
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
Podcast serileri yeni nesil iletişim ekonomisinin yükselen yıldızları arasında. Selfie’leriyle, meme’leriyle, GIF’leriyle, TikTok’larıyla, story’leriyle görselliğin neredeyse her yeri kapladığı bir zamanda podcastler bir türlü sesten vazgeçemediğimizi gösteriyor sanki.. Sesin hayalleri kışkırtan, hayale kapı aralayan, hayalden beslenen halini seviyoruz sanırım. Doğanın, çalışmanın, ilişkilerin büyüsünün giderek kaybolduğu bir dünyada kendi başına ses hala biraz sürpriz vaat ettiği, hem anlatılanı hem de anlatanı kafamızda eğip bükmemize, şekillendirmemize fırsat verdiği için belki de. Bütün bunlar salt kafamda uçuşan bir takım romantik fikirler de olabilir tabii... Belki bugün podcast’leri içeriklerinden önce esasen daha çok hızlanan hayat temposu, oradan oraya koşturan insanlar, sabah yürüyüşleri, fitness seansları, mutfakta yemek algoritması içerisinde bir yerlerde açıklamak gerekiyor.
Öyle ya da böyle podcastler hayatımızda kalıcı olacağa benziyor. İşin ekonomik arka planını anlamak için son dönemlerde Spotify’ın bu alanda yaptığı milyonlarca dolarlık yatırımı ve Amazon’un karşı hamlelerini hatırlamak yeterli. Dijital mecralar karşısında yazılı basın, televizyon gibi daha geleneksel yayın mecraları iyiden iyiye güç kaybederken bu haber elbette hiç şaşırtıcı değil. Spotify, örneğin daha yeni Aralık ortası gibi İngiltere’den Kanada’ya taşınmalarıyla gündeme gelen Prens Harry ve karısı Meghan’ın yeni kurduğu Archewell Audio’yla podcast üretimi için hayli büyük bir anlaşmaya daha imza attı. Ayrıca 2020’de sadece podcast sektöründeki önemli yapım, reklam ve teknoloji firmalarını satın alarak bünyesine katmakla kalmadı, aynı zamanda Obamalar, Kardashianlar ve Joe Rogan gibi kitleleri etkileme ihtimali yüksek ünlüleri de programlarıyla birlikte transfer etti.

10 yılı aşkın bir süredir podcast dinliyorum. Milyonları bulan program sayısıyla bugünün podcast dünyasıyla, iPod’un Pod’unun broadcast’in cast’ine çatılarak bilgisayarlara ya da mobil araçlara indirilebilen kayıtlar için podcast kelimesinin daha yeni yeni kullanılmaya başlandığı zamanlar arasında elbette dağlar kadar fark var. Dolayısıyla sermayenin podcast’lere gösterdiği ilgi kolay kolay azalmayacaktır. Bununla birlikte paranın ilgisiyle gelişen ve giderek profesyonelleşen bir damarın yanı sıra bağımsız radyolarıyla, dergileriyle, üniversiteleriyle, dernekleriyle daha alternatif kanallardan da büyümeye devam eden bir başka damar da var. Yani podcast popüler, marjinal, muhalif türlü türlü kültürlerin, hayatların yansımalarını göreceğimiz bir mecra. Tıpkı çok daha geleneksel bir format olan kitaplarda olduğu gibi.
Zappa Zamanlar’da günün koşturmacası içerisinde gözümüzden kaçan detayları yakalamak için, yaşadığımız hayatlara podcast’ler ve kitaplar aracılığıyla daha dikkatli bakacağız. Bunlardan kimileri eskiden okuduğum, dinlediğim içerikler olacak, kimileri daha yeni. İyi olduğunu düşündüğüm kaynakları sizlerle buluşturacağım. Bazılarını daha kısa, bazılarını daha uzun... Tarım, yemek, çevre gibi üstüne çok kafa yorduğum meseleler başta olmak üzere bugün üzerinde konuştuğumuz birçok konuyu birlikte enine boyuna tartışacağız. Bunu yaparken tarihten ekonomiye, kültürden sosyolojiye, edebiyata, müziğe birçok farklı alana açılacağız.
Zappa Zamanlar gündelik haber akışının yoğunluğu ve olay bombardımanı içerisinde akutlaşan toplumsal, coğrafi ve tarihsel miyoplukla dertlenen bir yazı dizisi olacak. Ortalamaların, istatistiklerin gölgesinde kaygı ve korkuların tepe yaptığı bugünlerde bireysel olanın toplumsal ve tarihsel olanla ilişkisine işaret etmek özellikle önemli. Yalnız olmadığımızı anlamanın, farklı olana temas etmenin, çoğalabilmenin ve çoğaldıkça da sükûnete kavuşmanın yolu bu ilişkiyi kavramaktan geçiyor. İyi kitaplar bu yolda şimdiye kadar muazzam bir yol arkadaşı oldular. New York Times’ın eski edebiyat eleştirmenlerinden Michiko Kakutani’nin son kitabında James Baldwin’den alıntı yaparak altını çizdiği gibi: “Sadece sizin başınızdan geçtiğini düşündüğünüz bir şeyi okuyorsunuz ve fark ediyorsunuz ki aynı şeyi bundan 100 yıl önce Dostoyevski de yaşamış. Bu durum, sıkıntı çekerken, mücadele ederken yalnız olduğunu düşünen insan için büyük bir özgürleşme demektir. Sanat, bunun için önemlidir.”

