Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran eski Manchester Belediye Başkanı, yeni Başbakan Andy Burnham için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.
Britanya siyasetinin yeni perdesi: Andy Burnham dönemi ne getirecek?

Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 22 Haziran sabahı resmî konutu Downing Sokağı 10 Numara’nın önünde kurulmuş kürsüden istifasını duyurmasıyla birlikte son on yılda aynı kapının önünde veda konuşması yapan altıncı İngiliz lider oldu. 

  • 2020’de İşçi Partisi’nin başına geçtiğinde “siyasi, mali ve ahlaki açıdan iflas etmiş” bir örgütü devraldığını iddia eden müstafi başbakan, 2024 seçimlerinde elde ettiği büyük seçim zaferiyle partisini 14 yıl aradan sonra yeniden iktidara taşıdığını vurguladı. Starmer, veda konuşmasında iki yıllık yönetimi sırasında iddiasına göre yaşanan ekonomik kalkınmayı, tamamlanan altyapı yatırımlarını, ıslah edilen sağlık sistemini, genişletilen işçi ve kiracı haklarını sahiplendi; buna rağmen partisinin kendini bir sonraki seçime taşıyacak isim olarak görmediğini “iyi niyetle kabul ettiğini” ifade etti.

Aynı saatlerde Manchester Piccadilly Garı’nda Londra trenine binen bir adam vardı: Dört gün önce kazandığı ara seçimle parlamentoya dönen ve aynı gün Avam Kamarası’nda yemin edecek olan eski Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham. Britanya, istikrar vaadiyle gelen başbakanını iki yılda tüketti; şimdi ise gözler, Westminster’da süregelen siyasi tıkanıklık ve idari etkisizliğin panzehiri olarak sunulan “Kuzeyin Kralı”nda. 

Partisinden 349 milletvekilinin desteğini alarak 17 Temmuz’da İşçi Partisi’nin yeni lideri seçilen Burnham, 20 Temmuz’da Kral 3. Charles ile yaptığı görüşmede hükümeti kurmakla görevlendirilmesinin ardından ülkesinin son on yıldaki yedinci başbakanı oldu.

On yıllık kaosun gölgesinde Starmer’ın istikrar vaadi

2010’dan beri devam eden Muhafazakar Parti iktidarını sonlandırarak Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’ni ülke yönetimine taşıyan siyasi zemin, on yıl önce Brexit referandumuyla açılan uzun bir türbülans dönemiydi. Muhafazakar Parti’ye de sıçrayan Avrupa Birliği tartışmalarını bastırmak için 2016’da referandum kararı alan David Cameron, karşı kampanya yürüttüğü oylamayı kaybedince altı yıldır sürdürdüğü başbakanlık görevini bıraktı. 

Cameron’ın yerine geçen Theresa May, üç yıl boyunca Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılığını sonuçlandırmaya çalıştı, ancak Brüksel’le vardığı anlaşma parlamentoda üç kez reddedilince o da çekildi. Brexit’i nihayet gerçekleştiren Boris Johnson ise pandemi yasakları sürerken Downing Sokağı’nda düzenlenen partiler ve parlamentoyu yanıltma iddialarıyla, nam-ı diğer “Partygate” skandalıyla, devrildi. Liz Truss’ın 45 milyar sterlinlik vergi kesintileri piyasaları altüst etti ve onu 49 günle ülke tarihinin en kısa süreli başbakanı yaptı. Son olarak Rishi Sunak, 2024’te Muhafazakar Parti’yi iki asırlık tarihinin en ağır seçim yenilgisine götürdü. 

  • Kısacası 2015 seçimlerinden bu yana hiçbir Birleşik Krallık başbakanı, görev süresini tamamlayabilmiş değil.

Starmer tam da bu kaos iklimine karşı yatıştırıcı bir çözüm olarak pazarlandı: Karizma yerine ehliyet, heyecan yerine “sıkıcı” bir siyaset, spektaküler kamusal skandallar yerine gösterişsiz kamu hizmeti, kargaşa yerine tekdüzelik. 4 Temmuz 2024’te İşçi Partisi, 650 sandalyeli Avam Kamarası’nda 411 sandalye kazandı ve Starmer, 14 yıl aradan sonra partisinin ilk başbakanı oldu. 

