarım, Boğaziçi direnişinin demokratik ve özgür bir eğitim sistemi talebine dönüşmesine ilişkin şunları anlattı:
"Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrencilerin direnişi, üçüncü yılını doldururken yeni boyutlar kazandı. En son “fakülte krizi” olarak da adlandırabileceğimiz, kayyumluğun bileşenleri saf dışı bırakarak aldığı kararlara karşı öğrencilerin direnişi 'özgür, özerk ve demokratik üniversite' talebiyle yeniden canlandı. Bununla birlikte örneğin KYK yurtlarında ihmalkarlık ve yönetememezlik sebebiyle yaşananlar sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde değil, birçok üniversitede direnişlerin alevlenmesine sebep oldu. Uzun süre sonra en kalabalık eylemlerinden birini KYK yurt eylemiyle yapan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, direnişlerinin sadece üniversiteyle sınırlı olmadığını gösterdi.
Saray rejiminin seçimleri kazanmasının ardından öğrenci direnişinin tekrar canlanması aslında Türkiye’nin içinde bulunduğu demokratik krizin bir göstergesi. Temsil edilmemiş hisseden, siyasi katılım yollarının tıkandığını hisseden öğrencilerin, yaşam alanı olarak gördüğü kampüslerden ve fakültelerden uzaklaştırılması da gençlik hareketinin ülke genelindeki siyasi sorunlardan bağımsız olmadığını gösteriyor.
Üçüncü yılını dolduran Boğaziçi Direnişi, sadece bir üniversite direnişi değil saray rejimiyle doğmuş ve büyümüş bir kuşağın var olma ve hak arama mücadelesinin bir örneği aslında."
-Burak Siperli, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler öğrencisi

"2021 yılında Erdoğan'ın kararı ile Boğaziçi Üniversitesi’ne kayyum rektör atanmasıyla başlayan Boğaziçi Direnişi, 3. yılını dolduruyor. Dışarıdan bakıldığında pandemiye rağmen binleri geçen eylemler ve Cumhurbaşkanı'na açık mektup ile kendinden bahsettiren direniş, hem pandemi hem de Saray Rejimi'nin öncülüğünü yaptığı neoliberal dönüşüme rağmen gençliğin siyasete katılmasında bir damar görevini üstlendi. Direniş boyunca öğrenciler tarafından kurulan farklı inisiyatifler ve forumlarda uzun uzun tartışılan eylem pratikleri ve siyaset toplantıları; aslında Saray Rejimi'nin susturma çabalarının karşısında üniversitesini savunan, örgütlenen ve mücadele eden bir gençlik yaratmış oldu.
Ana akım medya ve AK Parti'nin güttüğü kriminalizasyon çabalarına rağmen direniş, gençlikte kazanım ve eylem pratiklerinin yerleşmesine olanak sağladı, kadın mücadelesinden LGBTİ+ mücadelesine birçok alanda kolektif bir direniş gütmeyi amaçlayan bir gençliğin önünü açtı. Hatta Boğaziçi Direnişi’nin son 2 yılının, AK Parti'nin gençlik üzerindeki gerici hamleleri ile gençliğin ilerici taleplerinin en sert çarpıştığı alan olduğunu söyleyebiliriz.
Boğaziçi Direnişi Türkiye'deki siyasal atmosferden bağımsız zafere ulaşmayacak, ancak bir gün mutlaka kazanımla sonuçlanacağından ve kayyumların değil tüm bileşenleriyle direnenlerin hatırlanacağından eminiz."
-Atakan Özsan, Moleküler Biyoloji ve Genetik öğrencisi
Sonuç ve soru: Neden hâlâ vazgeçmiyorlar?
Bu yazıya hazırlanırken arkadaşlarımla paylaştığım temel soru şuydu: Üç yılını bitirmiş bir direniş ile ilgili hem yeni hem de üçüncü yılına özel ne söylenebilir?
Boğaziçi’nde son 3 yılda yaşananların kronolojik dökümü gibi–farklı kaynaklardan da erişilebilir olan–bir çalışma, çeşitli kısıtlar içinde söylenebilecek başka sözlerin yerini alacaktı. 25 Aralık günü bu sorunun cevabını aramak için Boğaziçi Üniversitesi’ne ziyaretçi öğrenci olarak girdim–rahatsız edici olan, Boğaziçili 10 arkadaşımızın kendi okullarına alınmadığı gün de bugündür. Öğrenci forumlarını dinledim, oturma eylemlerinde bulundum.
Günün sonunda “Boğaziçi için yeni ne söylenebilir?” ve “Boğaziçili olmayan bizler, neden hâlâ Boğaziçi Direnişi’ni takip etmeye devam etmeliyiz?” ile “Boğaziçi Direnişi neden ve nasıl üç yıl boyunca devam etti ve hâlâ ediyor?” sorularına ortak bir cevap bulunabileceği kanısına ulaştım. Bu soruların cevabı Boğaziçili arkadaşlarımın üstte bizimle paylaştıkları demeçlerde de bulunuyor.
Boğaziçi ve devam etmekte olan birçok irili ufaklı başkaldırı ve itiraz hareketi sadece mağduriyetlerin giderildiği–belki uzaklarda gibi görünen–günün umudunu değil, ama başkaldırdıkça ve vazgeçmedikçe ortaya çıkan bir tür özgürlüğü de vaat ediyor. İktidarın keyfî otoritesi ve ikircikli yasalarına tabi olma seçeneğine karşı, kendilerine kalan tek seçeneği seçmenin, “Hayır” demenin özgürlüğü bu. Bir tek bu seçenek gerçekten onlara ait. Üniversiteye bu yıl girmiş öğrencilerin protestolara yoğun katılımı başka nasıl anlamlandırılabilir? Hepsi Boğaziçi Direnişi’nden haberdar olarak Boğaziçi’ni tercih ettiler. Birçoğunun bu “karmaşadan” kaçınabilecekleri alternatifleri vardı. Ama yine de içinde özgür olabilecekleri, “kendileri” olabilecekleri bu karmaşayı seçtiler. Birçoğu için bu tercih direnişe rağmen değil, direnişin olumlu etkisiyle yapıldı.