Hemen herkes gibi benim de hayatıma önce kitaplar sonra podcast’ler girdi. Ama podcast’lerden önce esas radyo vardı!
Benim gibi 1960’lı yıllarda doğanların büyük bir çoğunluğu herhalde radyo sesine doğmuştur. Pazar günleri maç yayınlarıyla hafta içindeyse sabahın ilk şarkılı, türkülü, haberli programlarıyla radyo çocukluk anılarımın hep baş köşesinde oldu. Tezer Özlü’nün Çocukluğun Soğuk Geceleri’nde bu yüzdendir belki de hep tanıdık bir şeyler buldum. Bu tanıdıklık da muhtemelen hiç beklenmedik bir anda halinden anlayan iyi bir yol arkadaşını yanı başında buluvermenin heyecanı ve coşkusunu beraberinde getirdi:
“Pazar günleri... Şimdilerde... Sokak aralarından geçerken... gözüme pijamalı aile babaları ilişirse, kışın, yağmurlu gri günlerde tüten soba bacalarına ilişirse gözlerim... evlerin pencere camları buharlaşmışsa... odaların içine asılmış çamaşır görürsem... bulutlar ıslak kiremitlere yakınsa, yağmur çiseliyorsa, radyolardan naklen futbol maçları yayımlanıyorsa, tartışan insanların sesleri sokaklara dek yansıyorsa, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek, gitmek... isterim hep.”― Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri, 1980

Radyo, ortaokul yıllarımda geceleri yatarken dinlediğim çoğu sanki İzzet Öz’ün “hazırlayıp sunduğu” müzik programlarıyla da hayatımda olmayı sürdürdü.
Lionel Richie’yle, Duran Duran’la, Bonnie Tyler’la hep o programlarda tanıştım. Kim bilir belki Frank Zappa’nın adını ve müziğini de o sıralar duymuşumdur. Ortaokullu yıllarda radyo bugün olduğu gibi neredeyse sadece evin dışında (dolmuşta, otomobilde, sokakta…) dinlenmiyordu henüz.