Ne var ki parlamentoda bu ezici çoğunluğu tesis eden oy oranı yalnızca %34’tü. Seçmenlerin pek çoğunu sandığa taşıyan etken, İşçi Partisi iktidarı için duyulan özlem veya heves değil, Muhafazakarlara duyulan öfke ve bıkkınlıktı. Sonuç, İngiliz basınının deyişiyle bir “loveless landslide”dı—heybetli fakat sığ, kırılgan ve tutkusuz bir zafer.

Starmer liderliğinde zaferden çöküşe iki yıl

Bu çerçevede siyaset bilimci Rob Ford’a göre Starmer’ın seçmene sattığı ürün, “pembe dizi siyasetine son” vermekti; ancak iki yıl boyunca hükümeti, halka bu vaadin antitezini sundu. Daha ilk aylarda tasarım gözlüklerden Taylor Swift konser biletlerine uzanan pahalı hediye tartışmaları patlak verdi. Sonrasında Starmer’ın politikalarında art arda gelen U dönüşleri, özellikle de sosyal yardım kesintisi girişimleri, parti tabanını öfkelendirdi. 

  • Hükümet iki cepheden birden kan kaybediyordu: Starmer’ın İşçi Partisi geleneğiyle uyuşmayan sertlikteki göç söylemi, Nigel Farage liderliğindeki aşırı sağcı Reform Partisi’nin yükselişini durduramazken işçi sınıfı ve emeklilerden tepki toplayan sosyal yardım kesintilerine ek olarak Gazze Savaşı sırasında İsrail’i eleştirmek konusundaki isteksiz tutumu, solcu tabanıyla arasına mesafe koydu. 2025 yazından itibaren kamuoyu yoklamalarında Starmer’ın memnuniyet oranı %16 ile son 50 yıldaki tüm başbakanlar arasında en düşük seviyeye gerilerken Reform Partisi ülke genelindeki anketlerde birinci sıraya yerleşti.

Peter Mandelson’ı Washington büyükelçiliğine ataması, Starmer’ın itibarına belki de bu süreçteki en ölümcül darbeyi indirdi. 2003’te kendisini Jeffrey Epstein’in “en yakın dostu” ilan etmiş olan Mandelson, Eylül 2025’te ikilinin yakınlığını belgeleyen dosyaların ortaya çıkmasıyla görevden alındı; ancak izleyen aylarda yayımlanan yeni belgeler skandalı diri tuttu ve Starmer’ın muhakemesine duyulan güveni zedeledi. 

Dış politikada Ukrayna’ya verdiği destekle övgü toplayan ve Washington’la Mayıs 2025’te yeni bir ticaret anlaşması imzalayan başbakan, Trump’ın Grönland’ın ilhakı konusundaki hevesini eleştirip ülkesini ABD ile İsrail’in İran’a açtığı savaşın dışında tutunca o cepheyle de köprüleri attı. Geçen yılın sonuna kadar Starmer’dan övgüyle söz eden Trump, bu yılın ilk aylarına gelindiğinde Grönland meselesi yüzünden Birleşik Krallık’ı gümrük vergilerini artırmakla tehdit ediyor ve İran Savaşı’nda İngiliz üslerinin kullanılmasını kabul etmediği için Starmer’ı Winston Churchill’in basiretine sahip olmamakla suçluyordu.

Starmer için sonun başlangıcı 7 Mayıs 2026’da geldi. İngiltere’deki yerel seçimler ile İskoçya ve Galler parlamento seçimlerinde İşçi Partisi 1.496 meclis üyeliği kaybederken, Reform 1.453 üyelik kazandı ve 14 konseyin kontrolünü ele geçirdi. Parti, yarım asırdan uzun süredir elinde tuttuğu Wigan’da savunduğu 20 sandalyenin, Tameside’da ise 14 sandalyenin tamamını Reform’a kaptırdı. 

  • Ülkenin saygın seçim analistlerinden John Curtice’in ifadesiyle İşçi Partisi için ortaya çıkan tablo, “herkesin beklediği kadar kötü, hatta beklenenden daha da kötüydü.” 

14 Mayıs’ta Sağlık Bakanı Wes Streeting, seçim sonuçlarını gerekçe gösterip Starmer liderliğindeki İşçi Partisi’nin halka bir vizyon sunamadığını iddia ederek görevi bıraktı. 11 Haziran’da ise Savunma Bakanı John Healey, savunma harcamaları konusunda başbakanla yaşadığı anlaşmazlığın ardından istifa etti. Kendine yönelik istifa çağrıları yoğunlaşırken Starmer, Haziran’a kadar ayak diredi, “çekip gitmeyeceğini” ve gerekirse bir liderlik yarışında aday olacağını söyledi.