İktidar belki de Boğaziçililere–ya da ODTÜ’lülere ya da X ve Y’ye–karşı polis ve legal soruşturma gibi baskı araçlarını kademeli bir yenilgi korkusundan çok hâlâ boyun eğdiremediklerine, hâlâ özgür olmaya cüret edenlere karşı duyduğu o kibirli hınçtan konuşlandırıyor. Bu örneklerin hiçbiri kendi mağduriyetlerinin bir istisna olarak düzeltilemeyeceğinin, örneğin özgür üniversite talebinin bu iktidar var oldukça gerçekleşemeyeceğinin farkında. Fakat onlar yine de özgürler. Üç yıldır belki hiç olmadıkları ve çoğumuzun henüz olmadığı kadar özgürlerdi. Başkaldırdıkları ve “kabul etmiyoruz” dedikleri her gün de özgür kalacaklar.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
SpektrumHer perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Gökçer Tahincioğlu, Can Atalay krizinden Gezi davasına bakıyor. Davanın nasıl açıldığını ve bugüne nasıl geldiğini anlatıyor. Boğaziçi Direnişi'nin 3. yılında Rona Şenol, eylemlerin neden ilk günkü gibi devam ettiğini değerlendiriyor.
03 Oca 2024

YAZARLAR

Spektrum
Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
ABD yönetimi geniş çaplı bir İran işgaline hazırlanıldığı iddialarını doğrulamıyor. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi güvenceye almak, stratejik adaları veya askerî altyapıyı hedef almak amacıyla sınırlı kara operasyonları ihtimali gündemde kalmayı sürdürüyor. Başkan Yardımcısı JD Vance ise rejim değişikliğine ve uzun süreli savaşa karşı çıkarken, gerektiğinde sınırlı askerî güç kullanılmasını ve diplomasinin açık tutulmasını savunuyor.

Yeni Parti kurucularından Utku Çakırözer ve Burhanettin Bulut’un Aposto’ya verdiği bilgilere göre, ilk olağan kurultayın Ekim sonu ile Kasım başı arasında yapılması planlanıyor. Kurultayda yalnızca yönetim organları değil, parti programı ve tüzüğüne ilişkin son düzenlemeler de ele alınacak. Kurultayın ardından ise Yeni Parti odağını tamamen seçim hazırlıklarına çevirecek. Önümüzdeki üç aylık süreçte örgütlenme çalışmalarına ağırlık verilecek.

Mutlak butlan kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP yönetimine dönmesi, Özgür Özel ve arkadaşlarının Yeni Parti’yi kurmasıyla sonuçlandı. Ankara kulislerinde şimdi Yargıtay’ın kararı kaldırıp kaldırmayacağı, milletvekillerinin dokunulmazlıklarının gündeme gelip gelmeyeceği ve CHP’de yeni bir kurultay sürecinin başlayıp başlamayacağı tartışılıyor. Yeni Parti yönetimi ise butlan kararı kaldırılsa bile CHP’ye dönmeme ve seçime kendi çatısı altında girme eğiliminde.

Bir partinin logosu, tek başına o partinin geleceğini belirlemez. Seçmen desteğini asıl şekillendiren; partinin programı, liderliği, örgütlenme biçimi ve toplumla kurduğu ilişkidir. Yine de logo, milyonlara ulaşmayı hedefleyen bir siyasi yapının kamuoyuna sunduğu ilk işaretlerden biridir. Peki Yeni Parti’nin logosu nasıl bir mesaj veriyor? Tasarımın güçlü yanları neler, hangi yönleri henüz tamamlanmamış görünüyor ve daha tutarlı bir görsel kimliğe dönüşmesi için neler yapılabilir?

Avrupa Merkez Bankası, radikal bir kararla euro banknotlarını baştan aşağı değiştirmeye hazırlanıyor. Bu kararla Avrupa, yalnızca yeni güvenlik özelliklerine sahip banknotlar tasarlamıyor; aynı zamanda gölgede kaldığını hissettiği bir dönemde kendini nasıl anlatmak istediğini de yeniden düşünüyor.