Uzunca bir aradan sonra radyo Amerika’da 1990’lı yıllarda tekrar hayatıma girdi. Doktora yaptığım üniversitenin radyosunda caz, dünya müziği (tam Avrupalı/Amerikalı olmayan her türlü müziği imleyen bu “torba tür” epey popülerdi o sıra, özellikle okumuş yazmış kişiler arasında) üzerine programlar yapıyordum: “WHRW Binghamton 90.5 FM...” İstanbul’a dönünce de radyo programları yapmaya devam ettim. Açık Radyo’da Yücel Yemez ve Burcu Kuğu’yla İncir Çekirdeği’nin içeriğine ve formatına karar verirken dönüp dönüp baktığımız program Ira Glass’in müptelası olduğum This American Life’ıydı.
Bugün 25. Yılında New York Times’a taşınan 700’ü aşkın programıyla This American Life, NPR’da (National Public Radio) yayınlanan ve İstanbul öncesi hayatımda en sevdiğim programlar arasındaydı.
Glass, sıkı bir kurguya ve kısmen kurmacaya dayalı yeni bir radyo programı formatının öncülerindendi: sıradan Amerikalıları ve bunların içine doğduğu toplumu, kültürü röportajlarıyla, konuklarıyla sürükleyici bir kurguyla anlatırdı. Sürprizler, hayaller, hayal kırıklıkları ve mücadelelerle dolu insan hikayeleri beni bile çok etkilerdi. Beni bile etkilerdi diyorum çünkü Amerika o zamanlar daha yeni geldiğim, ruhen çok uzak olup alışmaya çalıştığım ve muhtemelen de doktora bittikten sonra arkamda bırakılacak bir yerdi benim için. Glass’ın programını dinlemek görüntü olmaksızın iyi bir film seyretmek gibiydi... Henüz yaşamın dört bir yandan görsellikle kuşatılmadığı zamanlardı. Hatta Ira Glass, o zamanlar görünür olmaktan çok, duyulur olmanın daha değerli olduğunu düşünüyor, yüzünü kimseyle paylaşmıyordu; bugün kısmen Napoli romanlarının yazarı Elena Ferrante’nin yaptığına benzer biçimde...

21. yüzyılda muhtemelen Ira Glass gibi usta radyocuların yaptıkları show’lardan esinlenerek podcast’ler bağımsızlaştı, popülerleşti ve ayrı bir iletişim kanalına dönüştü.
2021’de Zappa Zamanlar’da podcastlerle, kitaplarla yalnızlığa dur diyeceğimiz bir yolculuğa çıkmaya var mısınız?
Zappa Zamanlar'ı keşfetmesini istediğinizi kişilere bu sayıyı iletebilirsiniz ya da apos.to/n/zappa-zamanlar adresinden üye olmalarını söyleyebilirsiniz.
Bir sonraki sayıda görüşmek üzere!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Zappa Zamanlar“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Zappa Zamanlar
“So many books so little time...” Frank Zappa’dan ilhamla: Zappa Zamanlar: Kitaplar ve podcastler üzerine uzunlu kısalı… Doğadan yemeğe, edebiyattan ekonomiye okuma ve dinleme notları…
İLGİLİ OKUMALAR
Kaybın ismini koymamıza rağmen gelecekten vazgeçmemek ve geleceği kurmak konusunda ısrarcı olmak. “Israr etmeliyiz” çünkü çocuklara ve gençlere hikâyelerini yazabilecekleri bir dünya borçluyuz.
26 Nis 2026

21. yüzyıl kültürü biçimsel bir nostaljiye hapsolmuş durumda. Geçmiş biçimleri yeniden paketlemek, zaten bilinen formülleri rafine ederek tekrar dolaşıma sokmak, tanıdık olandan şaşmamak... Mark Fisher'ın "geleceğin usulca yitişi" dediği olgu, “kültürün bugünü kavrayıp ifade etme kapasitesini yitirdiğine dair artan bir hisse” işaret ediyor.
12 Nis 2026

Bugün çoğu film, dünyayı anlamaya değil, onunla baş etmeye çalışan bireylerin duygusal evrenine çekiliyor. Bu yüzden de politik olan, sistemsel olan, yapısal olan arka plana itiliyor.
29 Mar 2026

Gastronomi, üretim zincirindeki eşitsizlikleri örten şık bir örtü yerine, bu eşitsizlikleri çözen bir kaldıraç olarak kullanılırsa; şehirler sadece bir "lezzet durağı" değil, belirsizlikler çağında "toplumsal direnç ve adalet merkezleri" haline gelebilir.
08 Mar 2026

“Bitti” dediğimiz o eski dünya düzeni, sadece askeri anlaşmalarla değil; bu tür “kalkınma” anlatılarıyla, mühendislerin hatıralarıyla ve hatta şairlerin sesleriyle örülmüştü.
15 Şub 2026