Kuzeyin Kralı’ndan Makerfield hamlesi

Starmer hükümeti bu krizlerle boğuşurken gözler giderek yıldızı parlayan Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham’a çevrildi. 56 yaşındaki Burnham, ne Westminster’daki ulusal siyasete ne de İşçi Partisi’ndeki liderlik çekişmelerine uzak bir figür: 2001’de henüz 31 yaşındayken Leigh’den milletvekili seçildi; Blair ve Brown kabinelerinde sırasıyla Hazine Başsekreterliği, Kültür Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı görevlerinde bulundu; 2010 ve 2015’te İşçi Partisi liderlik yarışlarına katıldı. 

Üstelik 2015’teki adaylığını destekleyenler arasında dostu Keir Starmer da vardı. Kaybettiği liderlik seçimlerinin ardından 2017’de milletvekilliğini bırakıp Manchester Belediye Başkanı seçildi ve bugün onu ulusal liderliğe taşıyan ününü oradaki başarılarıyla inşa etti: Otobüsleri yeniden kamu kontrolüne alan Bee Network’ü kurdu, merkezî hükümetten konut ve eğitim alanlarında yetki devri kopardı, Manchester’ı ülkenin en hızlı büyüyen yerel ekonomilerinden birine dönüştürdü. 

  • Özellikle koronavirüs pandemisi sırasında Manchester ve çevresinde uygulanacak sağlık tedbirleri konusunda Muhafazakar Parti hükümetiyle yaşadığı anlaşmazlık ve bölgedeki emekçilere daha fazla maddi destek sağlamak için yürüttüğü kampanya, ona “Kuzeyin Kralı” (King of the North) mahlasını kazandırdı.

Ne var ki bu popülerliği liderlik koltuğuna tahvil etmenin önünde teknik bir engel vardı. İşçi Partisi tüzüğüne göre liderliğe yalnızca milletvekilleri aday olabiliyordu ve Burnham 2017’den beri parlamentoda değildi. Ocak ayında Gorton and Denton ara seçiminde aday olmak için başvurmasına rağmen partinin Ulusal Yürütme Komitesi, Starmer’ın da karşı yönde oy kullandığı bir karar vererek Burnham’ın başvurusunu 8’e 1 oyla reddetti.

Fakat Mayıs’taki yerel seçim bozgunu dengeleri değiştirdi. Makerfield Milletvekili Josh Simons, halefi olarak açıkça Burnham’ı işaret ederek görevinden istifa etti. 1965’ten bu yana bir ara seçim ilk kez parlamento dışındaki bir isme yol açmak amacıyla tetikleniyordu. Seçimi kazanması hâlinde liderliğe aday olacağını ilan eden Burnham, 18 Haziran’da, kurulduğundan beri İşçi Partisi’nin elinde olan ama yerel seçimlerde Reform’a kayan bu seçim bölgesinde oyların %54,8’ini alarak Reform adayını 9.200’ü aşkın oy farkıyla geride bıraktı. %58,8’lik katılım yaklaşık yedi yılın en yüksek ara seçim katılımıydı; üstelik 1987’den bu yana ilk kez bir ara seçimde katılım, önceki genel seçimin katılımını aşıyordu. 

Kampanyanın ortasında yayımlanan Survation anketinin Reform’u %45, İşçi Partisi’ni %34’le gösterdiği hesaba katılırsa zaferin mesajı daha da netleşiyordu: “Kuzeyin Kralı,” sol siyasetin aşırı sağa kaptırdığı yerleri geri kazanabilirdi. İki gün içinde 200’den fazla İşçi Partili vekil Burnham’a desteğini açıkladı, dört gün sonra ise Starmer istifa takvimini duyurdu.

Ulusal ölçekte Manchestercılık vizyonu

Partide Starmer’ın solunda konumlanan Burnham, zengin kesimleri daha da zengin ederken gelir eşitsizliğini artırmakla suçlanan neoliberal damlama ekonomisini (trickle-down economics) reddediyor. Su idaresi gibi hayati hizmetlerde kamu kontrolünü ve ekonomik meselelerde devlet müdahaleciliğini savunan Burnham, siyasi reçetesinin köşe taşını oluşturan “Manchestercılık” (Manchesterism) vizyonu çerçevesinde neoliberalizmin iflasını tartışmaktan dahi çekinmiyor.

