Brian Cox’un Galaksi Rehberi


Hiçbir kötülük cezasız kalmaz: Echo , Disney+’ta Disney+ ’ın en yeni hazinelerinden Echo , platformda yerini aldı. Echo : Wilson Fisk’in suç imparatorluğu tarafından takibe alınan Maya Lopez’i merkezine taşıyan dizide, Maya’yı evine getirirken genç kızın ailesiyle ve mirasıyla yüzleşmek zorunda kalışına tanıklık ediyoruz. Dizi; Variety , Forbes , Vulture ve The Guardian gibi küreselde öne çıkan yayınlar tarafından oldukça ‘yeni’ ve ‘cesur’ olarak değerlendirildi. Kimler var? 2021 yılında Hawkeye’ın kötü karakteri olarak gördüğümüz Alaqua Cox ’un başrolünde yer aldığı Echo ’da Vincent D’Onofrio, Chaske Spencer, Graham Greene, Tantoo Cardinal, Devery Jacobs, Zahn McClarnon ve Cody Lightning’i bir arada izliyoruz. Dahası: Sydney Freeland ve Catriona McKenzie tarafından yönetilen Echo , Marvel Studios ’un muhteşem dönüşünü gözler önüne seriyor. Beş bölümden oluşan mini dizi, stüdyonun tüm bölümleri aynı anda izleyiciyle buluşan ilk yapımı olma özelliği taşıyor. Marvel Studios’un sıradaki projeleri için merakımızı yükselten Echo sadece Disney+’ta . İyi seyirler dileriz!
Daha fazlasını öğren →
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
Brian Cox, tarihte az sayıda fizikçiye nasip olan bir şöhrete sahip. O bir akademisyen (Manchester Üniversitesi'nde parçacık fiziği dersleri veren bir profesör), bir TV personası (Brian Cox’s Adventures in Space and Time adlı programın ev sahibi ve hatırlayanlar için Doctor Who'nun bir bölümünde konuk oyuncu olmuştu), müzisyen (The Cure'la yaptığı işbirliğiyle biliniyor) ve evrenimizin hikayesini anlatan "Horizons" adlı görsel ve işitsel deneyimin yaratıcısı. Yani yorulmak bilmeyen, çok üretken biri. Fiziği herkesin anlayabileceği bir dille anlatma konusundaki benzersiz yeteneğiyle BBC'nin bilim programları için David Attenborough'nun "doğal halefi" olarak gösterdiği de bu olağanüstü bilim iletişimcisinden başkası değil.
Brian Cox'la, 19 Nisan'daki İstanbul şovu öncesinde biraraya geldik ve içinde yaşadığımız dünyayı anlamanın önemi, uzayı kolonileştirme çabalarının ne anlama geldiği, ergenlik ve zaman üzerine konuştuk (Spoiler: Cox bu konunun oldukça karmaşık olduğunu düşünüyor).
Fizikte kütle ve enerjiyi açıklarken avro ile doların takas edilebilirliği gibi analojiler kullanıyorsunuz. Bu bana Columbia Üniversitesi'nin büyüleyici dersi "Şairler için Fizik"i hatırlattı. Kabaca bu ders, sağ beyinliler için basitleştirilmiş fizik olarak tanımlanabilir. Sizce daha fazla insan fizik hakkında bilgi sahibi olsaydı dünya daha farklı bir yer olur muydu? Nasıl?
Yalnızca fizik değil ama genel olarak daha fazla insan doğa hakkında bilgi sahibi olsaydı, dünya daha farklı bir yer olabilirdi, evet. O zaman bilimsel olarak sadece atomların biraraya gelmesinden ibaret olduğumuzu, bunların bir kısmının zamanın kendisiyle yaşıt hidrojen atomları olduğunu, geri kalanların ise yıldızlardan oluştuğunu söyleyebilirdiniz. O zaman düşündüğünüz, hissettiklerinizin, evrenle ilgili keşiflerinizin, müziğin, yani yaptığınız her şeyin bir örüntüyü takip ettiğini görebilirdiniz. Bilim size bu paha biçilmez perspektifi kazandırır. Bilimle uğraşan herkes, bir an gelir evrendeki yeri hakkında düşünür.
Ben de her zaman bana ilham veren en büyük kahramanlarımdan Carl Sagan'ı düşünürüm. Sagan, evrende kayda değer bir yerimiz olduğunu, çünkü bizi kendimizden kurtarmaya gelecek kimsenin olmadığını söylemişti. Bu birdenbire omuzlarınıza büyük bir sorumluluk yüklüyor. Aynı anda hem ne kadar şanslı olduğunuzu ve hem de bu şansı boşa harcama lüksünüzün olmadığını fark ediyorsunuz. Yani sorunun uzun cevabı şu: Daha çok insan hakkında bilgi sahibi olsaydı bilim, kendi değerimizi idrak etmenin bir yolu hâline gelebilirdi.
Bir noktada bütün çocuklar "Biz nereden geldik?" sorusunu sormuştur. Sizce bu soruya verilebilecek en haysiyetli yanıt nedir?