  • Burnham’ın somut vaatleri arasında İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana teşebbüs edilecek en büyük sosyal konut hamlesi, perakende işletmelerine vergi indirimi ve su ile enerji sektörlerindeki israfla mücadele var. 

Manchestercı yaklaşımın ilk sınavının, Burnham’ın geçmişte kamulaştırılması çağrısında bulunduğu iflasın eşiğindeki su şirketi Thames Water olması bekleniyor. Nitekim Burnham, köklerini Thatcher dönemi deregülasyon ve özelleştirme hamlelerine dayandırdığı yaşam maliyeti krizine karşı “hayatın temel unsurlarını” yeniden regüle etmekten ve gerektiğinde kamu kontrolüne almaktan söz ediyor. 

Öte yandan piyasaları ürkütmemek için sunduğu sosyalist modelin iş dünyasıyla “dostane” ilişkileri koruyabileceğini iddia ediyor ve itidal sinyalleri de veriyor. Mevcut borçlanma kurallarına bağlı kalacağını ve çalışanların vergilerini artırmayacağını taahhüt eden Burnham’ın ekonomi ekibinde İngiltere Merkez Bankası’nın eski başekonomisti Andy Haldane gibi mali kredibilitesini artıracak isimler yer alıyor.

Burnham, teknoloji alanında Amerikan veri şirketi Palantir’in NHS ile olan işbirliğine mesafeli duruyor ve Britanyalı şirketlere öncelik veren bir yapay zeka stratejisi hazırlatıyor; koltuğunu ona açan Josh Simons da bu dosyada danışmanları arasında yer alıyor. Daha uzun vadede ise Lordlar Kamarası yerine seçilmiş bir senato, nispi temsile geçiş ve “ömrü içinde” Avrupa Birliği’ne dönüş gibi fikirleri dillendirmişliği de var. 

  • Fakat sonuncu vaadini, üçte ikisi Brexit lehine oy vermiş Makerfield’da kampanya yürütürken rafa kaldırdığını da not etmek, Burnham’ın siyasi pragmatizmini kavrayabilmek adına önemli bir nokta.

Manchestercılık vizyonu ve ajandasının kritik bir unsurunu da yerel yönetimlere yetki devri (devolution) politikaları oluşturuyor. Burnham’ın 29 Haziran’da Manchester Halk Tarihi Müzesi’nde ilan ettiği on yıllık iktisadi planda, 2008 finansal krizinden beri patinaj yaptığını öne sürdüğü Britanya ekonomisini yeniden canlandırma formülü bu bağlamda okunmalı: “Büyüme, tepeden inme emirlerle sağlanamaz, yalnızca aşağıdan yukarıya beslenebilir.” 

Planın merkezinde ise “No. 10 North” ismini taktığı Manchester’da kurulacak yeni bir yönetim merkezi yer alıyor. Bu kapsamda ülke idaresi yeniden yapılandırılacak, başbakanlığa ait görev ve operasyonların bir kısmı kuzeyden koordine edilecek ve bölgesel kalkınma hedeflerine öncelik verilecek. Ayrıca belediye başkanlarına konut, sosyal yardım ve eğitim alanlarında geniş yetkiler devredilecek. Burnham, yerel yönetimlere yetki devri planlarını “ülkenin gördüğü en büyük güç dengelemesi” olarak nitelendiriyor.

Downing Sokağı’nda Burnham’ı ne bekliyor?

Starmer’ın kamuoyu desteğini yitirip devrilmesine yol açan dosyalar, Downing Sokağı’ndaki yeni ofisinde Burnham’ı da bekliyor olacak. Ekonomik durgunluk, hayat pahalılığı, yüksek enerji maliyetleri, Atlantik’in öte yakasından gelen savunma harcamalarını artırma baskısı, yapay zeka alanına getirilecek yasal düzenlemeler, Kuzey Denizi petrol ruhsatlandırmaları ve engellilik ödemeleri başta olmak üzere sosyal yardım reformu bunlardan yalnızca birkaçı. 