Buna bir yere kadar cevap verebilirsiniz. Tarihsel olarak dünya üzerindeki yaşamın evrimini anlatabilirsiniz; bir dereceye kadar da ilk yaşam formunun nasıl ortaya çıkmış olabileceğiyle ilgili spekülasyon yapabilirsiniz. Bu konuyla ilgili bazı teorilerimiz var ve belki bunları test edebiliriz. Şu anda Mars'ta olmamızın nedenlerinden biri de bu: Orada yaşamın başlayıp başlamadığını görmek.
Ama sonuçta geriye gitmeye devam ederseniz, sonunda çok daha derin sorularla başbaşa kalmamanız olası değil: O zaman evren nereden geldi? Evrenin bir başlangıç noktası var mı? Bilmiyorum. Acaba başladı mı, onu bile bilmiyorum. Bilebildiğimiz kadarıyla evren, ebedi ve ezeli de olabilir. Big Bang'in 13.8 milyar yıl önce yaşandığını biliyoruz. Çok sıcak ve yoğundu, bunu da biliyoruz. Ama bunun evrenin başlangıcı olup olmadığını bilmiyoruz.
Benim de kahramanlarımdan olan ve Manhattan Projesi'nde Robert Oppenheimer'ın ekibiyle birlikte çalışan Richard Feynman, 1955 yılında "Bilimin Değeri" adında harika bir makale yazmıştı. Orada tam da bu ifadeyi kullanıyordu: "İlerleme kaydetmek istiyorsanız, bilmiyorum demeyi öğrenmek zorundasınız. Çünkü her şeyi bildiğinizi düşünürseniz, hiçbir şey öğrenemezsiniz."
Bu yüzden "Bilmiyorum" deme fikrini seviyorum. Bunu korkutucu bulmuyorum.
İşte bu "haysiyetli" bir cevap ve gerçekten insanı kibirden uzaklaştırıyor. Feynman, Oppenheimer ve bilimin etik açmazları konusuna girmiş bulunduk bile. Sizce yasa koyucular ve hükümet yetkilileri bu tür etik ikilemlerin üstesinden nasıl gelebilir?
Bu harika bir soru, çünkü prensipte haklısınız. Bomba sorununu henüz çözebilmiş değiliz. Belki 1945'ten beri öfkemize yenik düşüp onu patlatmadık, ama bu patlatmayacağımız anlamına gelmiyor. Sonuçta etrafta onlardan bolca var. Burada tarihe bakmak ilginç olabilir.
Tarihe baktığınızda, Oppenheimer'ın bu teknolojiyi kontrol etmenin tek yolunun onu serbest kullanıma açmak ve ardından küresel düzenlemeler getirmek olduğunu savunduğunu görürsünüz. Bütün uygarlığımızı bir kalemde yok edebiliriz ve daha önce de söylediğimiz gibi, bunu yaparken bir galaksideki tüm akıllı yaşam formlarını da imha edebiliriz.
1940'larda Manhattan Projesi'nde ürettiğimiz bilgiyle nasıl başa çıkacağımız konusunda başarısızlığa uğramamız, bize bugün genetik mühendisliği, yapay zeka gibi teknolojileri nasıl denetim altına alabileceğimizle ilgili çok değerli dersler sunabilir. Bugün bu bombaların herkesin elinde olması, tam bir başarısızlık örneği. Böyle bir şey hiç olmamalıydı.
Her ne kadar bilim, küresel işbirlikleri konusunda daha iyi olsa da küresel regülasyonlar meselesi henüz çözmeyi başaramadığımız bir konu. Bilimde sınırlar yoktur, farklı inançların getirdiği gerilimler pek baskın değildir. Örneğin, Nobel Ödüllü Muhammed Abdüsselam'ın yaptıkları, bu işbirliği çabalarının harika bir örneği. Hayatının ilk yarısını temel araştırmalarla geçiren Abdüsselam, ikinci yarısını ise neredeyse tamamen İtalya'daki INFN adlı enstitüyü kurmak için ayırmıştı. Bu enstitü, dünyanın her köşesinden, özellikle de gelişmekte olan ülkelerden bilim insanlarının birlikte çalışması için özel olarak inşa edilmişti. Bugün Afrika ülkelerinden pek çok fizikçi burada çalışıyor. Yani bu, romantik bir hayal olarak kalmamış.
Farklı milletlerden, farklı inanç sistemlerinden insanlar birarada çalıştıkça, uyum içinde kurulacak bir geleceğe ulaşma şansımızla birlikte karşımıza çıkabilecek sorunları çözme ihtimalimiz de artıyor.
Bu hepimizin umudu. "Horizons" adlı şovunuzu İstanbul'da izleyebileceğimiz için çok heyecanlıyız. Şovunuzda bizi evrenin var olduğunu bile bilmediğimiz köşelerine götürüyorsunuz. Uzayın, özellikle Mars'ın kolonileştirilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ben hep şu varsayımdan yola çıkma eğilimindeyim: Belki de medeniyetlere çok nadir rastlanıyordur ve eğer durum böyleyse biz oraya gidip bu yerleri deneyimlemez ve kendi medeniyetimizin sınırlarını genişletmezsek kimse bunu yapmayacak. Mars'ta sınırsız kaynak, sınırsız gayrimenkul ve sınırsız potansiyel var; dolayısıyla eninde sonunda bunu yapmak zorundayız. Asıl soru: Ne zaman? Bunun "Şimdi"den daha iyi bir cevabı yok, ama henüz Uzay İstasyonu'nun dışındaki zorlu koşullarda insanların nasıl yaşayabileceği sorusunun cevabını bildiğimizi düşünmüyorum.
Çok yakında Ay'a gideceğimizi ve üzerinde büyük üsler inşa edeceğimizi tahmin ediyorum. Ancak Mars'a gitmemiz için daha onlarca yıl gerekeceğini öngörüyorum.
Fizikçi olmanızın yanında aynı zamanda bir müzisyensiniz. Sizce kuantum fiziği ve müzik arasında bir korelasyon var mı?
Buna verebileceğim cevap, her ikisinin de dalga-benzeri şeyler olduğu. İnsanların bazen "atomların müziği"nden bahsettiğini duyarsınız, çünkü elektronlar bir anlamda gitar telleri gibi davranır. Onları bir atomun etrafına yerleştirdiğinizde, atomun çevresine telin belirli sayıdaki titreşimini sığdırmanız gerekir. Bu da bize atomik yapıyı ve kimyayı verir ve var olmamızı sağlar. Yani evet, bir tür korelasyondan bahsedebiliriz.
Ancak farklı bir yanıtım daha var. Noel'den hemen önce Sydney Operası'nda Sydney Senfoni Orkestrası'yla bir işbirliği yaptım. Aklımızdaki fikir, müzik ile fizik, bilim, astronomi ve kozmoloji arasında bir diyalog başlatmaktı. Sibelius, Mahler gibi büyük bestecilerimiz var. Bu büyük senfonik bestelerin karşısına koyduğumuzda kozmoloji, astronomi ve kuantum mekaniğinden gelen fikirlerin daha da güçlenip güçlenmeyeceğini görmek istedik. Ve bence gerçekten de bu oldu.
Bilim nasıl bir ışıksa, müzik nasıl bir ışıksa edebiyat, felsefe, teoloji de öyle birer ışık; yalnızca düşürdükleri gölgeler farklı. Bence tüm bu sanat formlarının ve bilimlerin gerçek kıymeti, olabildiğince çeşitli gölgeye ihtiyaç duymamızda yatıyor, çünkü varoluş sorusu oldukça aldatıcı.
Sohbetimiz sona ermeden önce, sizinle bir serbest çağrışım oyunu oynamak istiyoruz. Biz bir kelime söylüyoruz, siz de aklınıza gelen ilk cevabı veriyorsunuz.
Kara delik: Gizem.
Ergenlik: Oh, insan ırkı. Hepimiz ergenlik çağındayız, değil mi?
Müzik: Güzellik.
Yapay zeka: İki kelime olabilir mi? Tehdit ve fırsat.
Ölüm: Kaçınılmaz.
Zaman: Zaman mı? Hiçbir fikrim yok. Evet. Saatin ne olduğunu bile bilmiyoruz. Einstein'ın meşhur bir sözü var: "Saat ne yapar? Zamanı ölçer. Zamanın ne olduğunu söylemez." Bu gerçekten çok canlı bir araştırma alanı.
- 19 Nisan'da İstanbul'da: Biletleri kapalı gişe satılan önceki dünya turuyla iki Guinness Dünya Rekoru'nun sahibi olan Profesör Brian Cox, HORIZONS ile çıktığı son dünya turu kapsamında 19 Nisan'da İstanbul'da TİM Show Center'da olacak. Biletlere bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
- Not: Röportajın İngilizce orijinalini buradan okuyabilirsiniz.
- Teşekkürler: Röportajın editörlüğü ve soruların hazırlanmasındaki yardımlarından ötürü Büşra Erkara'ya, çeviri için Deniz Kaynak'a teşekkür ederim.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Aposto GündemHer sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
NEREDE YAYIMLANDI?
Fiziğin süperstarı Brian Cox'la İstanbul şovu öncesi sohbet. MUBI, film dağıtım şirketi Cinéart’ın çoğunluk hissesini satın aldığını duyurdu. Sony Music Group, Michael Jackson’ın eser kataloğunun yarısını satın aldı.
11 Şub 2024

YAZARLAR

Nilsu Derici
Wiser Media'nın kurucusu.

Aposto Gündem
Her sabah 06.30'da 5 dakikalık gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, politika, teknoloji ve hafta sonu ekleri; kısa, yalın, öz bir şekilde.
İLGİLİ OKUMALAR
“Gibi” ilgeci (edat) Türkçede çok sık kullanılan, cümleye benzetme başta olmak üzere eşitlik / karşılaştırma, zaman (hemen peşinden / anında), olasılık / tahmin ve örneklendirme anlamları kazandıran bir sözcüktür. Bu çok sevilen ilgeç, şarkı ve şiirlerde de her zaman hak ettiği yeri bulmuştur.