Piyasalar da partinin sol kanadından gelen bir başbakana şüpheyle yaklaşacak. Dolayısıyla siyaset bilimci Mark Goodwin’in de uyardığı üzere Burnham, bir yandan Britanya halkını alışılmıştan farklı bir liderlik göstereceğine ikna etmeye çalışırken öte yandan piyasaların hamlelerini “fazla farklı” olarak algılamadığından emin olmak zorunda. Üstelik 2024’te başka bir liderliğin altında kazanılan meclis çoğunluğuna yaslanarak başa geçecek ve şahsına ulusal çapta bir destekle donatılarak tevdi edilmiş yetkiden yoksun kalacak. Nitekim Temmuz’da yayımlanan bir ankete göre halkın yalnızca %27’si Burnham’ın liderlik yarışına girmeden başbakan olmasını onaylıyor.

Burnham’ın karşısında ise rüzgarı arkasına almış transatlantik bir popülist sağ siyaset var. Starmer’ın istifa haberi üzerine ABD Başkanı Trump’ın, Reform Partisi Lideri Farage’ı arayıp tebrik ettiği bildiriliyor. Ayrıca Trump şimdiden Burnham’ı “kasaba belediye başkanı” diye küçümsedi ve yeni başbakanın “aşırı derecede liberal” olduğunu belirtti. ABD Başkanı aynı konuşmasında gazetecilere Burnham’ın “muhtemelen Kuzey Denizi’ni petrol aramalarına açmayacağını” ve “Birleşik Krallık’ın ölmekte olduğunu” söyledi; bu da çiçeği burnunda başbakanın, selefi Starmer gibi Trump ile çalkantılı bir ilişki yaşayabileceğinin ilk sinyalleri olarak yorumlanıyor. Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Birleşik Krallık’ın müttefiklerine dış politika deneyimi bulunmayan Burnham’ın NATO’ya bağlılığının ve Ukrayna’ya desteğinin tam olacağının güvencesini verdi.

  • Bununla birlikte uzmanlar, Burnham’ın asıl sınavını yurt içinde vereceğini ifade ediyor; yani gözler liderlik karizmasından yoksun Starmer’ın bir türlü hakkını veremediği görevde olacak: Ülkesi için tayin edeceği istikamete dair insanların anlayacağı, inanacağı ve bağlanacağı bir hikaye anlatmak. 

Westminster siyasetinin geleneksel işleyişine karşı halk arasında biriken öfke, kendini Londra merkezli sistemin dışından geliyormuş gibi konumlandıran “Kuzeyin Kralı” için ilk aşamada bir avantaj sağlıyor şüphesiz. Ancak siyaset bilimci Matthew Flinders’a göre şimdilik adeta “İngiliz siyasetini kurtaracak bir halk kahramanı olarak selamlanan ve yüceltilen” karizmatik lider Andy Burnham için en büyük sınav, göreve geldikten sonra rüzgar tersten estiğinde ve işler istediği gibi ilerlemediğinde ülkesi için anlattığı hikayeye tutunup tutunamayacağı olacak.

En geç 2029’da yapılacak genel seçime kadar Burnham’ın izleyeceği yol, Farage ve Reform Partisi’nin iktidarın kapısına dayandığı bu dönemde Birleşik Krallık’ta merkez sol kadar aşırı sağın da kaderini şekillendirecek.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

YAZARLAR

Batur Ozan Togay

Siyaset bilimci. 1996 yılında Kadıköy’de doğdu. 2015’te Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun oldu. Politika alanındaki lisans eğitimini Durham Üniversitesi’nde tamamladı. Ardından Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’nda (LSE) uluslararası ilişkiler tarihi üzerine yüksek lisans yaptı. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü bünyesinde politik antropoloji, tarihsel sosyoloji, psikoloji ve edebiyat dersleri aldı. Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanlarındaki doktora eğitimini ve araştırmalarını Koç Üniversitesi’nde KU ve TÜBİTAK bursiyeri olarak sürdürüyor. Siyaset felsefesi, uluslararası ilişkiler tarihi, ontolojik güvenlik teorisi, sosyal kimlik ve kolektif duygu durumları üzerine çalışıyor.

Spektrum

Her perşembe yerel ve ulusal politikadan en kritik meseleleri ele alarak derinlemesine inceliyor, bağımsız bir tutumla alanında uzman akademisyenlere mikrofon uzatıyoruz.

İLGİLİ OKUMALAR